YUSUF ZİYA ÖZCAN

EN RENKLİ YÖK BAŞKANI

Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, YÖK Başkanlığı’nın ilk günlerinde bir talihsizlik yaşamıştı. Dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın açık kalan mikrofondan duyulan o sözlerini unutturan, türbanı serbest bırakan genelgesi oldu. O genelge başarılı olamadı ama Özcan hâlâ savunuyor. Bir yandan da hayalindeki üniversiteleri yaratmak için çalışıyor. En büyük dileği ise YÖK’ten ayrılırken herkesin kapılara çıkıp alkışlarla uğurlaması...

YÖK BAŞKANLIĞIM: DAVUTOĞLU’NUN PARMAĞI OLABİLİR

Emin değilim ama tavsiye edilmemde Ahmet Davutoğlu’nun parmağı olabilir. Sekiz ay kadar önce "Hocam sen YÖK’te üye olur musun?" demişti. Ben de "Niye olmasın?" demiştim. Bir sefer de iki heyet arasında sohbet ederken "YÖK Başkanlığı için aklınıza hangi isimler geliyor?" demişti. Allah Allah deyip bir iki isim söylemiştim. Sonra bir bakan arayıp çağırdı. O pek konuşmayan bakan bülbül kesildi. Üniversitelerden bahsetti, bana sorular sordu. Ben Ilısu’dan yeni dönmüştüm. Ben gideyim bir duş alayım dedim. Bakan, "İyi olur siz gidin Cumhurbaşkanı yarın bizi bekliyor" dedi. Ben o zaman "Bu iş ciddi" dedim. O zaman kadar bunlar sadece görüşüyorlar zannediyordum. Ertesi gün arabaya bindim, aksilik bu ya. Arabanın aküsü bitmiş. İttirdik hanımla birlikte. Gittim görüşmeye. Cumhurbaşkanı da üniversitelerden, yüksek eğitimdeki tecrübelerden söz etti. Tam çıkarken, "Hocam bu görev sizindir" dedi. Bu işe girene kadar ne başbakanın ne Cumhurbaşkanının elini sıkmamıştım. Hiç tanımam onları. Herkes zannediyor ki dostuz ama yemin ediyorum ki önceden tanımazdım. Ahmet Davutoğlu ile 1992’de Malezya İslam Üniversitesi’ndeyken tanıştık. İlanını görüp başvurmuştum. Orada İslamın kalkınmaya engel olup olmadığı konusunu araştırdım. Ahmet hocam müthiş bir adam. Tam bir dâhi. Boğaziçi’ndeyken babasının station arabasını her hafta sonunda kütüphanenin önüne çeker, 30 kitabı arkasına koyar eve götürürmüş. Çok okur ve hiç unutmaz. Birlikte Singapur’a gittik. O arabayı kullanıyordu. Ben de haritaya bakıp yol tarif ediyordum. Bundan sıkıldı. Arabayı kenara çekip, "Şu haritaya bir bakayım" dedi. Haritaya birkaç dakika baktı. Sonra “Tamam tarif etmene gerek yok” dedi. Haritaya bir daha bakmadan gitti modem alacağımız dükkânı buldu. 

BİR ANI: TEZİÇ "YENİ YÖK BAŞKANINA SÖYLERSİN" DEMİŞTİ

Ben İstanbul’daki bir vakıf üniversitesinin mütevelli heyetindeydim. YÖK’e müracaat ettik. Aradan altı ay geçti, cevap yok. Erdoğan Teziç de o zamanlar Bilkent’teki lojmanda kalıyordu. Bazen yürüyüş yapıp, sonra markete uğruyordu. Ben de orada kaldığım için marketteki çocuklara hoca gelince bana haber vermelerini tembih ettim. Bir akşam tam pijamalarımı giydim kitabımı elime aldım telefon çaldı. "Hoca burda gelin." Hemen giyindim kravat taktım, Teziç’i meyve reyonunun başında yakaladım. Kendimi tanıttım, "Altı aydır dosyamızın kapağı bile açılmadı" dedim. Hoca baktı "Genç arkadaşım, senin çok zamanın var bugün olmaz yarın olur bak ben 20 gün içinde görevi terk ediyorum. Gel ben sana planlarımı anlatayım" dedi. Elini omzuma koydu 15-20 dakika planlarını anlattı. Sonra kartımı verdim ayrıldık. YÖK’e geldim oturdum. 15 dakika sonra telefon çaldı. Arayan Teziç’ti. "Beni hatırladınız mı? dedim. "Nasıl hatırlamam hocam" dedi. “O gün ayrılırken ‘Benim bunu bitirmeye vaktim yok. Gelecek YÖK Başkanı bitirir’ dememiş miydim?” Gerçekten İstanbul Şehir Üniversitesi’nin kuruluşunu ben bitirdim.

KATIYIM: ASLA AĞLAMAM

Annem ve babam iyi geçinmezlerdi. Sık sık kavga ettiklerini annemin bizi bırakıp gittiğini hatırlıyorum. İlkokuldan gelişimde eve girsem mi girmesem mi acaba yine kavga var mı diye korkardım. Bu yaşadıklarım beni çok katı yaptı. Hiç ağlamadım hayatımda. Hiç gözümden yaş gelmedi. Kız kardeşim ağlar ama ben öyle değilim.

GENÇLİĞİM: MAFYA BABASININ OĞLUNU TANIYORDUM

Lisede bela bir adamdım. Arka sırada oturur sürekli problem çıkarırdım. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne 1968’de girdim. Siyasi olayların dışında kaldım. Mahalleden bir arkadaşımın babası o zamanın mafyasıydı. İnci Baba’nın bana üniversitede yardım ettiğini yazmışlardı, o doğru değil. Adını söylemeyeyim ayıp olur. Kimse o yüzden dokunamıyordu. Bunu okulda herkes biliyordu. Bizim fakülte olayların merkeziydi. Ben hep dördüncü kattan olayları tek başıma seyretmişimdir. İki olay oldu. Bir hoca bir yerde konferans verecekti. O duyurunun tahtaya yazılması lazımdı. Ben yazarım dedim. Aldım tebeşiri yazıp döndüm. Yerime otururken baktım birisi tahtayı siliyor. “Hop hop” dedim dinlemedi. Tebeşiri bir fırlattım tam gözüne geldi. Bunlar parkalı cebinde silah taşıyan tipler. Hepsi üşüştü başıma. Sivaslı bir kızcağız vardı adı Fatma’ydı herhalde. O önlerine durup beni kurtardı. Bu olaydan sonra beni mimlediler. “Sana sorarız” gibisinden bakıp duruyorlardı. Bir gün birisi tabanca gösterdi. İnada bindi, kış ortasında titreye titreye 15-20 gün bekledim. Sonunda çıktı. Çalıların arasından üzerine bir fırladım ki, bir şey yapmama gerek kalmadı. “Bir daha okulda bakarsan seni gebertirim” dedim. Ondan sonra statüm iyice oturdu. Kimse bana karışmazdı.

YOLAYRIMI: AYAKKABI BOYADIM DOLMUŞ ŞOFÖRLÜĞÜ YAPTIM

Hayatımda ne sağ oldu ne sol. Babam astsubaydı okumaya mecburdum. Liseyi bitirdiğim yıl ailemden gizli Kuğulu park civarında ayakkabı boyadım. İnsanlar benden şüphelendi, “Sen polis ajanısın” dediler. Ancak 1.5 ay yapabildim. Sonra dolmuş muavinliğine başladım. Ehliyetimi alınca şoförlük de yaptım. Üniversite ikinci sınıftan sonra bıraktım. Amerika’ya da devlet bursuyla gitmiştim. Orada sabah erkenden bir kafeteryayı açıp kahveleri hazırladım. Sosyal bilimlerde veri analizi yapmak meşakkatli bir iş. Norman H. Nie adlı hoca, SPSS diye bir programla bunu kolaylaştırmaya uğraşıyordu. Geceleri o yazıyor, biz hata var mı diye bakıyorduk. O programı öğrenmek bana hayatımın imkânlarını açtı. Üniversitede çok proje yapılıyordu. Milletin işini yaparak ayda bin dolar gibi müthiş para kazandım. Düşünün hükümet bana 350 dolar burs veriyordu. Chicago’daki 40 Türk öğrenciyi Çin lokantasına götürürdüm.

DENEYİM: ŞİRKET YÖNETTİM

Doktora sonrasında Türkiye’ye döndüm. İstanbul’da bir şirkette genel müdür yardımcısı oldum. Meyve sebze sandıkları yapıyorduk. 1.5 yıl kaldım orada. İlk gittiğimde 3.16 BMW aldılar, iyi olanaklar sağladılar bana. Fabrika bittikten sonra sıkıldım. Ankara’ya dönüp bir bilgisayar şirketi kurdum. İyi para kazandım ama bir yıl sonra üniversiteye döndüm. İlk eşim bende müthiş para kazanma potansiyeli olduğunu ama kullanamadığımı söylerdi.

ROL MODELİM: PROF. DR. NAİL ŞAHİN

Prof. Dr. Nail Şahin’i hiç unutamam. Altı ayda kendi başına Fransızca öğrenip tercüme yaptığına şahit oldum. Psikoloji hocasıydı. Beni çok etkiledi. Derste şakalar yapar herkesi güldürürdüm. Bir dersten sonra yanına çağırdı. “Şakalarından akıllı bir adam olduğunu anlıyorum. Bu zeka boşa gitmesin, bir yere kanalize et” dedi. Lisanla uğraşabileceğimi söyledi. Sözünü dinledim. İki senede kendi gayretimle İngilizce öğrendim. Arkadaşlarla şarap içerdik Çankaya’nın tepesinde. Gece yarısı eve dönünce o kafayla bir iki satır tercüme ederdim. Sekiz ayda iki küçük kitabı çevirdim. Full Bright bursunu o İngilizceyle kazandım. Nail abi rol modelimdi.

KÜFÜRLERİM: KIZIM BUGÜN HALKA AÇILMIŞSIN

Derslerdeki öyle galiz küfürler etmem. "Kızım senin saçını yolarım", "Oğlum duvara yapıştırırım jiletle kazıyamazlar" derim, dekolte giyinen kızlara "Kızım bugün halka açılmışsın" derim. Bir defa küçük oğlumu da derse götürdüm. Ona söylediklerimi görünce öğrenciler "Hocam sen oğlunla bizim aramızda fark görmüyorsun" dediler. Onlara samimi davranırım. İstatistik sıkıcı derstir, böyle eğlenceli hale getiriyorum. İstatistik dersinde kahkaha atılır mı? Atılıyordu.

HEDİYE: O KALEMLERİ HÂLÂ SAKLARIM

Her türlü güzel kalemi seviyorum. Amerika’daki kız arkadaşımın babası yüksek seviyeli bir beydi. Ben Cross falan bilmezdim. Bir doğum günümde üzerinde küçük bir golf yazan üç kalem hediye etti. Cross’u orada öğrendim. Tükenmez olanını uçakta ağlayan bir çocuğa vermiştim, elinden düşürdü kaybettim. Diğer ikisini uzun yıllar sakladım.

EŞİMLE TANIŞMAM: BİR ARKADAŞIM RANDEVU AYARLADI

İlk eşimden ayrıldıktan sonra 2.5 sene bekâr kaldım. Bu bekârlığım süresi içinde eş dostun zorlamasıyla zannediyorum 41 bayanla tanıştırıldım. Ama hiçbiriyle olmadı. 1999 yılıydı, ODTÜ’de çalışıyor, Bilkent’te de derse geliyordum. Bir öğretim üyesi arkadaşıma bana uygun birini bulmasını söyledim. Kıvılcım hanımla randevuyu o ayarladı. Bilkent’te bir lokantaya gittik. Yemekte "Takunyalıdan nefret ederim" demesi canımı sıktı. Niye insanları ayırıyor dedim. Bir de üstüme başıma çok dikkatli bakıyordu. Meğer arkadaşları tembihlemiş. Ortak yönümüz çoktu. İki oğlum olduğunu güçlükle söyledim. Sonra onlarla tanıştırdım. Onlar da sevdi, evlenmemi istedi.

BİLİMSEL ÇALIŞMALARIM: POLİSLERE DERS VERDİM

Amerika’da doktora konum sosyal mobilite ve sosyal tabakalaşmaydı. Türkiye’ye gelince sosyal kontrol meselesiyle ilgilendim. O beni polis profesyonelliği ve polis eğitimine götürdü. Küçükken birkaç defa karakola düştüğümde yakamdan tutup duvara vurmuşlardı. Onun için polisi nasıl düzeltiriz diye uğraştım. Polis akademisinde 18 yıl sosyoloji dersi verdim. ODTÜ’de Güvenlik ve insan hakları araştırma merkezi kurduk. Ama yürümedi. Üniversitedeki maaşımın azlığından dolayı her zaman dışarıda iş yapmış bir adamım. Nedense Paulmark’a AK Parti için araştırma yapmam öne çıkıyor. O şirketlerle çalışmamın nedeni ideolojik değildir, paradandır.

TALİHSİZLİĞİM: UNAKITAN ÖZÜR DİLEDİ

Eski Maliye Bakanı’nın açık mikrofondan duyulan sözleri için söyleyebilecek gerçekten bir şeyim yok. Sonra özür diledi. "Hocam sana söz burası 12 yıldan beri unutulan bir yer senin paraya pula ihtiyacın olmaz. Sadece bana söyleyeceksin şu kadar paraya ihtiyacım var o parayı vericem" dedi. Türban genelgesi benim planımdır. Rektörlerin telefonlarına cevap vermek için yaptık. Ne başbakanın ne cumhurbaşkanının haberi vardı. O gün yazdığımız her satırın arkasındayım. İnat ederseniz reaksiyon bulursunuz ama serbest bırakırsanız azalır. Bu artık mutabakatla olacak.

HAYALİM: GİDERKEN HERKES UĞURLASIN

Üretimi dünya çapında olan, devletten gelen paraya bakmayan kendi kendine karar veren özerk müesseseler istiyorum. Bu sene özerkliğin bir kısmını gerçekleştireceğim. Maliye Bakanı artık üniversitelerin bütçelerine karışmayacak. Rektör tatile gidiyor, konferansa gidiyor bizden izin alıyor. Doçentlik sınavını üniversiteler yapacak. Üniversiteler atılım yapsın, dışarıya açılsın bizimle hiçbir bağlantısı olmasın. YÖK’e gerek yok ki. Ulaştırma Bakanlığı’nda Ekrem Pakdemirli’ye bir yıl danışmanlık yaptım. Bakan ayrılırken 10 kişi bile yoktu. Ben giderken bakanlığın önü doluydu herkes gelmişti. Epey duygulandım. YÖK’ten giderken de öyle olsun isterim.

KORKUM: SUDAN ÇOK KORKARIM

Yüzücülük Federasyonu üyesiydim ama bilgisayar sistemini kurmam için almışlardı. Yüzme bilmem hem de sudan çok korkarım. Beni öldürmek istiyorsanız boyumu aşan yere bırakın yeter. 12 yaşındayken Karadeniz’de, Karasu’da, 18 yaşındayken de Marmaris’te boğulma tehlikesi atlattım. Tatillerde küçük oğlumla minikler havuzunda oynarım. Son yıllarda yelek giyince yüzebildiğimi keşfettim, onunla suya girebiliyorum.

HOBİM: MOTOSİKLET VE OFF ROAD YARIŞLAR

14-15 yaşındayken Çubuk’ta harçlığımla motosiklet kiralar, tur atardım. Hevesim oradan kaldı. Geçen sene bir arkadaştan ödünç alıp biraz gezindim. Sonra bu yıl hanım doğum günümde bir motor hediye etti. Motora binmek stresimi alıp götürüyor. Bir de off road yarışlarına katılıyorum. Ayrıca Atlıspor’da binicilik derslerine başladım. Pipoya 1975’te Amerika’da başladım. 25.yılda bırakma sözü vermiştim. 31.yılda bırakabildim. Pipo koleksiyonumu arkadaşlarıma dağıttım. Evde bir tane kalmıştır belki. Yeniden başlasam mahvoldum yeniden pipo almam gerekecek.

İNANCIM: CUMA NAMAZLARINI KAÇIRMAM

Cuma namazlarına Amerika’dan döndüğümden beri giderim. 1980’lerden beri hiç kaçırmam. Son dönemde düzenli olarak gittiğim doğru değil. İçkiyi de yanılmıyorsam 1978’de Amerika’da bırakmıştım. O günden beri içmiyorum.

DOSTLUK: HABERAL’I YİNE ARAYACAĞIM

Gözaltına alınmadan birkaç gün önce Prof. Dr. Mehmet Haberal İhsan Doğramacı’nın 94. doğum gününde birlikteydik. Dostluğum yok ama yüz yüze baktığım bir insan. Zor duruma düşmüş, orada hasta olmuş bir rektörümüz niye aramayayım? Yine arayacağım hocayı. Nasıl oldu merak ediyorum.

HAYATIMIN EN’LERİ

- En büyük korkunuz?
- Yüzerken ölmek

- En çok neye dokunmaktan hoşlanırsınız
- Küçük oğluma.

- En nefret ettiğiniz davranış?
- Riya

- En sevdiğiniz tatil kenti?
- Kuşadası

- En sevdiğiniz yemek?
- Bamya

- En sevdiğiniz tarihi kişilik
- Atatürk

- En sevdiğiniz kitap
- Çılgın Türkler

- En sevdiğiniz sanatçı
- Müzeyyen Senar

- En sevdiğiniz koku
- İğde ve leylak kokusu

- En iyi dostunuz?
- Kendim

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 21 HAZİRAN 2009

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).