1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
 15 Aralık 2001, Cumartesi
 

KIRLANGIÇ YUVASI/11

GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER

Her erkeğin, bal rengi gözlerinin derinliğinde kaybolmak isteyeceği kadar güzel bir kadındı kitabevinin kapısını yumuşacık bir dokunuşla itiveren kadın.

Raflara doğru ilerlerken geride bıraktığı bahar kokuları, kitapların sayfaları arasına dalan başları, birbiri ardına irkiltiyordu. Kitabevinin ruhunu zahmetsizce ele geçirmişti. Eteğine takılan bakışların artmasına aldırmadı, görünmeyen tüllerini ritmik topuk seslerinin melodisiyle uçuşturarak süzüldü.

Kapıdan girerken aklında ne bir kitap adı vardı, ne de yazar adı. Niyeti kitaplar arasında gezinmekti. Kuşatıldığı tekdüzeliğine renk katacak bir kitap, daha doğrusu yeni bir dünya arıyordu.

Aradığını bulmakta hiç zorlanmadı. Daha ilk adımda yüzlerce kitabın arasından bir kitabın davetkar adıyla çakıştı gözleri. Adına vurulmuştu kitabın. Başka hiçbir kitaba bakmadan eline aldığında da kitap onu hemencecik sardı, içine aldı...

``Ben gidiyorum.''(*)

Günlük yaşamda dikkati bile çekmeyen bu iki sözcük, bir kitap kapağında ne kadar geniş bir ufuk vadediyordu insana. Ben ve gitmek!

Hani o eski türküdeki gibi alıp başını uzaklaşmak. Nereye olduğunu bilmeden, dönmeyi kurmadan yürüyüp gitmek. Filmlerin son karesinde ufuk çizgisine doğru sürüp giden yolda ilerleyen arabanın içinde olmak...

Yaşam defteri, birbirini kesen zikzaklı çizgilerle karalanmış olanlar için büyüsünü yitirmiş olabilir bu iki sözcük. Ne de olsa ikide bir geriye bakmadan yürüyüp gitmeyi alışkanlık haline getirmiş tiplerdir onlar.

Her yeni günü bir öncesinin devamı olarak düpedüz çizgi halinde sürdürüp tüketen insanlar açısından, bu iki sözcüğün farklı çağrışımlar içermesi doğal tabi. Bu gruptaki insanların çok azı, yaşamının herhangi bir evresinde aniden çekip gitme kararı verip, çantasını toplayarak yeniliklere doğru yola çıkabilir.

Ama ipekböcekleri gibi kozasına kendini hapsetmiş insanların çoğunluğu, varolan düzeni bir anda alaşağı edivermeyi düşünemez bile. ``Ben gidiyorum'' sözcükleri, nerede ve de nasıl karşılarına çıkarsa çıksın hep aynı sarsıcı etkiyi yapar. Öyle ya, kimi zaman bir tüy de ağır gelebilir kimilerine...

NEDEN BEN GİDEMİYORUM?

Bal gözlü kadın, heyecanlanmıştı. Bırakın o sözcükleri yüksek sesle söylemek, bir kitabın adı olarak duymak bile ayaklarını yerden kesmeye yetmişti...

Kitabı sarmalarını istememişti. Kalbinin, liseli kızlar gibi kollarının arasına almış göğsünde ezerek taşıdığı kitap ile özel bir iletişim kurduğunu hissediyordu.

Sanki kalbinin gözleri vardı ve kitabı neredeyse ışık hızıyla okuyordu. Kitabın kahramanı Ferrer'in Kuzey Kutbunun sonsuz beyazlığına yolculuk yaptığı buzkıran gemisinin ilerlerken çıkardığı seslere özenmişcesine gümbürtüyle çarpıyordu kalbi....

Adımları, az önce kitabevindeki ritmini kaybetmişti. Ayakları birbirine dolaşıyor, bedenini güçlükle sürüklüyordu. Sadece iki sözcüğün ağırlığıydı taşıyamadığı.

Etrafına bakınca oturup dinlenecek bir yer göremedi. Az ilerdeki bankanın önündeki yeşillikteki dekoratif kayayı gözüne kestirdi önce. Utandı, yaşlı ninelere benzetilmekten ürktü belki de.

Trafik ışığının yanıbaşında bir kestane ağacı vardı. Evet, ona yaslanmak iyi gelebilirdi. Sırtını verdi, yapraklarını döküp çırılçıplak kalmış ağacın gövdesine.

Ağacın desteği, derin bir soluk almasına yardımcı oldu. Şimdi daha rahattı; kalbinden gelen gümbürtü de azalmıştı. Kalbinden çok beyniyle meşguldü artık. Beyninin kıvrımları alabildiğine oksijen tüketiyor; kitabın getirip önüne seriverdiği soruyla başetmeye çabalıyordu.

Soruyu baştan aldı; ``Ben gidiyorum' diyebilmenin zorluğu nereden geliyor?'' Beğenmedi, doğrudan kendine yöneltti soruyu bu kez. İç hesaplaşma kaçınılmazdı. ``Neden `Ben gidiyorum' diyemiyorum?'' Asıl problem burada düğümleniyordu.

Gitmeye karar verse neleri kaybedeceği öncelikliydi onun için. ``Yaşadığım kente ve çevremdeki insanlara bağlılığım mı engelliyor beni?'' dedi. Kocası, kızları geldi gözlerinin önüne. ``Onları seviyorum, kopamam'' diye mırıldandı.

``Ama aslolan o insanların varlığı ya da yokluğu değil. Onlar zaten benden ayrı varlıklar olmaktan çıktı. Biz bir bütünüz. Zaman, zevklerimizde farklılaşma yaratsa bile bedenlerimizi birbirine benzetecek kadar etkili oldu üzerimizde.

Kaldı ki, birlikte de gidilebilir. İyi de haydi gidelim desem, kocam da duraksar. O gidelim dese ben haydi diyemem. Onu da, beni de buraya bağlayan görünmez güçler var.''

KÖK SALIP AĞAÇLAŞMAK

Birden, sırtını verdiği kestaneyi algıladı. ``Evet, evet...'' dedi; gülümseyince yüzünde beliren ince çizgiler, gözlerinin pırıltısıyla aydınlandı. Yanıtı bulmuştu. ``Ben bu kestaneye benziyorum. Ağaçlaştım artık.''

İyice bağlanmıştı bu kente. Üzerinde yürüdüğü kaldırım taşlarının hangisinin su fışkırttığını ezbere biliyordu. Ne zaman başka bir kente gitse, dönüşte ``İl sınırı'' levhasını gördüğünde içine bir ferahlık yayılıyordu. Köşedeki bakkalın markete dönüşmesini, uzak mahallelerdeki binaların renginin solmasını, evinin içinde olup biten kadar merakla, şevkle izliyordu.

Kavşaktaki trafik polisi, sokaktaki simitçi, yan binadaki kapıcı, alt sokaktaki hırdavatçı, üst caddedeki manavla bile ahbap olmuştu; her geçişinde selam veriyorlardı. Kentinin çukurunu, çamurunu, çöpünü ve de yağmurunu içselleştirmişti.

İş yaşamında da herşey yerli yerindeydi maalesef. Rahatı yerindeydi. Çıkabilecek sorunlar, anlaşmazlıklar bile onu korkutmuyordu, kendinden emindi. Zaman zaman yakınsa, yorulmaktan sözetse bile reklamcılığı seviyordu!

Bütün bunların tek anlamı olabilirdi; ağaçlaşmak...

Ağaçlar gibi kök salmıştı o da toprağa. Üstelik kökleri, birlikte yaşadığı, vücut ısısını paylaştığı insanlarla ortaklaşmıştı. Onları birbirine bağlayan da bu ortak köklerdi...

Yanıtlanması gereken bir soru daha kalmıştı. Köklerinin engellemesi bir yana, bilinmezliğe yolculuk yapmaktan korkuyor olabilir miydi?

``Neden olmasın?'' diye düşündü kadın. ``Zaten yaşamım boyunca çılgın dalgaların kucağına atılmaktansa hep güvenli limanlarda kalmayı seçmedim mi?''


(*) Ben gidiyorum, Jean Echenoz, Doğan Kitap.

15-21 Şubat 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr