1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
 14 Mart 2001, Çarşamba
 

KIRLANGIÇ YUVASI/15

TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU

Döviz bürosundan aldığı dolarları çabucak saydı. Tamamdı, çantasına koydu. Çalıştığı büroya gittiğinde bir kez daha saymak istedi. 100 dolarlardan biri dikkatini çekti; hem eski, hem de rengi farklıydı...

Deneyimli bir arkadaşına gösterdi doları. ``Yüksel, bu dolar sahte galiba..'' dedi o da. Öğleden sonra fırsat bulunca döviz bürosuna yeniden gitti. ``Bu doları biz vermedik'' deyip işin içinden çıktılar. Israr etmesine rağmen sonuç alamadı. İlk kez bu büroya gitmişti, çalışanlarını tanımıyordu.

Birkaç gün sonra sürekli iş yaptıkları döviz bürosuna gidip, onlara gösterdi. Bu kez kafası iyice karıştı. ``Bu 100 dolar sahte değil ama çok eski biz alamayız.'' dediler.

Sahte mi değil mi? Bir büroya daha gösterdi. Onlar emindiler. ``Bu Saddam'ın bastırdığı sahte  dolarlardan'' deyip geri verdiler. Bir an yırtıp atmayı geçirdi içinden. Tanıdık döviz bürosundakilerin söylediklerini hatırladı. Ya sahte değilse? Kime inanacağını bilemedi.

Vazgeçti yırtmaktan, cüzdanına koydu 100 doları, aylarca da orada unuttu. O doların başına ne işler açacağının farkında değildi...

Bir gün Merkez Bankası'na gittiğinde hatırladı yeniden. Öbür işlerini bitirdikten sonra üç numaralı gişeye yaklaştı. Doları uzatıp sordu:

- Bu para gerçek mi, sahte mi?

Yaka uçları düğmeli gömleği sıktığı için boynunu güçlükle çeviren tombul görevli kravatıyla oynamayı bıraktı. Çıldırtacak kadar ağır hareketlerle 100 doları aldı, mavi ışığın altına tutup şöyle bir baktı. Birden hareketleri hızlandı, başını kaldırdı. Gişenin önünde duran kişinin kim olduğuna dikkat etmemişti. Merkez Bankası'na sahte dolar getirme cesaretini gösteren kim acaba? Yukardan aşağı süzüverdi; giyimini, yüzünü, ellerini inceleyip tanımaya çalıştı.

Gişenin ardından kendisine yönelen kuşkulu bakışları farkeden Yüksel, tedirgin oldu. Kötü bir şey mi yapmıştı? Ama neyi yanlış yapmış olabilirdi ki? Eninde sonunda sahte para bozdurmaya çalışmamış, sadece sormuştu, ``Bu sahte mi'' diye...

Tombul görevli daha fazla düşünmesine bırakmadı. ``Bu para sahte'' açıklamasını yaptı. Sözlerinin etkisini ölçmek ister gibi gözlerine bakıp bir an sustu. Elini yeniden kravatına götürecekti ki, vazgeçti. Ürkütüp kaçırmamak için sakin, yumuşak bir sesle ekledi:

- Tutanak tutmamız lazım.

Yüksel anlamadı, sordu. ``Ne olacak?'' Sıradan bir işlem yapacaklardı o kadar.

- Tutanak tutacağız. Siz de bir imza atacaksınız?

Sadece bir imza atacaksa mesele yoktu, bekleyebilirdi. Devletin bu yüzüyle daha önce hiç tanışmamıştı. Hiç karakola gitmemiş, mahkemeye düşmemiş, vergisini, sigortasını düzgün yatırmış bir vatandaştı. ``Tamam, beklerim. Herşey kanuna uygun olsun'' karşılığını verdi. Gişenin karşısında boş bulduğu bir sandalyeye oturup beklemeye başladı.

Bu sırada tombul görevli de telefona sarılmış, el kol sallayarak heyecanla konuşuyordu. Telefonu kapattıktan sonra önündeki kağıtlara döndü, çalışır gibi yapıyordu. Ama daha çok Yüksel'i gözlüyordu.

Zaten o da sürekli gişeye bakıyordu. Tutanağın yazılması ne zaman bitecek de imzalayıp gideceğim diye soruyordu gözleriyle.

Bir polis tepesine dikilince anladı neden bu kadar beklettiklerini. Demek polis çağırmışlardı! İş ciddiydi. Polis koluna girerken, gişedeki tombul adamın elinde gördü sahte 100 dolarını.

``Şimdi bir fırlayıp şu doları yırtsam da kurtulsam'' isteği yükseldi içinde. Polisin sesini duydu; ``Karakola gitmemiz gerekiyor'' dedi. Sıkıca tutmuştu kolunu. Fırlayıp parayı kapması mümkün değildi. Artık iş işten geçmişti.

100 doları polis aldı. Görevlinin hazırladığı tutanağın bulunduğu zarfa koydu. Yeniden Yüksel'in kolunu tuttu. Kapıda bekleyen arabaya binene kadar da bırakmadı. Yakındaki Anafartalar Karakoluna gittiler. Merkez Bankası'nda olanları anlattı. Komiser inanmamış olacak ki, sordu:

- Nereden aldın bu 100 doları?

- Hatırlamıyorum aylar oldu.

Döviz bürosu falan sıralayıp işi büyütmek istemiyordu. Karakoldan bir an önce kurtulmasının yolunun daha fazla konuşup, işleri iyice dolandırmamasına bağlı olduğuna karar vermişti.

Bir yandan da kendi kendine kızıp duruyordu. ``Ne aptallık yaptım da bu parayı Merkez Bankası'na getirdim? Keşke yırtıp atsaydım.'' Komiser, defalarca sorup yaklaşık cevapları aldıktan sonra ikna oldu karşısındakinin azılı bir kalpazan olmadığına. Anlattıklarını tutanağa geçirdi.

Yüksel, tutanak bitince imzalayıp işyerine dönebileceğini sanıyordu. Öyle olmadı. Komiserin görevlendirdiği polis geldi. ``Haydi bakalım. Adliyeye gidiyoruz.'' Başına gelen felaketin boyutlarını anlamıştı ama akıntıya kendini koyvermekten başka yapacak bir şey kalmamıştı. ``Ah salak kafa, o 100 doları neden yırtmadın.''

Adliyede adli tabip Yüksel'i, üç dört dakika süren bir muayeneden geçirdi. Beraberindeki polis ile birlikte bu kez Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gittiler. Büyük binada ilk uğradıkları yer, dolandırıcılık şubesiydi. Parmak izini alırken üzüldüğünü gören polis, teselli etti:

- Merak etme. Beraat edince onu getirirsin fişini sileriz.

Ardından emniyet binasının her katını dolaştırmaya başladılar. Hırsızlık Şubesi, Mali Şube vs... Oradan oraya dolaşırken, şubelerden birinde sordular. ``... Emniyet Müdürü .... 'yi tanır mısın?'' O zaman anladı, bürodaki arkadaşları, ailesi meraklanmaya başlamışlar, tanıdık emniyet müdürünü devreye sokmuşlardı. Rahatlarken, saatine baktı. Akşam olmuştu. Merkez Bankası'ndan polis eşliğinde çıkarken saat 10.10'du. Saddam dolarının peşinden sürükleniyordu saatlerdir.

Dolandırıcılık Şubesi'ne götürdüler yeniden. Meğer aynı isimde bir kişi hakkında dolandırıcılık şikayeti varmış. Birkaç sorudan sonra uyandı. ``Benim de adım Yüksel Küçük ama ben 15 yıldır aynı Mali Müşavirlik bürosunda çalışıyorum. Hiç emlakçıda çalışmadım.'' Polisler hak verdiler ona. ``Haklısın ama bizim resmi evrakı tamamlamamız lazım.''

Anafartalar Karakolundan gelen polisle düştüler yine yola. Bu kez istikametleri Esat Karakoluydu. Bereket orada bekleme uzun sürmedi. Şikayetçi onu görür görmez itiraz etti. ``Hayır, beni dolandıran bu adam değil.'' Yüksel, sevinmedi bile. Bıkkınlık kaplamıştı her yanını.

Yüzleştirme tutanağını alıp çıktılar. Adliye'ye vardıklarında vakit geceyarısına yaklaşıyordu. Doğrudan nöbetçi hakimin karşısına çıkardılar Yüksel'i. Hakim, önündeki dosyayı inceledi, sonra ifadesini aldı. ``Tamam gidebilirsin. Tutuksuz yargılanacaksın.''

Adliye'den çıkarken, polis memuruyla vedalaştı. Karakola dönmesi için taksi parasını sıkıştırdı cebine. O da bütün gün kendisiyle birlikte aç susuz dolaşmış, kelepçe takmamış, dostça davranıp moral vermeye çalışmıştı.

Yüksel, doğru evine gitti. Karısı, çocukları sevinçle karşıladılar. Büro arkadaşları da oradaydı. Yüksel anlattıkça gözleri büyüdü. Bir sahte dolar yüzünden yaşadıklarına inanmakta güçlük çekiyorlardı onlar da.

Ertesi gün öğleden sonra yine Adliyedeydi. Dört ay sonrasına gün vermişti hakim. Aylarca içi içini yedi. Duruşma gününü heyecanla bekledi. Suç işlemediğini biliyordu. Peki ama ya hakim hapis cezası verirse?

12.Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya avukatıyla birlikte gitti. Duruşma kısa sürdü. Hakim sordu; ``Bozdurmak için mi götürdün bu doları?'' Yüksel, eski ifadesini tekrarladı; ``Hayır efendim. Sadece sahte mi diye sordum.'' Hakim önündeki katibe eğildi hafifçe. ``Yaz kızım...''

...sanığın üç nolu gişeye sormak üzere amerikan dolarını getirdiğinin tespit edildiği, bu suretle sanığın doları piyasaya sürme kastı olmadığı, sadece sahteliğini öğrenmek için bankaya ibraz ettiği anlaşıldığından unsurları oluşmayan müsnet suçtan sanığın beraatine verilen karar sanığın yüzüne karşı açıkça okunup anlatıldı...

Yüksel, beraat kararının kopyasını almadan ayrılmadı salondan. Katlayıp cüzdanına koydu kararı. Ne olur ne olmaz diye de hiç çıkarmadı oradan...

14-21 Mart 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr