1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
 17 Mayıs 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/24

DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?

Sabriye, nüfus cüzdanını ilk kez gördüğünde 13 yaşındaydı. Bakmasıyla yere fırlatması bir oldu. ``Bu benim değil. Olamaz.''

Nüfus cüzdanında kendi adı yazıyordu, doğruydu. Fakat o güne değin onu besleyen, büyüten, anne ve babasının adları yoktu nüfus cüzdanında. Bambaşka isimler yazılmıştı!

Öğretmen, ilkokul diplomasıyla birlikte nüfus cüzdanını uzattığı Sabriye'nin tavrına anlam veremedi. Ellerini yüzüne kapatıp ağlayan öğrencisine birşey soramadı da. Öylece bakakaldı.

``Babası'', yavaşça eğildi. Nüfus cüzdanını yerden aldı. Sabriye'nin kolundan tuttu. Okuldan çıktılar. Yanyana, hiç konuşmadan yürüdüler.

Eve vardıklarında hala yanağından yaşlar süzülüyordu. ``Babası'', onu divana oturttu. Karşısına geçti. ``Bu senin nüfus cüzdanın kızım'' dedi.

``Biz senin asıl annen baban değiliz. Annen, sen 1.5 yaşındayken ölmüş. Baban fakir olduğu için `Bu kıza bakamam' diye seni bize evlatlık verdi.''

Sabriye'nin gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Belleğinin derinlerinden görüntüler yakalamaya çalışıyor, başaramıyordu. Ne yaparsa yapsın avukat Nuri beyden başka baba, Düriye hanımdan başka anne hatırlamıyordu.

``Kızım senin gerçek annenin adı Fadime, babanın adı da Kılıç.''

``Baba''sının gözlerine baktı yeniden. Üzüntülüydü. Sevgi vardı gözbebeklerinde. ``Anne''sine çevirdi başını. Kayıtsız, sakindi o.

Aniden herşeyi çözdü Sabriye. Düriye hanım, ona hep kötü davranmış, dövmüştü. ``Üvey anne'' olmasa kendisine öyle davranabilir miydi? O zaman inandı; anlatılanlar ne yalandı, ne de kötü bir şaka...

O günden sonra evde kendini hep bir sığıntı gibi hissetti. Eski sıcaklığı bir daha yakalayamadı. Nuri beyin, ``baba şefkati'' de, dört yıl sonra, evlendirme isteğine karşı çıkana dek sürdü. Ağanın oğluyla evlenmeyi reddetmesi, Nuri beyi çileden çıkardı:

- Ben de seni istemiyorum. Git gözüm görmesin seni. Nereye gidersen git.

Eniştesi devreye girdi. Onu çiftliğine gönderdi. Kimsesiz bir yavru güvercin kadar yalnızdı. Günler boyu kimselerle konuşmadı, içine kapandı. Sıkıntıdan hemen her gün burnu kanadı. Sarardı soldu. 

Çevrenin baskısına daha fazla dayanamayan Nuri Bey, bir ay sonra geri çağırdı onu. Yeni bir sürpriz bekliyordu Sabriye'yi. 15 gün kadar sonra kaymakam, çağırdı. ``Madem ağanın oğluyla evlenmedin. O zaman seni şoförüme alacağım.''

Şoför Nurettin, uzun zamandır Kaymakam'ın hizmetindeydi. Kaymakam, onu Manyas'tayken tanımış, Eşme'ye tayin olunca da beraberinde getirmişti. Nurettin, Sabriye'yi bir yıl önce görüp beğenmiş, ``Yabancıyla evlenmem'' yanıtı alınca yılmamış, beklemişti.

Sabriye, Kaymakam'a birşey diyemedi. Reddedecek durumda değildi. Avukat ``baba''nın evinde daha fazla kalamayacağının farkındaydı. ``Öbür tarafa gitmektense şoföre gideyim bari'' diye düşündü.

1945'te evlendiğinde henüz 17 yaşındaydı. Evlendikten nice zaman sonra bir adam geldi. ``Ben senin babanım'' dedi. Kardeşlerini de getirmişti yanında. Birlikte büyümediği bu insanlar birer yabancıydı Sabriye için.

Artık yaşamındaki tek insan kocası Nurettin Özkan'dı. Ona bağlandı. Doğan her çocuğuyla birlikte geçmişinden biraz daha koptu. Üç çocuğu oldu, Yalçın, İclal, Nuri.

Yıllar öyle akıp gidecek sanıyordu Sabriye. Öyle olmadı. Bir gün kocası, ``Sıkıldım burada'' dedi. Memleketine dönmek istiyordu. Sabriye ne yapsın, ses çıkarmadı.

Yola düşüp, Susurluk'a geldiler. Nurettin, uzun zaman iş bulamadı. Geçinmek için babadan kalma evi satmak zorunda kaldı. Sonunda bir tüccarın yanına kamyon şoförü olarak girdi. Şanssızlık yine peşini bırakmadı. Demir çekerken düşüp kolunu kırdı.

Evin bütün yükü Sabriye'nin omuzlarına kaldı. Küçük tarlayı ekip biçmeye başladı. Ancak kolu düzeldikten sonra kocasına devretti tarla işlerini. Birkaç yıl sonra Susurluk Şeker Fabrikası açılıp, kocası orada işe girene kadar kıt kanaat geçindiler.

İki kızları daha oldu. Kader ve Hayriye. Sabriye'nin tüm dünyası çocuklarıydı. Beş çocuğunu sevgiyle, özenle büyüttü. Evlenme yaşına geldiklerinde en büyük korkusu, çocuklarının yabancılarla evlenip Susurluk'tan gitmeleriydi. Yavrularının kanatlarının altından uçup gitmelerini düşünemiyordu bile.

Sonunda korktuğu oldu. Büyük kızı İclal, Bursa'nın Yenişehir'inden bankacı bir genci sevdi. Onunla evlenip, önce Yalova'ya, sonra Geyve'ye gitti. O kadarla da kalmayıp, Almanya'ya gitmek istedi İclal ve kocası.

``Ne olursun gitmeyin'' dedi Sabriye. Vazgeçirdiğini sandı. Ama sonradan öğrendi ki, küçük kızları Meral'i İstanbul'da bir yuvaya, büyük kızları Nihal'i de Yenişehir'deki babaannesine bırakmış, işçi olarak Almanya'ya gitmişlerdi.

Dayanamadı, gitti her iki torununu da alıp getirdi Susurluk'a. İclal ve eşi, çocuklarını görmek için her yaz başında geliyorlardı. Kızları alıp Almanya'ya götürüyorlar, yaz sonunda okullar açılırken, anneanneye geri gönderiyorlardı.

Beş yıl sürdü bu trafik. 1978'de, İclal ve eşi, küçük kardeşi Hayriye'nin düğünü için geldi. Almanya'da doğan oğulları Levent de yanlarındaydı.

Nişan, düğün derken tatil çabucak geçti. Düğün gecesi, herkes gibi İclal de neşeliydi, gülüp oynuyordu. Sabriye, kızına bakmaya doyamıyordu. ``Allah ne güzellik vermiş'' deyip duruyordu içinden.

Nedense yola çıkmadan önceki son gece sıkıntı bastı İclal'i. Geceliğini bile giymeden sabaha kadar oturdu yatağında. Hiç uyumadan yola çıktı. Aynı sıkıntı, onları yolcu ettikten sonra annesine geçti, o gece rüyasında gördü kazayı. Kimselere söylemedi.

Kaza haberi, bir hafta sonra geldi. Arabaları Avusturya'da bir TIR'la çarpışmış, ikiye bölünmüştü. İclal, damadı Muzaffer, küçük torunu Levent ölmüş; 9 yaşındaki Nihal ile 6 yaşındaki Meral nasıl olmuşsa sağ kurtulmuştu kazadan.

Torunları, cenazelerle birlikte geldi. Sabriye anneanne, `İclali'nin emaneti torunlarını gözyaşlarıyla karşıladı. İki kız da hala kazanın etkisindeydi. Onları kucakladı.

Gündüzleri, her saniyesini torunlarıyla geçiriyordu artık. Geceleri ise `İclali' ile birlikteydi. Yatağa uzanıp, gözlerini kapatır kapatmaz, İclal ve damadı canlanıyordu oracıkta.

Rüyaları beş yıl sürdü. Bir gece kapı çalındı. Açtı, İclal ve damadıydı. Çok güzel giyinmişlerdi. `Korkma anne, babamı sormaya geldik' dedi İclal. `Siz gittikten sonra dengesi bozuldu. İntihara kalkmış, kömürlükte her tarafını kesmiş. Şimdi iyi.'' Bu cevabı alınca rahatladılar. Giderken, `Anne sakın geldiğimizi kimseye anlatma' dediler.

Sabriye anneanne aldırmadı. Bu rüyasını herkese anlattı. Ama bir daha da onları göremedi. Kendine kızdı, özledi onları. Zamanla özlem acısına bir de kocasının baskıları eklendi. Sinirli bir insan olmuştu, eziyet edip duruyordu. Kocasının ölümüne üzülemedi neredeyse.

Yeni mutluluk kaynağı, torunu Nihal'in kızlarıydı. Yalnızlığını onlarla gideriyordu. Çok geçmedi. Nazlıcan'ın kalbinde delik olduğunu öğrendi, üzüldü.

Nihal, kızı Nazlıcan'ı, İstanbul'a doktora götürürken 10 yaşındaki Afşar'ı, Susurluk'ta bıraktı. O sabah Afşar, üzüntülüydü. ``Anneanne içimden kendimi öldüresim geliyor'' dedi. ``Neden'' diye sordu anneanne.

- Ders çalışırken kardeşim defterimi yırtıyordu. Ona bağırdım. Şimdi hastaneye gitti. Birşey olur mu? Vicdan azabı çekiyorum.

Anneanne, Afşar'ı sakinleştirmeye çalıştı. ``Hadi evinize git, şu yemeği köpeğine ver gel de kardeşine telefon edelim.''

Afşar, yiyeceği alıp çıktı. Kapıda, okul arkadaşı Berivan'ı gördü, onunla birlikte uzaklaştılar. 

Aradan iki saat geçti, Afşar dönmedi. Anneanne meraklandı. Çıktı, aramaya başladı. Berivan'ı görünce sordu. ``Bilmem'' dedi küçük kız. Onunla birlikte çıktığını pencereden görmüştü oysa.

İçine bir ateş düştü. ``Allah yandım ben şimdi.'' Çöktü kaldı. Afşar'ın cansız bedeni saatler sonra bulunduğunda gözyaşları akmıyordu.(*) Duyulmayan çığlıkları, yüreğindeki eski yaraları kanatıyordu yeniden.

``Oğlum, 73 yıldır hayatım böyle geçti. Göreceğim başka kötülük kalmış mıdır?''


(*) Afşar Sıla Çaldıran, 6 Nisan 2001'de Susurluk'ta gözü dönmüş bir vahşi tarafından boğularak öldürüldü.


17-23 Mayıs 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr