1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
 10 Mayıs 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/23

TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI

Bileklerine kelepçe takıldığında yıkıldı dünyası. Elindeki tencereyi gösterdi polise. ``Ablamın evine gidiyordum. Pazardan aldığımız bu tencereyi değiştireceğiz.'' 100 metre ötedeki evi işaret etti...

Polis, genç kızı dinlemedi bile. ``Kimliğin niye üzerinde değil? Karakola gidelim orada anlatırsın derdini.'' Hoyrat hareketlerle, arabaya sürükledi yakaladığı ``terörist''i.

75.Yıl Karakolu'na götürdüklerinde saatler 14.00'ü gösteriyordu.  Doğrudan nezarethaneye attılar onu. Orada unuttular. Sesini çıkaramadı, itiraz edemedi.

Ailesine haber verildiğinde akşam olmuş, vakit geceyarısına yaklaşmıştı. Ablası, eniştesi telaş içinde karakola koştular. Yanlarında, genç kızın kimliğini de getirmişlerdi. Görevli karakol amirine gösterdiler;

..Döndü Erdoğan, Doğum Yeri K.Maraş, Doğum Tarihi 1987.

Henüz 14'ündeydi Döndü. Kendi mahallesinde, gündüz gözüne, elinde tencereyle kelepçelenmişti. Suçu, üzerinde kimlik taşımamasıydı!

Döndü'nün kimliğini görmek de yetmedi polisin ayılmasına. ``Bekleyeceksiniz'' dediler. ``Neyi?'' diye sordular. ``Genel Bilgi Taraması yapacağız, sabıkası var mı bakacağız.''

Döndü'nün beklemeye tahammülü kalmamıştı. Çıldırmış gibiydi. Karakolun penceresine koştu. Kendini atacaktı, demir parmaklıklar onu engelledi. Sakinleştirmeye çalışan ablasından bir bardak su istedi. Su dolu bardağı eline alır almaz yere fırlatıp kırdı. Oradakilerin gözü önünde cam parçalarından birini yerden alıp, bileğini kesiverdi.

Bereket polisler, hastaneye götürülmesine izin verdiler. Orada Döndü'nün bileğine pansuman yapıldı, sarıldı. Polisten de ``serbest'' olduğu haberi gelince evine gidebildi.

Döndü, eve gittiğinde hala kendinde değildi. Ablasından saçlarını taramasını istedi. Ablası, başını okşadı, saçlarını taradı. Sonra küçük kardeşini yatağına yatırdı ama aralık bıraktığı kapı önünde beklemeye başladı.

Ama kardeşinin yatağından fırladığını farkedemedi. Hızla pencereye koşan Döndü, pencereyi açtığı gibi kendini üçüncü kattan aşağı bıraktı. Hastaneye kaldırılırken koma halindeydi. Ölümle pençeleşiyordu...(1)

Kuşkusuz, İstanbul'un orta yerinde onu kelepçeleyen polis memuru da duymuştur Döndü'nün intiharını. Ne tür bir sonuç çıkarmıştır acaba? ``Keşke kelepçelemeseydim'' diyebilmiş midir?

Sanmıyorum. Maalesef sanmıyorum...

``Keşke'' diyebilmesi için bir insanın, ``insani refleksleri''nin yerinde olması gerekir. Öldürme değil yaşatma güdüleri ayakta, öncelikli, ve de diri olan bir polis ancak kelepçe taktığı genç kızın intiharına üzülebilir. Pişmanlık duyabilir. Ders alabilir...

Mitinglerde, gösterilerde, yakaladıkları kızlara, oğlanlara cop vuran, saçlarından sürükleyen polisler, vurdukça mutlu mu oluyorlardır; yoksa üzülüyorlar mıdır? Coplarını, o narin bedenlere her indirdiklerinde çıkan ses, bir insanın canını yaktıklarını hatırlatıyor mudur onlara? Yoksa ruhsuz ``robokop''lar olarak, bir kez daha, bu kez daha sert vurmak için güç mü alıyorlardır o haykırışlardan?

Endişem bu. Acı vermekten mutlu oluyorlar, en azından farkında değiller yaptıklarının...

Binlerce çevik kuvvet polisi geçen yıl ``ayaklandığı''nda hissetmiştim bu endişeyi ilk kez. İstanbul'da, diğer kentlerde, ``Kana kan intikam'', ``Savulun Çevik Kuvvet geliyor'' sloganlarıyla yürümüşlerdi. Silahlarını havaya kaldırmış, daha güçlü silahlar istemişlerdi. Daha güçlü yasalar değil...

Adana'da bir kapıcı günahsız yere kurşunlandığında, Trabzon'da ve Aydın'da iki vatandaş evlerinin önünde dövülerek öldürüldüklerinde iyice yoğunlaştı endişem. Polis, giderek ``insani refleksleri''ni kaybediyordu!

Onları böylesine ``kan'' ve ``ölüm''ile ``barışık'' hale getiren birçok etkenden sözetmek mümkün. Ama ``üniformalı'' bir güç olduklarını unutmamak gerekli.

Üniformalılar için komutanların davranışı belirleyici önemdedir. Alt kademeleri yönlendiren, ``komutanlar''ın emirleri, daha da ötesi davranışları,  sözleridir. Açıkçası, karakoldaki, meydandaki, nerede olursa olsun polisin tek tek ``insani refleks'' geliştirebilmesi için öncelikle ``komuta kademesi''nin insani reflekslerinin gelişmiş olması zorunludur.

``Polislerin komutanı'' durumundaki Sadettin Tantan'ın ``insani refleksleri''nin ölçüsü defalarca çıktı ortaya. Anayasa Mahkemesi, polisin silah kullanma yetkisini sınırladığında ne demişti Tantan?

``Şimdi saygın mahkeme üyelerine şunu söylüyorum, bugünkü koşullarda geçtiğimiz günlerdeki bu terörist saldırıya karşı saldırıdan sonra mı güvenlik güçleri silah kullanacaktı?''

Pişkünsüt karakolda ``askı'' bulduğunda, ``Hortum Süleyman'' vakasında, valiler vatandaşları azarladığında, işkence iddiaları çıktığında, vatandaş dayakla öldürüldüğünde, cezaevlerindeki ölüm oruçlarıyla karşılaşıldığında da hep aynı mantıkla yaklaştı Tantan. Polis-vatandaş ilişkisinde hiç bir zaman ``insani refleks'' vermedi. Vatandaş cephesinden yaklaşmadı.

Belli ki, onun yaşamında hep ``enterne'' edilecek suçlular olmuş; her olaya ``polis'' gözüyle, o ``cephe''den bakmış. İçişleri Bakanı olduktan sonra da o gözlüğü çıkaramamış.

Tantan, bakan olduğunda kimi gazetelere manşet olmuştu; ``Türkiye'nin umudu'', ``Haydi Tantan''. Dürüst, başarılı emniyet müdürlüğü günleri destanlaştırılmıştı.

``Nüfuz casusları'' dedi; sayfalarca yorumlar yapıldı. ``Tapınak şövalyeleri'' dedi; derin felsefi anlamları araştırıldı bu sözcüklerin. Hele ``Yolsuzluk fahişelikten beterdir'' sözlerine bilgelik atfedildi. Düşünülmedi ki, Tantan aslında hayatı boyunca bir ``karakol polisi'' idi ve her sözcüğünün altında yatan da bu ``karakol'' deneyimleriydi.

Tıpkı Jerzy Kosinski'nin ``Bir yerde'' adlı kitabındaki ``Bahçıvan'' gibi. Bahçıvan Chance'ın tüm yaşamı, bir villanın bahçesinde geçmişti. Kapıdan dışarı bir kez bile adım atmadığından yaşama dair tek bilgi kaynağı televizyondu. Sadece çiçekler, toprak ve doğayla ilişki içindeydi.

Villanın ihtiyar sahibi ölünce bahçeden kopmak zorunda kaldı Chance. Tesadüfler onu ülkenin etkili isimleriyle karşı karşıya getirdi. Chance söylenenleri anlamakta güçlük çekiyor, ne denirse densin o bildiği tek dil olan ``doğanın dili''yle yanıt veriyordu.

Ünü giderek arttı. Amerika Başkanı da onu merak etti. Karşı karşıya geldiklerinde Başkan sordu;

- Mr.Gardiner? Borsada havaların kötü gitmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Chance büzüldü. Sanki düşüncelerinin kökleri aniden nemli toprağından sökülmüş ve karmakarışık, dostça olmayan bir havaya atılıvermiş gibi geldi. Gözlerini halıdan ayıramıyordu. Sonunda konuştu:

``Bir bahçede'' dedi. ``Bitkilerin filizlendiği bir mevsim vardır. İlkbahar ve yaz vardır, ama sonbaharla kış da vardır. Ardından ilkbaharla yaz geri gelir. Kökler koparılmadığı sürece, her şey yolundadır, iyi olacak demektir.''

``İtiraf etmeliyim ki Mr.Gardiner'' dedi Başkan. ``Bu söyledikleriniz uzun, çok uzun zamandan beri işittiğim en iç rahatlatıcı ve iyimser açıklamalardan biri.''(2)

Tantan'ın sözleriyle ilgili verilen tepkiler de Gardiner'in karşısında büyülenen ABD Başkanın tepkisine benziyordu.

Şimdi büyü bozuldu. Ama maalesef nedeni, ``karakol polisliği''nin anlaşılması olmadı...


(1) Kelepçe takılınca intihara kalkıştı, Ali Balcı, Sabah, 1 Mayıs 2001; Çocuğa ölüm kelepçesi, Timur Soykan, Radikal, 2 Mayıs 2001.

(2) Bir yerde, Jerzy Kosinski, E Yayınları, 4.Baskı, Mart 1990.


10-16 Mayıs 2001/Tempo


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr