1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 GONCASI RAFYALI GÜLLER
 14 Aralık 2000, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/2

GONCASI RAFYALI GÜLLER

Çiçekçi İbrahim'in dükkanı küçük meyhanenin tam karşısındaydı. O gece geç vakitlere kadar beklemiş, doğru dürüst bir iş yapamamıştı. Tezgahın altına sıkıştırdığı tüp-ocağın ateşi, ellerini bile ısıtmaya yetmiyordu. Hafiften serpiştiren kar, dükkanın önündeki çiçeklerin yapraklarını beyazla örtmeye başlamıştı.

Meyhaneyi terkeden müşteriler, gürültülü muhabbetlerini ve dizgin tutmayan kahkahalarını da beraberlerinde götürüyorlardı. Çiçekçi İbrahim'e, derin bir sessizlik bırakıyorlardı.

Meyhanenin kapısı son kez açılıp kapandı. Üç kişilik genç bir gruptu gecenin son rakıcıları. İçlerinden biri, çiçeklere yöneldi. İbrahim'in önünde durdu. ``Merhaba'' dedi. Sohbet etmek isteyen bir sarhoş mu, yoksa çiçek almak isteyen bir müşteri mi? Anlayamadı İbrahim. Ayağa kalktı, selamını aldı. ``Buyur abi.'' Haydi hayırlısı, bakalım ne olacak?

- Güllerin çok güzel.

- Daha bugün aldım mezattan.

- Gel seninle yazı tura atalım.

- Sen kaybedersen bir gül ver, ben kaybedersem parasını alırım.

İbrahim, o gün kumar oynayacak durumda değildi aslında. Genç adamın yüzüne bir daha baktı, numara mı yapıyordu acaba? Son müşteri, farketti o inceleyen bakışı. ``Ben Hakkı'' dedi, elini uzattı, tokalaştılar. ``Tamam abi, istediğin gül olsun.'' 

Hakkı, cebinden bozuk para çıkardı. ``Yazı'' dedi İbrahim. Tura geldi. İtiraz etmeden kırmızı bir gül çıkardı kovadan uzattı. Hakkı bir daha attı parayı havaya. Yine kazandı. Ve sonraki fırlatmalarda da para hep onun istediği biçimde düştü avucuna. Kovadaki güller tek tek azalıyor, bunu gören iki arkadaşı da Hakkı'yı ikna etmeye çalışıyorlardı. ``Yeter artık, bırak. Adamı batıracaksın.'' Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. 

İbrahim de hep kaybediyordu ama üzgün değildi. Hakkı ile hoş bir sohbet tutturmuşlardı. Memleketler, meslekler, havalar, iş durumları anlatılmıştı karşılıklı. Yazı tura oyunu, Hakkı'nın kovadaki son gülü de almasına kadar sürdü. Kova bomboş kalınca oyun sona erdi, sohbet uzayıp gitti.

Nice zaman sonra gitmek aklına geldi Hakkı'nın. Kucağındaki gülleri kovaya bırakmak istedi. İbrahim izin vermedi, ``Olmaz kazandın hepsini.'' Alırsın, almazsın derken, bir orta yol bulup anlaştılar. Hakkı ve arkadaşları birer kırmızı gülü, sarıp sarmalamadan, öylesine ellerine alıp ayrıldılar oradan...

ERİVAN'IN KIZLARI VE GÜLLERİ  

``Kırmızı gül kumarı''nın üzerinden 10 yıl mı, 15 yıl mı geçti hatırlayamıyorum. Uzun zaman önce yaşanan bu olayı yeniden çağrıştıran, Erivan'da gördüğüm güllerdi. En az İbrahim'in gülleri kadar kırmızı ve diriydiler.

Ermeni kızlar, yeni açılmış bir pizzacının dört masalı minik bahçesinde kıkırdaşıyorlardı. Biz de yan masada siparişlerimizi vermiş, etrafa bakınıyorduk. Dört genç kızın oturduğu masaya iki yeniyetme oğlan yaklaştı. Bayramlıklarını giymişlerdi. Takım elbiseleri, kravatları üzerlerinde iğreti duruyordu.

Her iki oğlanın da ellerinde kocaman kırmızı gül demetleri vardı. Görmemle çarpılmam bir oldu. Gül demetleri, şeffaf plastiklere sarılmış, plastiklerin üzeri de ikişer kez dolaştırılan kırmızı rafyalarla ayrıca süslenmişti. Bu kadarla kalsa iyi. Her gül goncasının etrafına tek tek saçaklar halinde kesilmiş kırmızı rafyalar sarılmıştı. Belli ki, goncaların saçaklı rafyalarla daha güzel olacağı düşünülmüş, epeyce emek harcanmıştı!

Yerimden fırlayıp o rafyaları sökmek geldi içimden. ``Güller, başlıbaşına güzellik değil mi? O çirkinliklerle süslemeye ne gerek var?'' diye bağıracaktım. Tabii bu çılgınca düşünce aklımdan çabucak gelip geçti. Rol çalmaktan vazgeçtim, kızların gülleri büyük bir mutluluk içinde alıp koklamalarını, oğlanların kızların omuzuna dokunmaktaki ürkekliklerini izledim sessizce.

Rafyaya isyanım, Türkiye'deki kimi çiçekçilerin süsleme anlayışlarından kaynaklanıyordu. Güzelim kır çiçeklerinin cicili bicili plastiklere sarılmasından, çiçek saksılarına çubuklar saplanıp etraflarına rafyalar iliştirilmesinden, gonca güllerin şeffaf kapaklı kutulara konulmasından nefret ediyordum. Kimsenin çiçeğine karışmıyor ama eğer bana gelmişse ilk iş olarak o abuk süslemeleri yırtıp atıyordum. Hele saksılardaki rafyalara asla tahammül edemiyor, nerede görürsem hemen söküyor, sadeliğin güzelliğini zevkle yudumluyordum.

BARZANİ'NİN PLASTİK ÇİÇEKLERİ    

O güzelim çiçeklerin artık kendileri gibi kokmamasına üzülüyorum. Güller, frezyalar, zambaklar ve bilumum çiçekler, eskisinden daha güzel görünüyorlar belki fakat kokuları yok. Çiçeklerin doğal kokularının yerini plastik kokusunun alması ise ayrı bir felaket.

Kuzey Irak'ta gezerken büroların, evlerin başköşelerini plastik çiçeklerin süslediğini gördüm. Barzani bölgesinde ne fabrikalar vardı, ne ekonomik aktivite. Durum böyle olunca çiçekçilik de sektör olarak gelişmemişti. Çiçek yetiştirilemeyince insanlar özlemlerini alacalı bulacalı plastik çiçeklerle gidermeye çalışıyorlardı. Hazır sepetlere yerleştirilen plastik çiçekler, şeffaf ambalaj kağıtlarına sarılıyor, üzerine enlemesine yapıştırılan bir bantla gönderenin adı yazılıyordu.

Erbil kenti polis şefinin odasında onlarca plastik çiçek sepeti gördüm. Polis şefi, plastik çiçeklerini, koltuğunun arkasına, masasının karşısındaki duvara gurur abideleri olarak sıralamıştı. Bir demet güzelim nergisi de  bir bardağa sıkıştırmış, sehpanın kenarına bırakmıştı. Nergisler boyunlarını bükmüşlerdi, haketmedikleri yerdeydiler.

Çiçek kültürü ile kadınların makyaj anlayışları arasında acaba bir ilgi var mı, sorusunu sordum kendime. Belli ki, bölgedeki kadınlar, modern makyaj malzemeleri ile yeni tanışıyordu. Erbil ve Selahattin kentleri arasında rastladığım düğün halayındaki iki genç kız, bunun açık kanıtıydı. Uzaktan bakınca hasta sandım. Yüzleri bembeyaz, dudakları ise tam tersine kıpkırmızıydı. Merakla yaklaşınca anladım ki, daha güzel görünmek adına yaptıkları makyajdı onları öyle garip gösteren. Aynı acemilik gelinin yüzünde de kendini gösteriyordu. Zaten başkaca makyaj yapan da yoktu.

Ne garip, Ermenistan'daki kadınların da makyaj sorunu vardı. Alışık olmadıkları ürünlerle yüzlerini acemice kapladıkları hemen belli oluyordu. Abartılı kırmızılıklar dikkat çekiyordu birçok kadının yüzünde. Tabii aralarında makyajı, güzelliklerini pekiştirmek için ustaca kullananlar da yok değildi.

Türkiye'deki kadınlar, bu açıdan ne Ermenistan, ne de Kuzey Irak'taki kadınlarla karşılaştırılamayacak düzeyde. Kadınlarımız, sürme, rastık, allık, kına, taş pudra gibi geleneksel malzemelerden çoktan uzaklaştı; yeni malzemelerle makyajda epeyce ustalaştılar.

Kadın makyajlarıyla aynı dönemde çiçek düzenlemeleri de yetkinleşti. Modernleşme, çiçek kültürüne de yansıdı. Kentlerde teneke kutulara sıkışan çiçek yetiştirme aşkına, seralar özgürlüğünü yeniden verdi. Çiçekçilik, serpilip sektöre dönüştü; giderek, çiçeklere tapınmayı öğrendiğim ülke Hollanda'yı anımsatır oldu. Orada çiçekler, başlıbaşına bir güzellik, insanlardan ayrı tutulamayacak bir alışkanlıktı. Çoğu kez, demetler bir beyaz kağıda sarılıyordu o kadar. Ne plastikler, ne rafyalar vardı...

Bizde de artık özellikle büyük kentlerdeki çiçekçiler bu yola girdi; çiçekçilerimiz, şeffaf naylonları, plastik malzemeleri bıraktı; grapon kağıtlar gibi doğal ürünler kullanır oldu. Zeki Müren'in yıldızının parladığı yıllardaki gibi kocaman fiyonklu, abartılı çiçek süslemeleri terkedildi.

Dahası, yeni yasa çıktı geçenlerde, artık çiçekçiler diplomalı olacak; mesleğe yeni başlayacaklar Çıraklık Meslek Okulu'na gidecek, renk uyumundan çiçek düzenlemesine kadar çiçekle ilgili her konuda eğitim alacaklar.

Beni üzen tek nokta, çiçek kültüründeki bunca gelişime rağmen iktidar sahiplerinin kendilerini yenileyememeleri. Siyasetçilerimiz ve de bürokratlarımız bir türlü çiçeklerle barışamadılar. Halbuki, çiçekle barışabilselerdi, hayatla da barışabilirler ve tasarruf deyince akıllarına önce gazete sonra çiçek gelmezdi!

Hele cenazelere, düğünlere çiçek gönderilmemesini istemeyi akıllarından bile geçiremezlerdi. Çiçek göndermek yerine bir vakfa yardım edilmesi, nasıl aynı kefeye konabilir? Düşünsenize bir gencin, sevgilisinin eline bir gül yerine falanca vakfa bağış makbuzunu tutuşturduğunu!

Komik olmaz mı?

14-21 Aralık 2000/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr