1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
 21 Aralık 2000, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/3

BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI

O ki, ölü yıkamaya alışkındı. Ne cesetler görmüş, yıkayıp, sarıp sarmalamıştı. Yaşam serüvenlerini noktalamış bedenlerin toprağa dönüş öncesindeki son tanığı olmuştu hep.

Yine de dayanamadı o cesedin haline. İçinin bulandığını, fenalaştığını hissetti. Masada boylu boyuna uzanan genç bedene dokunamayacağını anladı. Mermi delikleri, kasatura kesikleri, darbe izleri ve de otopsiden kalan dikişler, bırakın dokunup yıkamayı, bakmayı bile güçleştiriyordu.

İmam, dışarı çıktığında sapsarıydı. ``Kusura bakmayın, ben yıkayamayacağım'' dedi. Ölen gencin babası, boş gözlerle dinledi imamı. Bütün hücrelerinde yaşıyordu acıyı. Bedenindeki her gözenek kanıyordu sanki. Bir babanın başına gelebileceklerin en kötüsü ile yüzyüze gelmişti. Sözün tükendiği noktadaydı. Oğlunun cesedinin bulunduğu gasilhanenin kapısına yöneldi.

``Ben de geleceğim'' diyen bir ses duydu arkasından. Küçük oğluydu. Babasının güçlükle yürüdüğünü görünce yardım etmeye karar vermişti. İki adımda yaklaştı, birlikte girdiler içeri.

İyi ki yalnız bırakmamıştı babasını. Yığılıp kalmamıştı ama ellerini bile kımıldatamıyor, öylece durmuş bakıyordu yaşlı adam. Babasını dışarı çıkardı. Ağabeyinin ölü bedenini yıkamak ona kaldı.

Önce yüzüne baktı ağabeyinin. Olup bitenleri anlayamıyordu. O askere giderken ağabeyi de Doğu'daki bir üniversitede yükseköğrenime başlamıştı. Siyasi mücadelelerden, ideolojilerden uzak ağabeyinin cezaevine düştüğünü ailesi ondan aylarca gizlemiş; ancak Ankara'ya, evine dönünce öğrenmişti olup bitenleri. Ağabeyinin nasıl bir militan haline geldiğini hep merak etmiş, babası ise her sorduğunda ayrıntılara girmemiş, geçiştirmeyi yeğlemişti. Parça bölük anlatımlardan öğrendiği, üniversiteyi terkeden ağabeyinin ``Tokat kırsalında'' yakalandığı, uzun süren gözaltı döneminin ardından önce Elmadağ, sonra Ulucanlar Cezaevine konulup yargılanmaya başlandığıydı.

Onunla oturup konuşmayı, saatlerce dertleşmeyi, olanları ondan dinlemeyi çok istemişti. Ne yazık ki, şimdi ağabeyi olanları ona sadece cansız bedenindeki yaralarla anlatabilirdi.

Nasıl olduysa oldu soğukkanlılığını korumayı başardı. Önce ağabeyinin bedenindeki yaraları inceledi. Askerde hangi merminin insanlarda nasıl yaralar bırakacağını öğrenmişti. Mermi izlerini görünce hemen tanıdı. 14'lü tabancalardan çıkan mermiler açmıştı bu yaraları.

Biraz daha aşağı indi, ağabeyinin kasığında da derin kesikler vardı. O yaralar da kasaturayla açılmış, hatta kasatura saplandıktan sonra içerde ölümcül biçimde çevrilmişti. Herşey apaçık ortadaydı; daha fazla incelemeye gerek görmedi. Su döktü, yıkadı...

PROTESTOCULARIN ELİNDE PORTREYDİ

Ağabeyini toprağa verdikleri o günü, aylar sonra ona yeniden hatırlatan, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in Brüksel'de yaşadıklarıydı. Yanındaki, yöresindeki herkes, Cem'in, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi'nde konuşuşurken salona giren iki DHKP-C militanının protesto eylemini değerlendiriyordu:

- Nasıl içeri girebilmişler böyle rahatça?

- Ne kadar anlamsız, küstah bir saldırı.

Uzun süre dinledi insanların konuşmalarını. Bir gün yine ``Cem'e saldırı'' benim de bulunduğum bir ortamda konuşulurken dayanamadı. Bana döndü, ``Ellerindeki fotoğrafı gördünüz mü?'' diye sordu. ``Hayır'' dedim, hiç dikkat etmemiştim. Zaten gazeteler, militanların Ulucanlar Cezaevinde 10 mahkumun öldürülmesiyle sonuçlanan olayları protesto ettiklerini bile satır aralarına sıkıştırmışlardı; fotoğraflarda ne olduğu seçilemiyordu.

- Ben televizyonlarda gördüm, ağabeyimin fotoğrafıydı ellerindeki. O fotoğrafı, morgda yıkadığım gün çekmiştim.

Genç adamı dinlerken anladım ki, eylem onun umurunda değildi. Ağabeyinin savundukları, ne yapıp yapmadığı da onu ilgilendirmiyordu. Asıl olan ağabeyinin ölümünü içine sindirememesiydi. Kendi cephesinden haklıydı; ağabeyini çok seviyordu.

Sohbetten uzaklaştım bir an. Özdemir Sabancı'nın katili Mustafa Duyar'ın cenaze töreninde yaşananlar gözümün önüne geldi. Duyar, bir tetikçiydi; insan öldürmüştü. Cezaevinde kim vurduya kurban gittiği haberlerinin Türkiye'de çok insanı üzdüğü de söylenemezdi. Ancak Duyar'ın cesedi toprağa verilirken ablası hüngür hüngür ağlıyordu. İki gözü iki çeşme akan o kadın da üç kişiyi öldüren bir katile değil, kardeşi Mustafa'ya ağlıyordu.

O da kendi cephesinden haklıydı. Kardeşini, yaptıklarından bağımsız olarak görüyor; ``kadere'' gözyaşı dökmekten başka birşey gelmiyordu elinden. Yoksa o da biliyordu kardeşinin eline silahı ``kader''in vermediğini...

ASLOLAN İNSAN

Sakıp Sabancı, Mustafa Duyar'ın ablasının mezar başında ağlamasını televizyonlardan izlemiştir sanırım. Büyük olasılıkla hissettiği, kardeşinin ölümünden duyduğu acının depreşmesidir. Onun tarafında yaşanan ise Duyar'ın değil, kardeşi Özdemir Sabancı'nın öldürülmesidir.

Altını çizmek istediğim şu ki, insana ilişkin hemen her konuda iki cephe sözkonusu. Sevenler ve nefret edenler. Her insanın bir kardeşi, bir annesi babası, bir seveni var. Onların eylemler cephesinden değil de sevgi cephesinden bakması kaçınılmaz. Bize düşen ise herkesi, kimliği ne olursa olsun öncelikle ``insan'' olarak ele almak; nerede, ne zaman, nasıl olursa olsun ölmeye, öldürmeye karşı durmak...

``Af'' için de, ``F'' tipi cezaevleri için de, ölüm oruçları için de aynı pencereden bakıyorum. İnsanları kendi cephelerinde rahatsız etmemenin, adalet duygularını zedelememenin de yolu tek. O da duruma ve koşullara göre değişmeyen ``adil'' bir yargı ve ceza sistemi oluşturmaktan geçiyor.

Öyle bir sistem kurulmalı ki, cezaevindeki mahkumun da adalet duygusu incinmemeli, onun kurbanının da. Halbuki siz, cezaevlerinde sık sık doldur-boşalt yapar, isyan eden mahkumların üzerine tüfekler kasaturalarla gider sonra da sorumlularını yargılamazsanız bırakın uygar ülkelerin sizi anlayışla karşılamasını, kendi vatandaşını bile tatmin edemeyen köhne bir devlet anlayışının temsilcisi olarak kalakalırsınız bir başınıza.

Bilmem dikkat ettiniz mi? Hiçbir Avrupa ülkesinde ne polisler silah elde yürüyüş yapıyor; ne de cezaevi isyanları yaşanıyor! ``Kader mahkumu'' gibi demode deyimlere de orada rastlanmıyor ve cezaevi edebiyatı çok gerilerde kalmış durumda.

Cezaevi isyanları, Latin Amerika ülkelerine ve bize özgü bir vaka.  Ölüm orucuna yatarak yaşamına son veren mahkumlar bizde, dudaklarını dikerek isyan eden mahkumlar o ülkelerde görülüyor.

Problemin özü onlarda da, bizde de aynı aslında. Sorun, insani değerleri kavrayış, insana bakış sorunu. İster mahkum, ister hükümlü, insanı önce insan olarak kabul etmeden, ``En yüce değer insandır'' düsturunu benimsemeden hiçbir yere varmanız mümkün değil.

Diyelim, bugün ``F tipi'' cezaevlerinden vazgeçtiniz ve bütün mahkumları Türkiye'nin o görkemli beş yıldızlı otellerine, tatil köylerine taşıdınız. Cezaevleri problemi ortadan kalkar mı? Hayır...

Ya da diyelim, cezaevlerindeki bütün mahkumları affettiniz ve bütün suçluları sokaklara saldınız. Yeni suçlara, cezaevlerinin yeniden dolmasına engel olabilir misiniz? Asla...

21-27 Aralık 2000/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr