1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK SEMİNERİ
 26 Eylül 2003, Cuma
 

ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK NEDİR? 

 Yakın bir zamana kadar “Araştırmacı gazeteci” tanımı gazeteciler arasında tepki yaratıyordu. “Nedir yani, biz haber yazarken araştırmıyor muyuz ?” tepkisi gösteriliyordu.

             

Aslında haksız da değillerdi. Elbette ki her haberin yazılması için araştırmak, soruşturmak gerekir. Her haberin kaleme alınmasından önce şöyle ya da böyle bir araştırma faaliyeti devreye girer. İster magazin haberi olsun, isterse bir polis adliye haberi.

 

Bu açıdan bakanlar, araştırmacı gazetecilik olarak tanımlanan ayrı bir uzmanlık alanının olmaması gerektiğini savunuyorlardı. Bu bakış açısı, araştırmacı gazeteciliğin tarihinin de gazetecilik kadar eski olduğunu savunuyor; araştırmacı gazetecilik tanımını küçümsüyordu.

 

 Oysa günümüzde yürütülen habercilik faaliyetine baktığımızda artık 5-10 yıl önceki durumun değiştiğini görebiliyoruz. Artık araştırmacı gazeteciliğin farklı bir disiplin haline geldiği genel kabul görüyor. Yani gazetecilerin çoğu artık bu tanımı kabul ediyor, böylesine bir uzmanlık alanı olduğunu tartışmıyor.

 

Peki neden? Neden gazetecilik faaliyeti içerisinde “araştırmacı gazetecilik”  olarak tanımlanan ayrı bir uzmanlık dalına gerek duyuldu? Bunu daha iyi anlatabilmek için öncelikle araştırmacı gazeteciliğin tanımı, işlevi, dünyada ve Türkiye’de tarihsel gelişimi üzerinde durmak gerek.

 

Bu derste bu noktaları biraz açmaya çalışacağım. İkinci derste araştırma yöntemleri, üçüncü derste de yazma teknikleri üzerinde durmak istiyorum.

 

Şimdi araştırmacı gazeteciliğin tanımı ve işlevi konusuna dönelim. Ve soruyu yeniden soralım; neden araştırmacı gazetecilik diye bir uzmanlık alanına gerek duyuldu?

 

1)     Zaman sorunu : Belki de zamansızlık sorunu demek gerekir. Habercilik dinamik bir faaliyettir. Zaman akar siz peşinden koşarsınız. Öyle bir koşturmadır ki bu. Kişisel tarihiniz ile ülkenin tarihi birbirine karışır. Ben birçok gazeteci arkadaşımda rastladım. Bir tarih hatırlamak istediklerinde “O zaman Özal Başbakandı, suikastli kongreden bir ay kadar önceydi” ya da “Mesut Yılmaz’ın evinde dinleme aletleri  bulunmuştu, ondan 15 gün sonra benim kızım doğdu” gibisinden paralellik kurarlar.

   Hani  yaşlı köy kadınları çocuklarının doğum tarihini bilmez de bir sel felaketi ya da harman zamanı ile  anlatırdı ya. İşte gazeteciler de öyledir çoğu zaman. Bu nirengi noktaları bir magazin muhabiri için başka, polis muhabiri için başka olabilir. Fakat temelde böyle bir tarihsel karışım söz konusudur.

     Bunu şunun için anlatıyorum; gazetecilik dinamik bir faaliyettir. Zamana karşı yarıştır. Onat Kutlar’ın İshak adlı öyküsünde yaptığı bir tanımlamayı gazetecilik için de alıntılayabiliriz. Der ki; “Avcının iyisi uçarı vurur. İyi öykücü, akıp giden zamanın ritmine onu durdurmadan kalem uydurandır.Bir süre birlikte döner o çarkla. Ve bir ölü noktayı geçince bırakır.”

Gazeteci de böyle zamanla birlikte döner durur; sürekli kurşun atıp iyi haberi avlamaya çalışır. Ama zamanla yarışmak zorunda kalması çoğu zaman haberlerin yeterince araştırılamamasına, sorgulanamamasına neden olur.

Hele bir skandalların, felaketlerin, şokların ve de mega şokların nadir görüldüğü bir ülkede değilseniz. Sürekli yeni felaketler, yeni skandallar, yeni sarsıcı olaylarla uğraşmak zorunda kalırsınız. Üstelik her yeni gelen olay, her yeni skandal bir öncekini geriye ittiği için de deyim yerindeyse olayların tümünü, ayrıntısını, bütün boyutlarını değil de sadece köpüğünü alıp okuyucuya yansıtmakla yetinmek zorunda kalırsınız.

 

İşte o zaman da gazetecilerin bir bölümünün zamana karşı yarıştan çekilip, geride kalanları toparlamakla ya da zamansızlık sorunu yüzünden yeterince araştırılmayan konulara eğilmesi gerekir. Bence araştırmacı gazeteciliğin ayrıldığı noktalardan biri burasıdır. Yani zamana karşı yarışta daha rahat koşabilmesidir.

Tabii arada kesin ve aşılmaz sınırlar yoktur. Araştırmacı gazeteci olmasa da diğer dallarda çalışan her gazeteci de kimi kez zamana karşı yarıştan çekilerek, ya da kimi kez de zamana karşı yarıştan vazgeçmeden binbir müşkülat içerisinde  araştırmacı gazetecilik örnekleri verebilir. Ama bu da onu yine de araştırma gazeteci olarak tanımlamamıza yetmez.

 2)       Sürü gazeteciliği  :  Günlük gazetecilik faaliyeti sırasında neredeyse içgüdüsel olarak yaşanan bir gazetecilik türü vardır. Buna benim de katıldığım bir tanım var; “Sürü gazeteciliği.” (Basının Gücü/Martin Walker/Milliyet Yayınları/Ocak 1999) Gazetecilik özünde sorgulama işidir; soru sormayla başlar; soruların yanıtını yansıtmakla biter.  Fakat günlük faaliyetler sırasında çoğu kez soru sorma unutulur; kalabalıkların hep aynı yere akması, bir sürünün bilinçsizce oradan oraya savrulması gibi benzer tepkileri verir.

Kendisine haber yapılması için verilen bilgileri / belgeleri hiçbir ön elemeye ve kritiğe tabi tutmaksızın, harfi harfine haber yapar. Neden, niçin diye bakmaz. İradesini başkalarının kontroluna bırakır. Sorgulamayı unutur; farklı açılardan bakma yeteneğini kaybeder; yani habercilik refleksleri zayıflar.

Tıpkı güvenli bir yolda olduğunu sanarak dikkatini kaybetmiş sürücüler gibidir sürü gazetecileri. Dikkatlerini ve sorgulama yeteneklerini kullanmayı bir yana bıraktıkları için sadece bir yansıtıcı durumuna gelirler. Daha açık bir deyişle söylemek gerekirse birilerinin hoparlörü olurlar. Mikrofona söyleneni yansıtırlar, kendilerinden hiçbir şey katamazlar haberlerine. Farklı bir bakış açısı sergileyemezler.

     Sürü gazeteciliğinin örneklerini her gün yanımızda yöremizde görüyorsunuz. Basın toplantılarında, siyasi liderlerin gezilerinde görebilirsiniz. Burada gazeteciler, haber objesini sorgulamak, incelemek yerine birbirlerini kollarlar; birisinin kendisinin yazdığından iki satır fazla yazmamasını sağlamaya çalışırlar. Böylece daha iyi gazetecilik yaptıklarına inanırlar.  Oysa yaptıkları iş çoğu zaman basmakalıp aktarma metinleri üretmektir.

   Dikkat edin, bu tür faaliyet gösteren gazeteciler içerisinde foto muhabirlerinin özel bir yeri vardır. Kimi zaman dikkatimi çekmiştir, bir foto muhabiri objektifini farklı bir yöne doğrultup flaş patlatmaya görsün. Hemen diğerleri de o tarafa dönüp birbiri ardına fotoğraf çeker. Hatta çoğu neyi çektiğini bile bilmiyordur, sadece o çektiğine göre bir şey vardır diye düşündüğü için çeker sadece. İşte bu sürü psikolojisidir.

   Savaş muhabirliğinde sürü gazeteciliğinin daha çarpıcı örnekleri yaşanır. Ağır koşullar altında çalışan gazetecilerin sahada çalışırken birbirlerine yakınlık göstermeleri, dayanışmaları kaçınılmazdır.  Örneğin savaş koşullarını izlemeye giden muhabirler, Irak örneğinde de görüldüğü gibi aynı otelde kalır, aynı lokantalara gider, aynı bürolardan haber yazar. Kısa sürede bir sosyal grup haline gelirler. (Basının Gücü/Martin Walker) Sonuç olarak da olayları birlikte tartışır, birlikte değerlendirirler.

Bu da uzlaşmayı ve sorulara ortak akılla yanıt vermeyi getirir. 1979’da Güney Kore’nin başkenti Seul’de Başkan Park’ın vurulmasının ardından geçen birkaç saat içinde neredeyse tüm basın ortak sorular etrafında toplanmıştı; “Amerikalılar önceden biliyor muydu? Başkanın ölümü Kore’ye daha fazla liberalleşme getirir mi?” Bütün basın bu sorular etrafında yoğunlaştı. Hadi neyse bu biraz zararsız bir örnek. Ama daha vahim olanları da var...

“Dünya basınının sararmış dosyaları gözden geçirilirken yanlış olduğu ortaya çıkan sayısız uzlaşma örneğine rastlanır. 1914’te tarafsızlar arasında Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’nı kazanmayacağı; 1917’de Bolşevik Ayaklanması’nın bir yıl sürmeyeceği; 1929’da (New York Times’ın onurlu istisnasıyla) Wall Street’te çöküş yaşanmayacağı; 1940’ta (İngiliz basını dışında) Hitler’in kısa sürede İngiltere’yi yeneceği ve 1941’de de (Pravda dışında) yine Hitler’in Sovyetler Birliği’ni yenilgiye uğratacağı  yönünde ortak görüşler vardı.

Ciddi gazetelerin hedef alması gereken haber analizi ve değerlendirmeler ile kehanette bulunma arasında çok ince bir çizgi vardır. Basın toplu bilgeliği içinde bile kaçınılmaz olarak sık sık yanılgıya düşecektir.”

Böylesine uzlaşma örnekleri için Türk basınında, Türk medyasında çok daha fazla vaka sıralanabilir. 28 Şubat sürecinde yaşananlardan tutun da, her seçim sonucuna ilişkin tahminlere  varana değin pek çok örnek verilebilir.

Ancak gerek uzlaşma biçiminde ortaya çıksın, gerekse az önce anlattığım gibi bir basın toplantısında ya da benzeri bir olayda sorgulamadan aktarma biçiminde çıksın, “Sürü gazeteciliği”, gazeteciliğe zarar verir. Aslında akıntıya kürek çekmek biçiminde gerçekleştirilen bu konformist gazetecilik tarzı, gazetecinin kendi birikimine de ihanettir.

Bu noktada söylemek gerekir ki,  araştırmacı gazetecilik,  sürüden ayrılmaktır. Aklını, iradesini başkasını teslim etmeden, başkasının hoparlörü olmadan, sabırla, inatla gerçeğin peşinden koşmaktır. Kimileri otoyolda rahatça ilerlerken,  kimi  zaman bir patikadan yürümeyi, hatta kimi zaman da keçi izi bile olmayan rotayı izlemeyi göze almaktır.

  3)     Araştırma yöntemlerini bilmemek: Bilginin bu denli çeşitlendiği, bollaştığı bir ortamda yaşıyoruz. Artık sorun çoğu kez bilgi azlığı değil, bilgi bolluğu. Ve de bu bolluk, bu sağanak yağış içerisinde gerçekten işimize yarayacak bilgileri ayırdedebilmek. Bu bilgiler içerisinden yapacağımız seçmeyle gerçeğe varabilmek.

Bu da gazeteciler için araştırma yöntemlerini bilmeyi zorunlu hale getiriyor. Fakat burada ciddi bir sorun yaşanıyor; gerçekte gazetecilerin araştırma tekniklerini yeterince bilmemeleri. Hani  başlangıçta da söyledik, bazı gazeteciler her gazeteci araştırma yapar, araştırmayı bilir der ama gerçek hiç de öyle değil. Almanya’dan bir örnek vereyim.... (Cumhuriyet Hafta/Güray Öz/ 11 Mayıs 2001)

 2001 yılı Nisan ayında Almanya’nın önde gelen, neredeyse nesli tükenen araştırmacı gazetecileri kendi aralarında örgütlenmeye karar verdiler. “Netzwerk Recherche” “Bilgi Toplama Ağı” adı altında örgütlenen gazetecilerin başında, Südwestfunk’un şef röportajcısı Thomas Leif ve Almanya’nın ünlü araştırmacı gazetecisi Hans Leyendecker bulunuyordu.   Kohl skandalıyla ilgili yazdığı kitapla araştırmacı gazeteciliğin Almanya’da hala yaşama şansı bulunduğunu kanıtlayan Leyendecker,  “GAZETECİ, YANAĞINDA POLİTİKACININ ÖPÜCÜK İZİ DEĞİL, YUMRUK İZİ OLAN KİŞİDİR” sözüyle de tanınıyordu.

Leyendecker, sonunda isyan bayrağını çekti;  Almanya’daki basını ve gazetecileri ağır bir dille suçladı; bilgi toplamaya üşenen, araştırmayan gazetecinin gazeteci sayılmayacağını söyledi. “Bilgi Toplama Ağı” kurucuları, Almanya’da gazetecilerin bilgi toplama, araştırma konusunda eğitilmediğinden de yakındılar. Gazetecilerin araştırmayla dostluğu konusunda yaptıkları çarpıcı bir araştırmayı açıkladılar: Almanya’da yerel gazetecilerin yüzde 78’i en basit bilgi toplama tekniklerinden habersizdi !

Acaba aynı araştırmayı Türkiye’de yapsak nasıl bir sonuç elde ederiz? Kişisel tahminimi söyleyeyim; Almanya’da yerel gazeteciler için verilen yüzde 78’lik orana ulusal medyada görev yapan gazeteciler arasında da ulaşabiliriz.

Bunu neye dayanarak söylüyorum? Gazetelere, televizyonlara bakalım. Yapılan haberlerin önemli bir bölümü,  firmaların, özel ya da resmi kurumların, politikacıların verdikleri bilgilerin ya da açıklamaların aktarılmasından ibaret. Araştırmak yerine basın bürolarının, basın müşavirlerinin ya da menejerlerin açıklamaları gazetecilere yetiyor. Tabii araştırma deyince de internete, “google”a bakmayı kastetmiyorum. Gerçi Türkiye’de azımsanamayacak sayıda gazeteci, “google”a bakmayı bile bilmiyor ya, neyse...

 Ayrıca araştırma derken, meçhul yerlerden gelen dosyaları, ayrıca bir enerji sarfetmeden kaleme almayı da kastetmiyorum. Gerek siyasi organizasyonlardan, gerek okuyuculardan ya da karanlık bazı mahfillerden gönderilen servise sunmaya hazır durumdaki dosyaları yazmanın “araştırmacı gazetecilik” ile karıştırılmaması gerekir. Evet, o da bir tür gazeteciliktir ama araştırmacı gazetecilik değildir. Onlar farklı bir işlev görür...               

4)     İşlev/söylem farklılığı:  Araştırmacı gazeteci, araştıran, soruşturan kişiliğiyle kaçınılmaz olarak muhalif bir duruşu vardır. O nedenle de araştırmacı gazeteci dendi mi, dünyada genel olarak kimi güç odaklarına karşı duran, muhalefet eden gazeteci anlaşılır.            

Gazeteci John Keane’in araştırmacı gazetecilik ile ilgili tanımı da bu noktadan hareket ediyor. Keane, “Araştırmacı gazetecilik,  demokratik leviathan’ın gizli ve şamatacı saldırganlığına karşı çıkmaya çalışır. Siyasal rüşvet, suç ve yolsuzlukları sabırla inceleyerek ortaya döker... şu ilkeyi geçerli sayar: ‘haber bir yerlerde birilerinin basılı olarak görmek istemediğidir" diyor. Ne kadar ilginç değil mi? “Haber bir yerlerde birilerinin basılı olarak görmek istemediğidir.” Birilerini memnun etmek değil, tam tersine rahatsız etmek sözkonusu.

    Gerçekten de verilen metinleri aktarmak yerine araştırmaya başlayınca birilerini rahatsız etmemek imkansız. Bunun için siyasi bir hedefiniz olması da gerekmez. Sadece gazetecilik güdüleriyle hareket etmeniz, meraklı olmanız, sorulara yanıt aramanız, Esra D.Arsan’ın dediği gibi “mayınlara basmanızı” kaçınılmaz kılar.

    Üstelik dünyanın neresinde olursanız olun  mayınlara basmadan araştırmacı gazetecilik yapamazsınız. Mayınlar ülkeden ülkeye değişir, her ülkede farklı tip ve nitelikte mayınlar döşenmiştir araştırmacı gazetecilerin yoluna.

(Esra D.Arsan/06.05.2002/BİANET)  “Türkiye'de bu mayınlar ordu, laiklik veya Atatürk gibi kavramları korumak amacıyla döşeniryorsa, Zimbabwe'de Mugabe rejimini, İran'da Mollaları, Çin'de devletin yüce varlığını, Kolombiya'da uyuşturucu mafyasını korumak, ABD'de ise, tüm dünyayı yöneten büyük şirketler ve Pentagon'un kirli işlerini örtbas etmek için döşenebiliyor gazetecilerin dans ettiği pistlere.”

 Mayınlara basmanın gazeteci açısından yaratacağı sonuç konusunda yine en popüler ülke Amerika’dan örnek verelim. “Amerikalı araştırmacı gazeteciler April Oliver ve Jack Smith, CNN'in deneyimli muhabirleri olarak Haziran 1998'de “Valley of Death/Ölüm Vadisi” adlı bir araştırma haberi hazırladılar.  Haber, Vietnam savaşı sırasında ABD ordusunun “Sinir gazı" kullandığını ortaya çıkarıyordu; üstelik bu kimyasal silah, sadece Vietnamlılara karşı değil, “Operation Tailwind/Tailwind Operasyonu” adlı özel bir misyonla, ordudan kaçan bazı Amerikan askerlerine karşı da kullanılmıştı.
Oliver ve Smith, haberi hazırlarken Vietnam savaşına katılmış bir çok asker ile, ama özellikle de bir emekli komutanla konuşmuşlardı. Vietnam savaşı sırasında birliklere komuta etmiş bu rütbeli asker, Robert Van Buskirk, CNN muhabirlerine ABD ordusunun Vietnam'da çeşitli zamanlarda sinir gazı kullandığına tanık olduğunu söylemiş, böylece haberin omurgasını oluşturan açıklamayı yapmıştı. 

ABD'de "Tailwind Story/Tailwind haberi" olarak basın tarihine geçen bu araştırmacı gazetecilik” örneği; hem April Oliver'in hem de ortağı Jack Smith'in sonu oldu. Haberin daha ilk bölümü CNN’de yayınlanır yayınlanmaz Pentagon'dan yalanlanma geldi ve "fabrikasyon haber" yaptıkları gerekçesiyle soruşturma açıldı.

Sonuçta CNN bu iki gazeteciyi işten atmakla kalmadı; Pentagon'dan da özür diledi. Oliver ve Smith, her ne kadar haberlerinin arkasında durup doğruluğunu savunsalar da, haber kaynaklarının ses kayıtlarını vs. gösterseler de işlerinden olmaktan kurtulamadılar. “

Bu iki gazeteci, bir daha ABD'de hiç bir yayın kuruluşunda işe alınmadılar. Bir kere mayına basmışlardı ve ikinci kez mayınla dans etme gibi bir şansları olmadı.

Evet, böylesine riskli bir iş araştırmacı gazetecilik.  Tabi verdiğim örnek mutsuz sonla biten bir örnek. Ama unutmayın, mayınlara basıp da yollarına devam edenler de var kuşkusuz.  Bu konudaki en ünlü örnek de Watergate Skandalı. 1972’de bu skandalı ortaya çıkaran gazeteciler Bob Woodward  ve Carl Bernstein, bu skandalı ortaya çıkardıktan sonra gazeteciliğe devam ettiler. Hatta tam tersine Nixon başkanlıktan istifa etmek  zorunda kaldı.

 5)     Uzmanlık gereği: Araştırmacı Gazetecilik, uzmanlık gerektirir. Gazeteciliğe yeni başlamış birini herhangi bir alanda görevlendirerek orada yetişmesini sağlayabilirsiniz. Ama araştırmacı gazetecilik için bunu yapamazsınız. Tam tersine  başka alanlarda yetişmiş, gazetecilik pratiğini kazanmış olan insanlar bu uzmanlık alanına kaydırılabilir. Yani başka bir deyişle, araştırmacı gazetecilik mesleki deneyim sahibi olduktan sonra başarıyla yürütülebilecek bir uzmanlık alanıdır. 

Hem yeterli mesleki donanıma sahip olmalıdır; hem de başkaca ilave yetenekleri taşımalıdır. Nedir bunlar? Sabırlı ve  titiz olmalı; araştırmaktan soruşturmaktan zevk almalı. Hatta bilgiye tapmalı, bilgiyi insanlara ulaştırmayı kutsal bir iş olarak görmeli.

Herşeyi bilen ya da bilmeye çalışan biri değil, bilgiye ulaşmanın yollarını iyi bilen bir araştırmacı olmalı.  Tabii bunların dışında da bakış açısına göre birçok özellikten söz edilebilir.

  ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK TANIMLARI

 Araştırmacı gazetecilik tanımlarından söz edelim biraz da. Zaten tanımlar da bu alanda çalışan gazetecilerin nitelikleriyle ilgili önemli ipuçları içeriyor. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, ”Araştırmacı  gazeteci yetiştirme” amacını  şöyle vurguluyor:

“Bu programın amacı (Dünya ve Türkiye’yi bilen, gelişmeleri doğru algılayan, sorgulayan ve değerlendiren, meslek ilkelerine ve topluma saygılı, toplumsal sorumluluk taşıyan, Uğur Mumcu’nun araştırmacı çizgisinden ayrılmayacak olan gazeteciler yetiştirmektir.”

Dikkat ederseniz, birkaç özelliğin altı çiziliyor. Kuşkusuz Uğur Mumcu’nun araştırmacı çizgisinden ayrılmamak noktası, Türkiye’de görev yapacak her araştırmacı gazeteci için önemli. Çünkü Uğur Mumcu, Türkiye’de araştırmacı gazetecilikte bir mihenk taşı. 

Um:ag’ın tanımındaki diğer dikkat çekici özelliklerden biri de “toplumsal sorumluluk taşıyan” ifadesine yer verilmesi.

Bu noktanın üzerinde durmak istiyorum. Toplumsal sorumluluk taşımak gerçekten önemli bir nokta. Yazar Tamer Korkmaz’dan bir alıntı yapayım. “Arsiv ile Rus Ruleti oynanmaz” diyor, ekliyor; “Arşivler, Alaaddin’in sihirli lambası’ndan çıkan cin gibidir; bir açtınız mı, lambaya geri girmeleri neredeyse imkansızdır!” Korkmaz’ın Rus Ruleti’ne benzettiği arşivler, araştırmacı gazetecilerin beslendikleri temel kaynaklardan biridir. Arşivlerin de yardımıyla hazırlanan araştırmalar ile de Rus Ruleti oynanmaz. Bir kez hedefe ulaşıp, bir konuyu aydınlattınız mı, geriye dönemezsiniz. Ancak bu verilerin bulunduğunuz toplum yararına, daha açık bir deyişle insanların yararına kullanılmasına özen göstermeniz gerekir. Aksi takdirde araştırmalar bireysel silahlara dönüşür ki, araştırmacı gazeteciliğin temel amaçlarına aykırı olur bu durum.

Hatta kimi yazarlar, casuslar ile gazetecilerin tam da bu noktada birbirlerinden ayrıldıklarını söylerler. Casuslar ile gazetecilerin yaptıkları iş arasında benzerlik kuranlardan biri olan gazeteci Haluk Şahin, aradaki benzerliği ve farkı şöyle anlatıyor:

 “Casuslarla gazetecilerin yaptıkları iş, bazı bakımlardan birbirine çok benzer. Her ikisi de bilgi toplar.  Her ikisinde de temel beceri, sistematik yöntemler uygulayıp bilinmeyenleri öğrenmektir. Ancak gazetecilerle casuslar arasında çok önemli bir fark vardır: Casuslar bilgileri toplumdan saklamak, gazeteciler ise topluma açıklamak üzere toplarlar. Toplanılan bilgi birinde çok gizli damgalı raporlarda çelik kasalara girer: ötekisinde ise özel haber damgalı raporlarla geniş kitlelere. Bu yüzden, yaptıkları iş birbirine çok benzese de casuslarla gazetecilerin yıldızı pek barışmaz. Gizli istihbaratçılar, bazı bilgileri olgunlaşmadan kamuoyuna açıklayarak bir çuval inciri berbat eden gazetecilere ateş püskürürler...”

 Doğrusu ben bilgiye ulaşma yöntemleri açısından da casuslar ve gazeteciler arasında önemli farklılıklar olduğu kanısındayım.  Madem karşılaştırıyoruz bu yöntem farklılığının da altının çizilmesi gerekli. Yöntem farklılığı ile bilgiyi kullanma biçimlerindeki farklılık da birbirlerini besleyen iki önemli unsur.

Haluk Şahin’in yorumunu, um:ag’ın araştırmacı gazetecilik tanımındaki “toplumsal sorumluluk taşıma’ yükümlülüğü açısından değerlendirirsek, şunu söyleyebiliriz; Casuslar, bağlı oldukları kurumun çıkarlarını gözetir; araştırmacı gazeteciler ise bütün toplumun çıkarlarını.

Casuslar da gazeteciler gibi bilgiye ulaşmaya çalışsalar da aralarında niteliksel bir fark var. Kabul edersiniz ki, bu büyük bir fark. Hem  de benzerliği görmezden gelmeyi haklı kılacak denli büyük...

Haluk Şahin’den söz etmişken, onun araştırmacı gazetecilik tanımı ile ilgili bir yaklaşımını da aktaralım. Bildiğiniz gibi, araştırmacı gazetecilik için batıda kullanılan deyim, “'Investigative journalism'.” Şahin,  bu deyimin Türkçeye “araştırmacı gazetecilik”  olarak çevrilmesinin doğru olmadığı kanısında. “Araştırmacı Gazeteci” yerine “Soruşturmacı Gazeteci” denilmesinden yana. Bu tezi şöyle savunuyor Şahin:

 “İngilizcede belirli bir tür haberciliği anlatmak üzere 'Investigative journalism' diye bir terim var. Gelin görün ki, İngilizcede 'research' diye bir kelime de var ve onu da 'araştırma' olarak dilimize çeviriyoruz. Sözlüğe bakmak, ansiklopedi karıştırmak, telefon edip sormak gibi eylemler hep bu tür araştırmanın şemsiyesi altına giriyor. Gerçekten, her gazeteci işi gereği bu türden araştırma yapıyor. (Yoksa fazla iyimser miyim? Yoksa bu kadarını bile yapmayan 'gazeteci'ler var mı?)
'Soruşturma' lafı işte bu noktada, ihtiyaçtan devreye giriyor. Nasıl 'investigative' kelimesi 'iz sürmek, ısrarla sormak, derinine inmek' gibi anlamlar içeriyorsa, bizim 'soruşturma' da öyle değil mi? Uğur Mumcu, 'Rabıta'nın izini nasıl sürdü, Uğur Dündar, Engin Civan'ın not defterindeki şifreleri nasıl çözdü? Soruşturmacı habercilik yaparak!
Yani, her gazeteci araştırma yapsa da, her gazeteci soruşturmacı gazeteci değildir. Soruşturmacı gazeteci, güç odaklarının bilinmesini istemediği olguları derinlemesine araştırma, soruşturma ve iz sürmeyle ortaya çıkarıp belgeleriyle sunan gazetecidir.”(02.05.2003/Radikal)

 Şahin’in söylediği gibi gerçekten de “araştırma” ve “soruşturma” sözcükleri arasında bir fark var. Ancak bence kavramların içini dolduran yaşamın bizzat kendisidir. Bu kavram ilk ortaya çıktığından beri doğru yere işaret ediyor ve içeriği hiçbir yanlış anlamaya meydan vermeyecek biçimde anlaşılıyorsa sorun yoktur. Burada araştırma ve gazetecilik sözcüklerinin tek tek neyi anlattığı değil, önemli olan ikisinin biraraya gelince anlattığı. Kuşkusuz bunu da Türkiye’de yaşayan kime sorsanız, Şahin’in sözünü ettiği gibi Uğur Mumcu’yu ve onun izinden yürüyen diğer soruşturan, didikleyen, araştıran, sorgulayan gazetecileri işaret eder. Bu denli yaygın bir kavram haline gelmişken bunu değiştirmeye çalışmak aslında Türk Dil Kurumu’nun “televizyon” yerine “beyazcam” dedirtmeye çalışması gibi bir şey...

Amerika’da da “araştırmacı gazetecilik” tanımını sevmeyen, “derinlemesine gazetecilik” denilmesini savunan gazeteciler olduğunu söylemeliyim. Bu tür tartışmalar sürüp gidiyor. Ama asıl olan içerik. Şöyle ya da böyle tanımlanması tartışmaları da olsa, böyle bir uzmanlık alanının varlığı tartışılmıyor.

ARAŞTIRMACI GAZETECİLİĞİN TARİHÇESİ

Araştırmacı gazeteciliğin tarihine gelince. Bir başlangıç noktası saptamak pek mümkün değil. Başlangıçta da aktardım; araştırmacı gazeteciliğin tarihi de gazetecilik kadar eskidir diyenler de var. Ancak Amerika’da bazı üniversitelerde yapılan araştırmalar (Araştırmacı Gazetecilik-Seyfettin Turhan) araştırmacı gazeteciliğin tarihinin 17. yüzyıla kadar uzandığını gösteriyor.

Colombia University Press yayınevinin bir araştırmasında da 1690’da Benjamin Harris adlı gazetecinin koloni yönetimine yönelttiği eleştiriler, başlangıç noktası olarak gösteriliyor. Bu çalışmada ikinci örnek olarak da, New England Courier  gazetesinin James Franklin’in yönetimin emir ve talimatlarını dinlemeden yayın yapması.

Tabii eleştiri ve muhalefet araştırmacı gazetecilik için yeterli bir tanım mı? Araştırmacı gazeteciliğin başlangıç noktasını muhalif gazeteciliğin başlangıcı olarak almak doğru olmaz. Evet, muhalefet etmek için araştırmak gerekir. Ama bu her muhalefetin, her itirazın da araştırmadan kaynaklandığı anlamına gelmez. Özetle söylemek gerekirse, muhalefet eşittir araştırmacılık diyemeyiz.

Araştırmacı gazeteciliğin başlangıcından söz etmek için “modern zamanlar”ı beklemek gerekir. Ancak 1900’lerden, asıl olarak da 1950’lerden itibaren araştırmacı gazeteciliğin yetkin örneklerinin verilmeye başlandığından ve bu tanımın kullanılmaya başlamasından söz edebiliriz.

Ve tabii Amerika’da “araştırmacı gazetecilik”.... tanımının popüler olması ise Vietnam Savaşı yıllarına rastlar. Tanımı zirveye çıkaran da 1972’deki “Watergate Skandalı”dır. Nixon’ı başkanlıktan istifa etmek zorunda bırakan skandalı ortaya çıkaran gazeteciler Bob Woodward ve Carl Bernstein, büyük ün kazandıkları gibi araştırmacı gazeteciliği de zirveye taşıdılar. O tarihten itibaren de araştırmacı gazetecilik en gözde uzmanlık alanı haline geldi.

 Türkiye’de ise araştırmacı gazeteciliğin tam anlamıyla gelişimi için 1970’leri beklemek gerekti. Ondan önce nadir başarılı örneklere rastlanabiliyordu. Zaten Türkiye’de gazetecilik, Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda ve tek parti döneminde ciddi bir sansür ve kontrol mekanizması altında çalışıyordu. Çok parti dönemiyle birlikte 1950’lerden itibaren çok sesli gazetecilik başladı ve daha başarılı gazetecilik örnekleri sergilendi.

1970’lere gelene değin röportajlar, söyleşiler dışında önemli araştırma-soruşturma haberlerinin önemli bir bölümü dosya alış verişiyle yapılan habercilikti. Yani belirli güç odakları ya da siyasetçiler ile sürdürülen iyi ilişkiler (dostane ilişkiler) sayesinde alınan dosya ve belgelere dayanıyordu.Bir kez daha vurgulamak istiyorum, bu tabii ki ender de olsa araştırmacı gazetecilik örneklerine rastlanmadığı anlamına gelmez.

Türkiye’de araştırmacı gazeteciliğin en başarılı örneklerini Uğur Mumcu, 1970’lerde vermeye başladı. Belleklere kazınan ve büyük bir skandal olarak siyaset sahnesini alt üst eden “Sunta olayı”. Dönemin Başbakan ve AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in suntaları mobilya adı altında ihraç ettiğini kanıtlayan ve Uğur Mumcu ile Altan Öymen imzasını taşıyan 1976 tarihli bu haberler, büyük yankı yaptı.

Mumcu imzalı araştırma haberleri birbirini izledi. Mumcu, kimi zaman ilaç dünyasını, kimi zaman Rabıta-Diyanet ilişkisini, kimi zaman yer altı dünyasını inceledi, araştırdı. Hep özgün haberlere imza attı. Bu dönem için Mumcu’nun araştırma haberlerini izleyen gazeteciler, daha çok polis muhabirleri ve ekonomi gazetecileri arasından çıktı. Özellikle gazetelerde yeni oluşan ekonomi sayfalarında araştırma haberleri daha sık  çıkar oldu. Bu eğilim 1980’lerden itibaren diğer sayfalar ve alanlara da yayıldı.

Ancak Türkiye’de araştırmacı gazetecilik açısından dönüm noktasının “Susurluk Skandalı” olduğunu söyleyebiliriz. Susurluk’ta 1996 yılında meydana gelen ünlü trafik kazası sonrasında ortaya çıkan karanlık ilişkileri aydınlatmak üzere pek çok araştırmacı gazeteci kolları sıvadı. Nitekim de son derece başarılı örnekler verildi.

O dönemden itibaren de araştırmacı gazetecilik, Türkiye’de bir uzmanlık alanı olarak kabul edildi.   Böylece araştırmacı gazeteciler de kendilerine görece eskiye oranla daha rahat çalışma imkanları buldular.

Ancak Susurluk skandalı vesilesiyle bir noktayı dikkatinize sunmak istiyorum. Haber, canlı bir nesnedir bence. Balık gibi tazesi makbuldür; bayatlarsa kokar! Haber, zamanında yazılmalıdır; geciken haber haber değildir. Elbette “Susurluk skandalı” nın Türkiye’deki karanlık ilişkilerin ortaya çıkarılması ve araştırmacı gazeteciliğin gelişmesi açısından büyük yararları oldu. Ama bu yine de bazı soruları sormamızı engellememeli.

“Susurluk skandalı ile ortaya çıkan ilişkileri Türkiye’de hiçbir gazeteci bilmiyor muydu? Neden gazeteciler, bu ilişkiler ağının üzerine gitmiyordu? Neden bu ilişkiler zamanında yazılmadı da görmezden gelindi? Bu soru kuşkusuz sadece Türkiye’de sorulmuyor. ABD’de de kısa süre önce patlayan Enron skandalı sonrasında benzer sorular ortaya atıldı. Türkiye’deki Susurluk Skandalı sonrasında olduğu gibi ABD’de de gazetecilerin, Enron skandalı patladıktan sonra gösterdikleri performans takdire değerdi. Son derece başarılıydılar.  Ama skandal patlamadan önce olayları görmezden gelmişlerdi....

 Esra Arsan, “Enrongate” skandalı patladığında “Medyakronik” adlı internet sitesindeki yazısında “Birileri oturup “Watergate’dan Enrongate’e değişen Amerikan gazeteciliği”ni yazacak olsa, ortaya çok acıklı bir hikâye çıkardı herhalde” demişti. Eleştirdiği açıdan hiç de haksız sayılmazdı üstelik:

“Bir tarafta, küçük bir hırsızlık olayından başlayıp ABD başkanını istifaya götüren yolsuzluklar zincirini çözen müthiş bir araştırmacı gazetecilik örneği var; öbür tarafta ise ABD’nin bugüne kadar yaşadığı en büyük politik ve ekonomik skandalı bilinçli ya da bilinçsiz “atlamış”, ama yine de büyük bir aymazlıkla tavana bakıp duran yeni bir gazetecilik anlayışı.”

Arsan’ın sözünü ettiği olan Amerikan enerji devi Enron’un batışı. Bu skandal , pek çok gazetecilik tartışmasını da beraberinde getirdi. Amerikan basını skandalın patlamasından sonra başarılı bir performans sergiledi. Hergün yeni bir araştırmacı gazetecilik örneği verilerek, şirketin belgeleri didik didik edildi; 71 senatör ve 188 Kongre üyesine yazılan rüşvet çekleri ortaya döküldü; batış sürecinin ayrıntıları açığa çıkarıldı.

Oysa Enron’un iyiden iyiye çöküşe doğru gittiği dönemlerde bile medyada yayınlanan haberlerde herşey günlük güneşlik gösteriliyordu. Bütün gelişmeler batışı işaret ederken medya bunları görmezden geliyordu. Batışın ardından haklı olarak bazı gazeteciler sormaya başladı. “Peki ama bu bilgilere gerçekten ihtiyaç duyulduğunda gazeteciler neredeydi? Neden kimse Enron yöneticileri sistemli bir şekilde Amerikan halkına kazık atıp “tüymekteyken” gazetecilikle meşgul değildi? “

Gerçeğin bir ucunu Amerikalı gazeteci Andrew Sullivan ortaya çıkardı. Sullivan’ın kendisine ait web sitesinde yazdıklarından anlaşılan şu ki, gazeteciler enerji devi Enron’un çöküşünü bilinçsizce, başka bir deyişle “faka basarak” atlamamışlar; işin içinde maalesef Enron’un medya mensuplarıyla kurmuş olduğu kirli ilişkilerin de rolü var. Şöyle yazmış Sullivan: “Enron şirketi en az beş tanınmış gazeteciye birtakım hizmetlerinden  dolayı para ödemiş.”(Esra Arsan/Medyakronik)

  Enron olayında olduğu gibi Susurluk Skandalı da bize sadece haber yazmamanın, haberleri görmezden gelmenin de kötü bir tavır olduğunu öğretmeli. Bu konuda da ders almalıyız bu skandaldan...  

ARAŞTIRMACI GAZETECİLİĞİN ÇALIŞMA ALANLARI 

 Madem araştırmacı gazetecilikte tanımları anlatırken Susurluk skandalına, polisiye olaylara geldik. Akla gelen bir soruyu da yanıtlayalım. Araştırmacı gazetecilik, sadece polisiye konularla mı ilgilenir? Başka bir deyişle, araştırmacı gazetecilik bir tür dedektiflik midir?

Polisiye ilişkilerin, olayların  özellikle Türkiye’deki araştırmacı gazetecileri daha fazla meşgul ettiği bir gerçek.  Ama yine de araştırmacı gazeteciliğin çalışma alanları sadece polisiye konularla sınırlanamaz.

 Dikkat ederseniz, ekonomi dünyasıyla da ilgili birçok araştırmacı gazetecilik ürünleri ortaya çıkıyor. Hatta bu nedenle ekonomi yazarları açısından bakıldığında da ekonomi gazeteciliği ile araştırmacı gazetecilik yakından ilgili iki alan. Çünkü çıkar ilişkileri ekonomi dünyasında düğümleniyor; büyük maddi kaynaklar kamu kurumları ve özel şirketler ile kişiler arasında bu dünyada el değiştiriyor. Bu nedenle büyük parasal ilişkilerin yaşandığı ekonomi dünyası da araştırmacı gazetecilerin didiklemelerine muhtaç bir alan.

Tabii sadece ekonomi de değil. Araştırmacı gazeteciler her alanda at koşturabilir. Pek çok sosyal sorunla hatta kültürel olaylarla da ilgili çalışmalar yapabilir araştırmacı gazeteciler.

Kısaca söylemek gerekirse, insana dair her konu araştırmacı gazetecilerin çalışma alanı kapsamındadır. Çünkü her gazetecinin kıblesi insandır.

FARUK BİLDİRİCİ/ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK SEMİNERİ/ 26 EYLÜL 2003


 
OKURLARIN İLK TEMAS NOKTASI
BİLGİ EDİNME VE VERİ GAZETECİLİĞİ
MEDYA VE CEBERRUT DEVLET
KRAVATLI GAZETECİLİK
ÖZEL HAYAT KATİLLERİ
BİANET İLE SÖYLEŞİ
TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜME TANIKLIK
BARIŞ GAZETECİLİĞİ SEMİNERİ
SOSYAL SORUMLULUKTA MEDYA
MEDYA GÜNLÜĞÜ SÖYLEŞİ
ERKEN ÖLÜMLER MESLEĞİ: GAZETECİLİK
KURTHAN FİŞEK
KUTUP YILDIZINA İHTİYAÇ
YENİDÜZEN GAZETESİ
TUTUKLU GAZETE
MUSTAFA BALBAY'IN HAPİSTE BİN GÜNÜ
BEŞİR ATALAY İLE SÖYLEŞİ
MEDYA VE ETİK SÖYLEŞİSİ
BASIN HAYATI DERGİSİ SÖYLEŞİ
KILIÇDAROĞLU KEMAL BEYİ ANLATIYOR
CÖMERT AİLESİNİN ÖYKÜSÜ
KAR VADİSİ DOSYASI
KURAN KURSLARI ARAŞTIRMASI
CAHİT ARAL VE ÇERNOBİL OLAYI
METAL FIRTINA DÖNEMİNDE ÜLKÜCÜLÜK
TRABZON DOSYASI
ORHAN DOĞAN İLE SÖYLEŞİ
ARJANTİN FELSEFE GRUBU
ERMENİ TİYATROCULARA ALKIŞ
ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK SEMİNERİ


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr