1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
 03 Mayıs 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/22

KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM

Bir idam mahkumu, bundan daha inandırıcı, daha gerçekçi ve de ayakları yere basan bir mazeret bulamazdı:

``..zamanım yok.''

İdamını bekleyen Timothy McVeigh, hayvan hakları savunucularının ``Son yemeğinde vejetaryen menü seç, böylece Amerika'daki mezbahaların durumuna dikkati çek. Ölürken et yiyerek bir başka canı daha yanında götürme'' ricasına böyle yanıt vermiş:

- Davanızı anlıyorum. Ama bir avcı olarak ihtiyacım kadar et yerim. Tartışmayı daha fazla uzatmaya zamanım yok.

Her gün herkesin belki onlarca kez başkalarından duyduğu, bir o kadar da birşeyleri ertelemek için kendi kendine fısıldadığı bu mazereti, bir idam mahkumundan duymak sarsıcı. ``..zamanım yok.'' sözcükleri, sıradanlıktan kurtulup, yerli yerine oturuyor onun dilinde...

Şaka değil söyledikleri. Ne de olsa ölüm evinde zehirli iğneyle idam edileceği günü bekleyen bir insan o. ``Zamanının kalmadığı'' doğru. 16 Mayıs'a kaç gün kaldı şunun şurasında?

Ancak McVeigh'in sözlerinin anlamı biraz kaymış durumda. O da kavramların Türkçeye yanlış çevrilmesinden kaynaklanıyor. Doğrusu, ``..vaktim yok.'' olmalıydı.

``Bu da nereden çıktı? Zaman ve vakit aynı şeyler değil mi?'' diyenler çıkabilir. Evet, artık günümüzde ``vakit'' sözcüğünü televizyonlardan, gazetelerden duyamıyoruz, bu kavram unutuldu. Ama ``vakit'' ile ``zaman'' farklı kavramlar. Aralarındaki fark, eski Türkçe-öz Türkçe sorunundan daha büyük ve önemli. 

``Bir işe verilecek zaman''dır vakit. Örnek mi? ``Vakit dar. Şimdi vaktim yok. Vakit bulursam...'' İkinci tanımı ise ``uygun zaman''dır. ``Vaktinde yola çıkmalı...'' örneğinde olduğu gibi...

Zaman ise soyut bir kavramdır. ``Zaman dediğimiz şey aslında ne gözle görülebilir ne de elle tutulabilir. Duyularımızla algılanamaz bir şeydir zaman.

`Bana zamanın ne olduğu sorulmadığı sürece zamanın ne olduğunu biliyorum, ama sorulduğunda bilmiyorum' demiş yaşlı bilge.''(*)

İnsan doğanın çarkı içinde zaman kavramından bağımsız yaşar ama sosyal ilişkilerinde zaman kavramına gereksinim duyar. O nedenle varetmiştir zaman kavramını.

Özetle, McVeigh'in şimdi zamanı var ama vakti yok! İki kavram arasındaki bu derin uçurumdan haberdar mı, onu da bilemiyoruz...

İki kavram arasındaki farkın Türkiye'de unutulduğu kesin. Maalesef, bir kavramın kullanılmaz olması, başka bir kavramla karıştırılması basit tesadüflerle açıklanamaz. Her kavram bir sosyal gerçeğe tekabül eder.

Gerçekten de yakın tarihe şöyle bir gözatmak bile, vakit kavramının unutulmasının sonuçlarıyla yüzyüze gelmemize yeter. Her tarafta hayasızca sırıtan bir ``zaman savurganlığı'' ile karşılaşırız; herkesin bol bol zamanı vardır. Fakat hiç kimsenin herhangi bir problemi çözmeye ayıracak ``vakti yoktur.''

Bir alışkanlık olmuştur bu ülkede zaman harcamak. Sorunlar üzerine büyük nutuklar atılır, zaman su gibi harcanır. Aradan yıllar geçer, bir bakarsınız ki, aynı yerde sayıp durmuşsunuzdur. O zaman anlarsınız ki, zaman harcanmış ama sorunu çözmek için vakit ayrılmamıştır.

Öyle olmasa ``Muasır medeniyetler'' seviyesine ulaşabilmek amacıyla yola çıkan Cumhuriyet, 78 yıllık tarihinin en çetin problemleriyle uğraşmak zorunda kalır mıydı?

Kurulduğundan bu yana Anayasasını, siyasi partiler yasasını, seçim yasasını bir türlü oturtamamış Cumhuriyet'in, bu ana metinlerinin her fırsatta orasından burasından çekiştirilip yamalı bohçaya çevrilmesinin başka nasıl bir izahı olabilir?

Hadi öncesini görmezden gelelim! İyi de biz 12 Eylül askeri müdahalesinden bu yana demokratikleşmeye çalışmıyor muyuz? Fazla gerilere gitmeye gerek yok. Fikir özgürlüğü tartışmalarını ele alalım. 1983'ten sonra yıllarca politikacılarımız, Türk Ceza Yasasının 141-142 ve 163.maddelerini değiştirmek uğruna kapışmadılar mı? Sonunda o maddeleri kaldırmayı başardılar da ne oldu?

Terörle Mücadele Yasası geldi yerine. O gün bugündür bu yasanın maddeleri tartışılıyor! O maddesini mi kaldırsak, bu maddesini mi? Aradan 20 yıla yakın zaman geçti, fikir özgürlüğü sorunu hala çözülmeden yerinde duruyor.

Güneydoğu'da sıkıyönetim vardı. ``Kaldırılsın'' çığlıklarına, ``Kaldıracağız'' karşılığı verildi. Yıllar sonra kaldırıldı da ne oldu? Yerine ``olağanüstü hal'' geldi. Şimdi de onun kaldırılması gündemde...

``Güneydoğu meselesi'' idi konuşuldu konuşuldu, bir adım ileri gidilemedi. ``Kürt sorunu''na dönüştürüldü, yine aynı yerde sayıldı. ``PKK/Terör sorunu'' oldu; iş iyice düğümlendi. Terör durdu, bu kez problemin varlığı unutuldu.

Ne garip, geriye dönüp baktığımızda bütün siyasi iktidarlar harıl harıl çalıştılar, didindiler. Başarılarıyla övündüler, alkışlandılar. Fakat heyhat! Cumhuriyet, bir türlü demokrasiye kavuşamadı.

Onunla da kalmadı, problemler bataklığa döndü. Yeniden yapılanamayan, çağa ayak uyduramayan devlet giderek köhnedi, çürüdü. Bırakın ``Avrupa Ligi''nde top koşturmayı, koca ülke yangın yerine döndü. Ekonomi, parmaklarını kıpırdatacak mecalleri bile kalmayan koalisyonun üzerine çöktü. 

Kriz noktasında apışıp kaldılar. Bu da doğaldı. Zaman harcamayı bildikleri kadar vakit ayırmayı bilmiyorlardı çünkü. O nedenle de ülkeyi yeniden düze çıkaracak program üretmek yerine, ömürlerini uzatmaya çalıştılar. Buldukları ``peygamber'' de öncelikle iktidarı kurtardı, onlara zaman kazandırdı.

Koalisyon ortakları, siyasi ömürlerinin en ölümcül yarasını aldıklarını, vakitlerinin tükendiğini algılayamıyorlar. Oysa Amerika'da idamını bekleyen ``Oklahoma bombacısı'' McVeigh, sonunu kabullenebilme basiretini gösterebilmiş. Zamanı kendisi için noktalarken söyleyeceği son sözü de şimdiden seçmiş. Ölümünden hemen önce 19.yüzyıl İngiliz şairi William Ernest Henley'in ``İnvictus'' (Fethedilemez) adlı şiirinden bir mısrayı okuyacak:

``Kaderimin patronu, ruhumun kaptanıyım.''

Keşke bu iddiayı, Türkiye'deki hükümet de taşıyabilseydi de kaderini ``zaman''ın yokedici ellerine teslim etmeseydi...


(*) Zaman üzerine, Norbert Elias, Ayrıntı Yayınları, 2000.


3-9 Mayıs 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr