1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
 21 Şubat 2010, Pazar
 

KIRLANGIÇ YUVASI/12

SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR

Güneş, o sabah Güldiken köyünü aydınlatamadı. Evlerden yükselen dumanlar kara bir bulut halinde köyün üzerine çöreklenmiş, güneş ışıklarının korku içindeki insanlara ulaşmasını engelliyordu.

Karanlığın nedeni, köyü basan üniformalılardı. Köyün erkeklerinin kimisi kaçmış, üniformalılar, yakaladıklarını da topluca başka bir yere götürmüşlerdi.

Köy meydanında kalanlar, yaşlılar, kadınlar ve çocuklardı. Gözyaşları sessiz akıyor, alevler arasındaki evlerini çaresiz bakışlarla izliyorlardı. Evlere doğru yapılan her hamle, dipçik darbesiyle karşılık buluyor, çığlıklar küfürlere karışıyordu.

Sadece Gülizar nine evini terketmemişti. Bir üniformalı, kolundan tuttu, onu da meydana sürüklemek istedi. Gülizar nine direndi, ağladı, yalvardı.

- Burası oğlumun evi. Dokuz nüfusa bakar benim oğlum. Evini yakarsanız o bize nasıl bakacak?

Üniformalı genç, Gülizar ninenin yüzüne baktı. Yalvaran gözlerini gördü, acı doluydu. Onun da gözleri yaşardı. Yaşlı kadının kolunu bıraktı, koşar adım uzaklaştı. Gülizar nine, yeni başlayan yangını söndürmek için eve döndü yine...

O sırada meydandan çığlıklar yükseldi. Üniformalılar, bir çalı süpürgesini tutuşturup aralarına fırlatmışlardı köylülerin. Bir yandan da bağırıyorlardı:

-  Derhal terkedin bu köyü. Bir daha da dönmeyin...

Kalabalık darmadağın oldu, herkes bir tarafa kaçıştı. Gülizar ninenin gelini Ayşe, ancak köyün alt yanındaki çayın içinde biraraya getirebildi yedi çocuğunu. En büyüğü Hazal'ın ayağındaki terliğin teki kaybolmuştu, öbür çocuklar da yarım yamalak giyinebilmişlerdi zaten...

Bir süre suların içinden ilerlediler, sonra çıktılar çaydan. Kimi zaman patikaları, kimi zaman yolu izleyerek, saatler sonra Lice'ye vardılar. Perişan halde boş bir arsada toplanmış, ne yapacaklarını düşünürlerken birden Hazal bağırdı. ``Babam geliyor.''

Genç adam, o gece kötü bir rüya görmüştü; bütün köy alev içinde yanıyordu. Dayanamamış Diyarbakır'dan köye dönmeye karar vermişti. Felaketi yolda öğrenmiş, ailesini aramak için Lice'ye gelmişti.

Çocuklarını, karısını sağ salim görünce rahatlar gibi oldu. Birkaç saniye geçti geçmedi. Gülizar ninenin orada olmadığını farketti! ``Annem nerede?'' diye sordu. ``Köyde kaldı, evin yakılmasına mani olacakmış. Onu getiremedik.''

KÖMÜRLÜKTEKİ TEK YORGAN

Adam, karısını ve çocuklarını Diyarbakır'a götürüp, bir tanıdığına emanet etti. Komşu köyden insanlardı onlar da. Köylerini terketmiş, şimdi devletin verdiği bir evde oturuyorlardı. Küçük evin bir odasını onlara açtılar.

Adam, ancak iki gün sonra köye ulaşabildi. Üniformalılar gitmişti. Ama köyden de geriye dehşet verici bir enkaz yığını kalmıştı. Kendi evleri sapasağlam duruyordu. Eve girdi, annesi elleri başının arasında kımıldamadan oturuyordu bir köşede. Ellerine sarıldı, öptü, öptü...

Ana oğul, evden birkaç parça eşya alıp, köyden ayrıldılar. Diyarbakır'da birkaç gün kaldıktan sonra Adana'ya gitmeye karar verdi genç adam. Mevsim yazdı, pamuk toplayıp para kazanabilirlerdi!

Bekledikleri gibi gitmedi, kısa süreli iş bulabildiler. Çok az parayla Diyarbakır'a döndüler. Tek odalı bir ev bulup oraya yerleştiler. Adam iş aramaya başladı. Ama ne mümkün! Kendisi gibi yüzlerce işsiz dolaşıyordu kentte.

İlk işi odun kesmek oldu. Üç beş kuruş kazandı balta elinde evden eve dolaşarak. Sonra seyyar satıcılık yaptı yıllarca. Zor işti o da. Dolaşırken köyü aklına geliyordu sık sık. ``Ne işim var benim burada? Orada toprağımızı ekip biçiyor, geçinip gidiyorduk. Hatta olmayana biz meyve sebze dağıtıyorduk.''

Dinmek bilmeyen sıkıntı, ülserini azdırıyordu...

Ayşe kadın için de zordu hayat. Yokluklar içinde yedi çocuğa bakmak onu da erken yaşlandırdı. Birkaç yıl içerisinde yüzündeki çizgiler kalınlaştı, elleri buruştu, gözlerinin ışığı söndü...

Zaman zaman Güldiken köyünden kadınlarla biraraya gelip eski günleri anıyorlardı. Köyden ayrıldıkları 1993 yılındaki o felaket sırasında yaşadıklarını, Diyarbakır'daki ilk günlerde çektikleri sıkıntıları konuşup, dertleşiyorlardı.

Konuştukça kederlere boğuluyorlardı. Çünkü hiçbir öykü diğerinden daha az çarpıcı ya da daha az yürek dağlayıcı değildi:

- İlk gün bir apartmanın kömürlüğüne sığındık. Apartmandan bir kadın, bir yorgan verdi, bir de kilim. Geceleri üç çocukla birlikte o tek yorganın altında yattık. Sürekli yorgan bir o yana kayardı, bir bu yana.

Bir gün gelip de herbirimizin üzerine örtecek birer yorganımızın, birer kaşığımızın olacağına inanamazdım. Sonra bir komşu yorgan verdi, öbürü yatak, bir başkası kaşık çatal getirdi. Öylece toparlandık...

Bu öykünün kahramanları olan kadın ve kocası, sığındıkları apartmanda kapıcılık yapıyorlardı. Durumlarından mennundular.

Fakat Ayşe kadın hala köydeki rahatlığına erişememişti. Aradan sekiz yıl geçmiş, bir türlü düzen tutturamamışlardı. Yaz aylarında Adana'ya, Bursa'ya gidişler dışında hala işsizdi kocası. Gülizar nine 65 yaşına gelmiş, devlet ona maaş bağlamıştı. Onun dışında evin tek geliri Hazal'ın kazandığı paraydı...

HAZAL BİR GÜZEL KIZ  

Köyden kaçarken yedi yaşında olan Hazal, bugün 15 yaşında ufak tefek bir genç kız. Bir mühendisin evinde bebek bakıyor. Okul yüzü görmeyen Hazal'ın en büyük sevinci, en büyük umudu, kardeşlerinden ikisini okula gönderebilmesi. Bereket kardeşleri derslerinde başarılı...

Hazal'ın, Diyarbakır için sıradan mı sıradan olan öyküsünü dinlerken içim titredi. Köyünden koparılışını anlatırken kapkara gözlerinden yaşlar süzüldü. Fakat sesinin tınısındaki, gözlerinin derinlerindeki o mağrur, başeğmez hali hiç bozulmadı sohbetimiz boyunca.

Sorularımı yanıtlarken, sözcüklerin arasına boşluklar koymadan konuştu. Kendi içinde çözmüştü herşeyi. Yeniden yeniden düşünmesine gerek yoktu hiç bir konuyu.

``Köyümüzü özledim. Devlet izin verse gideriz. Orada olsaydık, şimdi elalemin evinde çalışmaya muhtaç olmazdım'' dedi. ``Bence biz haketmedik bunu'' diye isyan ederken, bir yandan da gerçekçiliği elden bırakmadı, ekledi:

- Köyden çıkmamızın iyi yönü de oldu. Köyde dünyadan bihaberdik. Dünyayı tanıdık, beynimiz gelişti. Türkçeyi öğrendik. Kardeşlerim köyde olsa okuyamazdı. Şimdi okula gitme imkanı buldular.

Öldürülen Emniyet Müdürü Gaffar Okkan'dan söz ederken yine gözleri doldu. ``Herkes onun için Diyarbakır'a yeni bir baba gelmiş diyordu'' sözleriyle, ifade ettiği Okkan'ın onun gözündeki değeriydi:

- Onu tanımıyordum ama seviyordum. Öldükten sonra duyduklarım onu daha çok sevmeme neden oldu. Çok üzüldüm ölümüne. Kürtlere sahip çıkmıştı o. Türk-Kürt onun için farketmezmiş, onun için herkes insanmış. Öyle derler.

Hazal, bana ``Güneşe Yolculuk'' filminde oynayan Nazmi Kırık adlı genci çağrıştırdı. O da Hazal ile aynı yaşlardaydı. Geçen yıl Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nin açılışında yaptığı konuşmaya o gün hakettiği anlamı verememiştim:

- Aslında hepinizden çok ben barış istiyorum. Çünkü ben Diyarbakır'da yaşıyordum.

Hazal'ın öyküsünü dinledikten sonra, Nazmi'nin barışı en çok kendisine layık görmesini daha iyi anlıyorum artık...

21-28 Şubat 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr