1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
 19 Nisan 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/20

ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ

Aşkı anlatmanın değil ama anlamanın yollarından biridir koku. Sevdiğinizin bedeninden kilometrelerce uzaklardayken bile onun kuytularından yayılan kokuyu belleğinizden bulup çıkarmakta güçlük çekmiyorsanız, o bedenin kokusu sizin için fırından yeni çıkmış bir ekmeğin kokusu kadar kolay tanımlanabiliyorsa, tereddüde gerek kalmamış demektir. Aşk, gelip oturmuştur yüreğinizin tahtına...

İnanın bir aşkta, parmak uçlarının sevgilinin teninindeki gözenekleri ezberleyebilmesi kadar, burnun onun kokusunu algılayabilmesi de önemlidir.

Sevişmek, dokunmak kadar koklaşmaktır da. İki beden buluşunca pulsuz, görüntüsüz davet mektupları olan kokular birbirine karışır; o ana özgü yeni bir koku oluşur sıcak yatakta. İşte o koku, yeniler, tazeler insanı...

Sevişmek ile doğum arasındaki doğrudan ilişkiden kaynaklanıyor olsa gerek, yeni doğmuş bebeklerin kokusu da eşsiz bir uyarıcı, tazeleyicidir. Henüz doğmuş, yumuk gözlü, buruşuk tenli pembe bir yumak halindeyken bebeğin salgıladığı koku, bahar duyguları yeşertir çevresinde. Kucağına alan her insana yaşamı hatırlatır bebek.

Ancak yeni doğmuş bebeğin kokusu da sevişen tenlerden yükselen koku gibi geçicidir. Çok değil, bir iki gün geçince bebeğin yaydığı ``taze insan kokusu'' kaybolur. Önce süt-pudra-kaka kokusu baskın hale gelir. Sonra çevre de devreye girer ve bebeğin kokusu olgunlaşır. O büyüdükçe kokusu da olgunlaşır ve zamanla bildik ``insan kokusu'' halini alır.

Her insanın kokusu vardır, kokusu olmayan bir tek insan vardır yeryüzünde. O da Patrick Süskind'in ``Koku'' adlı romanının kahramanı Jean-Baptiste Grenoille'dir.

18.yüzyıl Fransasında yaşayan Grenoille, ``insani duyumlardan ve duygulardan yoksun, salt kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı'' bir dahidir. Grenoille, ``kendi kokusunun bulunmadığını, onun bulunduğu yerlerde insanların insan kokusunu alamadıklarını anladığı gün'' dünyalar başına yıkılmıştır. ``Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına onun için sanki insanmış izlenimi verebilecek kokular'' sürünmektir. Her kokuyu üretmekte usta olan Grenoille, ``istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katile'' dönüşür. Ama başkalarının kokularını çalmak, ruhunu yatıştırmaya yetmez. Kendi içinde tartışır, didişir durur.

``Grenoille dehşetle irkildi. `Ne olacak?' diye düşündü, `Sahip olacağım bu koku.. ya bu koku bitince ne olacak? Bütün kokuların sonsuz olduğu anılar dünyasına benzemiyor bu iş. Gerçek koku kendini dünyaya harcıyor. Uçucu bir şey. Bittiği zaman, onu aldığım kaynak da çoktan kurumuş olacak. Eskisi gibi çıplak kalacağım, gene uydurma kokularımla idare etmeye çalışacağım. Hayır, eskisinden de berbat olacak!

Çünkü bu arada onu, kendi şahaser kokumu tanımış, takınmış olacağım, bir daha unutamayacağım, çünkü ben hiçbir kokuyu unutmam. Demek ömür boyu ancak onun anısıyla yaşayabileceğim, şimdiden olduğu gibi, şimdi de bir an için o kokuya sahip olacak olan bir ben'in ön-anısıyla yaşadığım gibi... Peki öyleyse ne diye ihtiyacım olacak bu kokuya?'

Bu düşünce hiç mi hiç hoşuna gitmemişti Grenoille'in. Daha elinde olmayan kokuyu eline geçirdiği zaman yeniden kaybedeceğinin kaçınılmazlığı ölçüsüz bir korku uyandırıyordu içinde. Ne kadar giderdi? Bir iki hafta? Belki, çok tutumlu sürünürse bir ay? Ya sonra?

..Ürperdi. Tasarılarından cayma, çıkıp geceye karışma, başını alıp gitme isteği sarıverdi içini. Ama yapmadı. Oturduğu yerde kalıp, ne kadar kuvvetli olursa olsun, isteğine boyun eğmedi, çünkü alıp başını gitmek ve bir mağaraya sığınmak eskiden beri isteğiydi.

Ama daha bilmediği, bir insan kokusuna, surun ardındaki kızınki gibi şahane bir kokuya sahip olmaktı. Bu kokunun mülkiyeti, hemen ardından kaybı ile korkunç derecede pahalı ödeyeceğini bilse de, mülkiyeti ve kaybı, ikisinden de bir kalemde vazgeçmekten daha çekici görünüyordu gözüne. Çünkü ömrü boyunca hep vazgeçmişti. Ama sahip olduğu, kaybettiği olmamıştı daha hiç.''

Süskind, ``insan kokusu olmayan'' kahramanı Grenoille aracılığıyla koku-insan ilişkisini irdeliyordu. ``Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki, sözlerden, gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür. Savılıp atılamaz bu inandırıcılık, soluduğumuz havanın ciğerlerimize işleyişi gibi, o da içimize işler, doldurur bizi, hepten ele geçirir, çaresi yoktur.''(*) Kokuların insan yaşamı açısından önemini bu satırlarıyla vurguluyordu.

Gerçekten kokular yaşamın olmazsa olmazıdır. Görmeden, duymadan yaşanabilir ama kokular almadan yaşanamaz. Görmenin açığını dokunarak, duymanın yokluğunu işaretleşerek kapatabilirsiniz. Ama koku başka şeylere benzemez, özeldir. Onun boşluğunu kapatacak başkaca bir yol, yöntem yoktur.

Kokular insana yaşadığını hatırlatır. Güzel kokuları farkedemeyen,  koklama duyusunu yitirmiş bir insanın, yaşamla bağları kopmuş demektir. Pencereleri, bahçeleri, sokakları, parkları saran bahar kokusunu farkedemeyen insan hayatta mıdır? Olsa olsa direksiyonu kaybetmiş sürükleniyordur oradan oraya...

Ya herşeye rağmen bahar kokularını farketmekle kalmayıp, ciğerlerini baharla dolduranlara ne demeli? Onlar yaşama bağlı, duyarlı insanlardır.

Bahar üzerine bunca şiir yazılması da gösteriyor ki, kokulara karşı en hassas, en duyarlı insanlar şairlerdir. Baharı daha ilk nefeste algılar, satırlara dökerler.

Şairler, duyarlılıklarının üzerine titrer, duyarsızlaşmamak için bütün rüzgarlara, bütün kokulara açık tutarlar kendilerini. Duyarlılıklarını yitirdikleri zaman yaşamla bağlarının kopacağını, şairlikten de ``istifa etmiş'' olacaklarını en iyi bilenler de onlardır.

O nedenle hiçbir şairin, duyarlılığı lanetleyen, duyarlılığa set çekmeyi savunan bir cümlesi işitilemez yeryüzünde. Rüyalarında bile böyle bir cümle sarfetseler uyandıklarında kendi ağızlarına biber sürerler herhalde.

Şair Bülent Ecevit işte bu imkansızı başardı. Kendisini pohpohlayan, hayattan, ülkeden kopuk ``kampüs milletvekilleri''nin önünde kürsüye çıktı ve bir şairin belki belki intihar mektubunda yazabileceği bir cümleyi sarfetti:

- Eğer demokrasiyi istikrarlı şekilde yaşatmak istiyorsak çok alıngan olmamalıyız, aşırı ölçüde duyarlı olmamalıyız.

``Başbakanlıktan çekil'' isyanlarına, ağır eleştirilere karşı ``aşırı ölçüde duyarlı olmamaktan'' sözeden bir Ecevit. Duyarlılığa karşı çıkan bir şair. İnanılmaz...

Herhalde Ecevit, bu yıl bahar kokusunu da duyamamıştır, baharın geldiğini, ağaçların çiçek açtığı da farkedememiştir...


(*) Koku (Das Parfum), Patrick Süskind, Can Yayınları, 1986


19-25 Nisan 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr