1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
 24 Mayıs 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/25

İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER

``Herşey Türk işi'' adlı kitap, kaçırılan otobüsteki boş koltuğun üzerinde duruyordu. Polisin dikkatini çekti. Kapağını açtı, ``Hacettepe Üniversitesi Kütüphanesi'' damgası vardı ilk sayfada.

Kitabın adını, yazarını not alırken, jandarma geldi. Komiserin, kitapla ilgilendiğini görünce elinden aldı; ``Burası jandarma bölgesi. Bu sizin değil bizim işimiz.'' 

Haklıydı, Ankara'dan yola çıkan Varan otobüsü Kızılcahamam yakınlarında ormanlık bir bölgeye kaçırılmış, soyguncular kayıplara karışmışlardı. Otobüsün bırakıldığı yer kırsal alandı; dolayısıyla soygunun araştırılması jandarmanın göreviydi.

Polis de biliyordu, soruşturmanın jandarmada olduğunu. Yardım için gelmişlerdi. Ancak jandarma, polisin yardımını istemiyordu. ``Siz karışmayın'' diye uyardıkları polis ekibini, kibarca otobüsün çevresinden uzaklaştırdılar.

Zaten göreceğini görmüş, aradığı ipucunu bulmuştu polis. Kızılcahamam'dan dönen polis ekibi, Hacettepe Üniversitesi kütüphanesine yöneldi. Kitabı, kütüphaneden alan öğrencinin adını öğrenmek zor olmadı. Acemi soyguncularla karşı karşıyaydılar.

Kütüphaneden polis ekibi çıktı. Hemen ardından jandarma ekibi içeri girdi. Onlar da kitabı alan öğrencinin adını sordu. Gencin adını öğrenince, adresini almak için öğrenci işlerine koştular. Oraya da polis, jandarmadan önce gelmişti.

Polis ve jandarma ekiplerinin kıyasıya yarışı, soyguna karıştığı belirlenen öğrencinin Sincan'daki evinde noktalandı. Eve baskın sırasında karşı karşıya gelince polis yine geri çekildi; evdekilerin sorgulanmasını Jandarmaya bıraktı. Ama polis, olayı kovalamaktan vazgeçmedi.

Kıyasıya yarış sürerken, yakalanacaklarını anlayan üç genç, Küçükesat Polis Karakoluna giderek teslim oldu. Polis, gençleri jandarmaya verdi. Basın açıklaması ve olay yeri tatbikatı da Kızılcahamam Jandarma İlçe Komutanlığı tarafından yapıldı.

Nisan 2000'de yaşanan bu olay, polis ve jandarma arasında, bir zamanlar varolan işbirliği döneminin sona erdiğinin kanıtlarından biriydi. Jandarma, sadece Ankara'da değil, görev yaptığı tüm bölgelerde kapanmıştı polisle işbirliğine.

Oysa üç yıl öncesine, 1997'ye değin durum çok farklıydı. Jandarma, kendi bölgesindeki cinayet, soygun gibi adli olayların çözümünde bile polisten yardım istiyor, rekabet içine girmiyordu.

Ama ne zaman ki, bir polis şefi, ``Öyle darbe falan olmaz. Çünkü eğer asker darbe yapacaksa, artık polisi de yanına almak zorundadır'' dedi; durum o andan itibaren değişti. Askerler, hemen ayağa kalktı. Haksız da değillerdi, askere meydan okuma vardı polis şefinin sözlerinde:

``Türkiye'de 167 bin polis var. Polis teşkilatı 12 Eylül öncesinde olduğu gibi değil artık. Ellerinde ağır silahları var. Üstelik 7 bin tane özel tim görevlisi var. Bunlar dağlarda yaşıyorlar, her şartta yaşamaya ve savaşmaya alışmışlar. Askerler, darbe yapmak için polisleri de yanlarına almak zorundalar.''(1)

28 Şubat 1997 kararlarının alındığı ünlü MGK toplantısının yapıldığı gün söylenen bu sözlerin sahibi Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu'ydu. Asker, adresi bulmakta gecikmedi.

``Köstebek skandalı'', aslında ``Orakoğlu'na bedel ödetme'' operasyonuydu. Orakoğlu, yargılama sonunda beraat etti ama görevinden de uzaklaşmak zorunda kaldı.

Orakoğlu'nun hesabı görülürken, dile getirdiği gerçekler de dikkate alındı. Gerçekten de polis, 12 Eylül öncesiyle kıyaslanamayacak ölçüde güçlenmiş; alternatif bir silahlı güç konumuna gelmişti. Teknolojik olanakları da yer yer askerden ilerdeydi. Eskiden sadece tabanca ve cop ile dolaşan polis, artık roketatardan havana hatta tanksavara kadar birçok ağır silaha sahipti.

Genelkurmay, polisi rakip olmaktan çıkarmaya karar verdi; duruma el koydu. Emniyet Genel Müdürlüğü'ne, 1997 sonlarında bir yazı gönderdi; ``Elinizdeki ağır silahları bize devredin. Yasa gereği bu ağır silahlar sadece askerde bulunabilir.''

Emniyet itiraz etti; ``Bu silahları PKK ile mücadele etmek için sizin izninizle almıştık.'' Genelkurmay dinlemedi, baskıya devam etti. Emniyet'in aylarca direnmesi de yetmedi. Ağır silahlar teslim edildi de kriz çözüldü.

Asker, bununla da yetinmedi. ``Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası'' olan Jandarma'yı güçlendirmeye girişti. Birkaç yıl içinde Jandarma'nın çehresi değişti; araçları, teknik donanımı ve personeli yenilendi, geliştirildi.  Jandarma, hemen her alanda polis ile yarışabilecek bir düzeye erişti.

Jandarma'nın geldiği nokta, komuta kademesini de memnun etti. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, memnuniyetini açıkça dile getirdi; ``Jandarma Teşkilatı'nın son yıllarda sağladığı gelişme, birçok ülke jandarma teşkilatlarına örnek olmaktadır.

..Amacımız, olayların önceden açığa çıkarılması için yeterli istihbarat ağına sahip ve her türlü olaya süratle müdahale edecek, organize ve çıkar amaçlı suçlar ile faili meçhul olayları çözerek ülke genelinde huzur ve güveni sağlayacak bir jandarma teşkilatı.''(2)

Yalman'ın vurguladığı gibi, rekabetin kıyasıya yaşandığı alanlardan biri istihbarattı. Jandarma istihbaratın yasal hale gelmesi için harekete geçildi. JİTEM'in, ``Susurluk skandalı'' sırasında çok tartışılmasına rağmen, hükümet, ilgili tasarıyı TBMM'ye gönderdi. Komisyonda kabul edilen tasarı, Genel Kurul gündemine girdi.

Rekabetin açığa çıktığı alanlardan ikincisi de kriminal laboratuvarlardı. Milyon dolarlar harcandı; modern gereçlerle donatılmış Jandarma Kriminal Laboratuvarı kuruldu.

Yarış, yeni laboratuvar kurulacak kentlerin seçiminde bile sürdü. Jandarma, Antalya'ya kriminal laboratuvar kurmaya karar verdiğinde polisin laboratuvarı bitmek üzereydi. ``Neden burası? Başka bir kente, mesela Diyarbakır'a kursanız olmaz mı?'' dendiğinde yanıt kesindi. ``İllaki Antalya olacak. Emir böyle'' Tartışma ister istemez bitti.

Jandarma'nın, polise aldırmayan bu tutumu giderek tırmandı. Hedeflenen noktaya ulaştığına inanan jandarma, kent merkezlerinde operasyonlara başladı. İstanbul'da Esenyurt Belediyesi baskını, Ankara'da Enerji Bakanlığı baskını, jandarmanın polisin görev alanına müdahalesiydi aslında.

300 bine varan personeliyle Jandarma, Türkiye topraklarının yüzde 93.5'unda ``kolluk kuvveti'' olmakla yetinmedi; yüzde 100'ünde faaliyet gösterir hale geldi. ``Alternatif polis teşkilatı'' işlevini üstlendi; hatta üç yıl öncesine kadar askere bir polis şefinin ağzından meydan okuyacak kadar güçlenen polisi yok saydı.

Jandarma Genel Komutanlığı binasını doğrudan İçişleri Bakanlığı koridorlarına bağlayan ve silahlı iki jandarmanın beklediği kapı, eskiye oranla daha az açılır oldu.

Aylarca sürdürdü bu pozisyonu jandarma. Operasyon üstüne operasyon yaptı, görev alanına girmeyen kent merkezlerinde. Siyasi iktidar, jandarmanın polisi, yani sivilleri dışlamasını görmezden geldi.

Ne zamanki, operasyonların ucu ANAP'a doğru uzandı. Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, o zaman hatırladı. ``Jandarma'nın Ankara'nın göbeğinde soruşturma yapmasının izahı olmadığını'' ve de ``güvenlik hizmetleri açısından'' İçişleri Bakanına bağlı olduğunu...

İlkeler böyledir işte, nazik çiçeklere benzer, her daim sulanmak ister. Her zaman, her yerde, her koşulda savunmaz, kendi yörüngenize gölge düştüğünde çığlıklar halinde dile getirmeye başlarsanız, haklı da olsanız anlatmakta zorlanırsınız meramınızı...


(1) 28 Şubat Postmodern darbenin öyküsü, Hakan Akpınar.
(2) Savunma ve Havacılık dergisi, Sayı 6/2000.


24-30 Mayıs 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr