VOLKAN KONAK

MÜZİK ŞÖVALYESİYİM

Karadeniz’den beslenen, Trabzon ile özdeşleşen bir sanatçı Volkan Konak. İsyankâr ruhu, melankolik şarkılarda vücut buluyor. Kendine özgü bir müziği var, şiir kokulu ve hüzün yüklü. O namı diğer "Kuzeyin oğlu".

BARLARDA ÇALIŞTIM: BEATLES İLE BENZİYORUZ

Geçen bir kitap okudum. The Beatles grubunun yaşantısı benimkine inanılmaz benziyor. Onlar da Hamburg Limanı’nda 10 yıla yakın barlarda çalışmışlar. Barlar bana da çok şey kazandırdı. 91’de barda başladım. Sonra kendi barımı açtım. Şimal’de 10 yıl çaldım. Barda repertuarınızın ve ilişkilerinizin geniş olması lâzım. Şimdi konserler bana o kadar kolay geliyor ki. Çünkü barda üç saat canlı performans, alkol alıyorsunuz, insanlar sıradan insanlar değil, bilerek geliyorlar. Barı özlüyorum ama zamanım yok. 

VOLKAN KONAK MÜZİĞİ YAPIYORUM: SAHNEYİ ALBÜME TAŞIDIM

İlk albümde Orhan Gencebay ile beraber çalıştık. Onun sanatçısıydım ben. Orhan hoca tanınmış iki kişiye albüm yapmıştır. Biri bana diğeri Sibel Can’a. hoca sağ olsun bize çok inandı. Biz Karadeniz müziğinin dışına beste müziğini getirdik. Hümanist, devrimci, yenilikçi bir müzik yarattık. Sunay Akın, Yaşar Miraç ve Nâzım Hikmet gibi şairlerimizin şiirlerini besteleyebildik. Karadeniz müziği değil Volkan Konak müziği diye tanımlıyorum müziğimi. Çünkü ben Karadeniz müziği yapmıyorum. İçinde Karadeniz’in rengini gururla taşıdığım yani etnik yöre ağzını da kullanıyorum fakat İstanbul Türkçesi de okuyorum. Ben müzik şövalyesiyim. Sanatla uğraşan, cesur ve alnında ışığı taşıyan insandır. O yüzden kırılıp dökülüp eleştiriliyoruz. Sanatçı yeri geldi mi muhalefettir, anarşistlik olacaktır içinde. Alpay ağabey, oğlum sen şu sahneyi albüme aktarsan Türkiye’yi yıkarsın dedi. Kafamda ampul yandı. Sahne sıcaklığını yalın sazlarla son albüme taşıdım. Çok tuttu.

LAZCA SÖYLEMEDİM: LAZ CUMHURİYETİ İSTİYOR DİYECEKLERDİ

Dini dogmaların ve ırkların konuşulmasından sıkılıyorum. Maalesef son dönemde hep bunlar konuşuluyor. Ben Laz değilim, Rum da değilim. Kökenim belli. Hassas noktaları bildiğim ve bugünleri gördüğüm için etnik dillere hiç girmedim. Öyle bir kesim var ki bize yafta vurmayı bekliyor zaten. Lazca okusaydım Laz Cumhuriyeti istiyor diyeceklerdi. Kardeşim biz Karadenizliyiz, aynı zamanda da Dünyalıyız. Küçülme değil dünyayı ele geçirme peşindeyiz.

TULUM ÖKSÜZ KALDI: KAZIM KOYUNCU’NIN KALBİ GÜZELDİ

1991’de Orhan Hocayla (Gencebay) albüm yaptığımızda Kazım lisedeydi. İstanbul’a gelince tanıştık. Kazım, Lazca şarkılar da söylüyordu çok başarılıydı. Lazcayı da sahipleniyordu. Zaten öyle de olmalı dil bir kültürdür yaşatılmalı. Kazım’ın tam bir şeyleri başaracakken gitmesi kayıp. Kazım’a her türlü destek vermişimdir. Dostluk olarak da ben çok nasiplendim. Kalbi çok güzel bir adamdır. Etnik müzik, tulum ve kemençe içinde kayıptır. 33 yaşında bir insan ölüyor. Buna el uzatmamak mı lazım? Bunu nasıl kullanabilirim? İki üniversite okumuş, mastır yapmış sanatçı Türkiye’de sadece ben varım ayıptır söylemesi. Babama Cerrahpaşa yazdım onunda mı etini kemiğini kullandım? Ben müzisyenim.

DİZİLERDE ROL ALMAM: PARA HİÇ UMURUMDA OLMADI

Ben televizyoncu değil, müzisyenim. Müziği kullanıp da niye sinemaya gideyim, dizide oynayayım? Reklam filmine bile karşıyım. İyi harcarım, yoksa da kıvırırım kuyruğumu otururum aşağı. Bir tarafımı yırtmam para için.

EŞİMLE BAŞTAN KONUŞTUK: ZARARSIZ AŞKLAR BUNLAR

Eşim, Kolejde okuyordu. Ben de üniversiteyi bitirdim mastır yapıyordum galiba. 98’de evlendik. En baştan bazı şeyleri konuştuk. Aslında ben özgürlüğüme düşkünüm. Evlilik bana göre değil aslında ama şuanda pişman değilim. Bazen bir bayanla iki üç saat hayal dünyasında yaşarım o akşam programım çok başarılı geçer mesela. Platonik, zararsız aşklar bunlar.

AİLEM KAMYONCUDUR: TIR EHLİYETİNİ ALDIM

Müziği çok uzun süre yapmayı düşünmüyorum. Köşe yazabilirim müzik ile ilgili. Karavan ile tır şoförlüğünü tatmin ediyorum. Şimdi daha büyük bir karavan alacağım Almanya’dan. Tır sürmek benim için tek kişilik cumhuriyettir. Amerikan tır filmlerini hiç kaçırmam. Sülalem hep kamyoncudur. Geçen gittim. TIR ehliyeti aldım. DA2E otobüs kamyon hepsini sürerim.

HÂLÂ BABAMI GÖRÜYORUM: CERRAHPAŞA YÜZ SENE BAKAR BANA

Ablamın çok doğaçlama yeteneği vardır. Tarlada çalışırken ablam konuları türküyle anlatırdı. Onun yazdığı Cerrahpaşa şarkısını albüme koymayacaktım çok canımı acıtıyordu. Hâlâ okurken yoğun bakım ünitesi, babamın nefes alıp verişini görüyorum. Hastanedeki yanlış uygulama sonucu öldüğünü düşünüyorum. İnsanlar çok baskı yaptı saçmalama bunu albüme koyman lazım diye. Albüme koyduk, ben hiç iş yapmayım bana 100 sene bakar o eser. Bilsem daha önce albüme koyardım onu.

KONSERVATUARA GİTTİM: HOCAM ISRAR ETTİ

Ben liseyi 16 yaşında bitirdim. Konservatuarın ismini bile duymamıştım. Solcu olduğu için İstanbul’dan Maçka’ya sürülüp gelen Nurdan hocamız konservatuara gitmem için ısrar etti. Babamın da İstanbul büyük şehir, çocuğu kaybeder miyiz diye çekinceleri vardı ama eğitime karşı değildi. Bir nedeni yaşımın küçük oluşu, birisi de ekonomik durumuzdu. Ablalarıma izin vermedi. Ablalarım da yetenekliydi. Onlar için üzgünüm.

KÜLLERİMİ SAVURSUNLAR İSTERİM: MEZAR YERİMİ HAZIRLADIM

Bir suikast veya kaza olmazsa yaşayacağım süreyi de biliyorum. 80’li yaşlar. Yatacağım yeri de şimdiden ayarladım. Maçka’da babamın yattığı yerde bizim sülale mezarlarında incir altında yatacağım. Dolayısıyla oradan kopmam mümkün değil. Şahsen yakılıp külümün helikopterle Karadeniz’e serpilmesini isterim yapmayacaklarını biliyorum.

BURADA GURBETTEYİM: İSTANBUL BENİM ŞEHRİM DEĞİL

Bir gurbetçi Almanya’da ne hissediyorsa ben de İstanbul’da aynısını hissediyorum. Ben İstanbul’u sindiremedim. İstanbul’un imkânları da var, mesleğim burada geçerli ama ben burada gurbetteyim. Belki de o duygusallık, nemli gözlü oluşum ondandır. İstanbul benim şehrim değil. Trabzon’a yılda en az 20 defa gitmezsem hasta olurum. Maçka’da dağın eteğinde 2 bin metreye bir ev yaptım ayıptır söylemesi. Kafadaki lambayı orada söndürebiliyorum. Orada üretebiliyorum.

GENÇLİKTEKİ İDOLLERİM: YILMAZ GÜNEY VE DENİZ GEZMİŞ

Gençlik yıllarımda idollerim Yılmaz Güney ve Deniz Gezmiş’ti. Maçka’da çok yoğun bir ideoloji içerisindeydik. Cereyanımız yoktu ama Fakir Bayburt, Yaşar Kemal okuyorduk. Yürüyüş ve mitinglere katılıyorduk. Yoğun bir kültürel ve siyasi alt yapımız var o anlamda. Bununla da gurur duyarım. Ben Karadeniz’in savaşçılığından, inatçılığından, cesurluğundan, insanından ve babamdan çok etkilendim. Babam karayollarında işçiydi, şofördü bir gencin dil bilmesi ve bir halk dansını oynaması gerektiğini düşünürdü. Bu kültürde yetiştik.

KÖYÜN ADI: HACEVERA DNA’MIZDA VAR

Köyümüzün adı Lazca değil Rumca. Hacevera’nın anlamını bilmiyorum ama etimolojik sözlüğümüzde var. Yeşilyurt dendi sonra. Kenan Evren döneminde ismi değiştirildi ama biz hep Hacevera’yı kullandık. Hacevera bizim için önemli DNA’mızda var.

DENİZE ARKASINI DÖNENLER KAZANDI: ŞEHRİMDE DE EROZYON OLDU

Trabzon denize arkasını dönenlerin eline geçti. Bunu kültüre sırtını dönmüş, kültürden ve dünyadan nasiplenmeyen sığ insanlar anlamında söylüyorum. Her yerde olduğu gibi benim şehrimde de erozyon oldu. Trabzon Hrant Dink ve diğer olaylarda linç edilirken biz çıktık şövalye gibi savunduk o şehri. O tetikçileri kullanan insanları ben teşhir ettim. Çernobil çalışmasında da az tehditler almadık. Kasıt yok ama radyasyonun etkisi olmuştur, olmamıştır diyemez kimse. Erken uyarı sistemi yok. Genelkurmay’ın uyarısıyla Karadeniz’de radyasyon olduğunu 4 ay sonra fark ettiler. İnsanlar o yağmurlarla ıslandı.

UÇAK FOBİSİ: BEN KULLANSAM BİNECEĞİM

Korku değil de uçağı ben kullansam bineceğim. Yurtdışında biniyorum ama uçakta birkaç fobim var. Bir silindir gibi bir yerde tutuklanmış gibi gidiyorsun. Önümü görmeden hızlı gitmek korkunç. Ayrıca hiç görmediğim bir insan yüzünden ölmek istemiyorum ölümüm kendi elimden olmalı. Pilotu tanımıyorum, çaktı bizi bolu dağına ben napayım yani yazık olmaz mı? Ben daha çok karavanla geziyorum.

BENİ DİNLEMESİNLER: ORTAK PAYDAMIZ İNCE BELLİ BARDAK

Bencil, cimri, yere tüküren insanı sevmiyorum. Beni dinleyecekler donanımlı, kendine saygılı olacak. Berrak su gibi dibini görebileceğin berraklıkta olan insanlar beni dinlesin. Okumuş yazmış, bilinçli, kültürlü ve kadın ağırlıklı bir dinleyicim var. O yüzden korsandan az etkileniyorum. Irkçı, dini faşist bir insan beni dinlemeyecek. İstemiyorum kardeşim. Bu yapıdaki bir adamın arabasında albümümü görürsem üzülürüm. Bu adam ile ince belli bardakta çay içmenin dışında ne paylaşabilirim?

GÜNEŞİ SEVMEM: YAĞMURLU HAVADA DİNLEYİN

Güneşten hoşlanmam. Güneş olduğu zaman ben 1-0 yenik başlarım hayata. Benim havam sisli, puslu, yağmurludur. Albümlerim de uzun yolda, gece ve yağmurlu havalarda dinlenmeli. Melankolik ruhla beslendim son yıllarda. Arı neyle besleniyorsa yaptığı bal da odur. Son yıllarda gerek ailevi olarak gerek ulusal iyi duygularla beslenmiyoruz.

ABİME MEKTUP YAZDIM: MEKTUBUM AĞAÇTA KALMIŞ

Konservatuarda param yoktu. Almanya’daki abime sekiz sayfa mektup yazdım. Niye bana para yollamıyorsun diye. Abim okumuş mektubu “Ne bu ya?” demiş atmış. Mektubum kavak ağacının dallarına takılmış. Bir hafta durmuş öylece.

AHMEDİNEJAD: ÇORAP KOKULU ADAM

Anıtkabir’e gitmediği için Ahmedinejad’ı eleştirdim. Çorap kokulu adam dedim. Bunu almış getirmiş tez yazmışlar. Kimin çorapları kokar? Camiye gidenlerin, asker postalları giyenlerin. Hayır ben onu kastediyorum. 10-15 tane yalaka onu alkışlıyorlar arabasına binerken. Bu neye benzer biliyor musunuz? İzmir işgal edilirken yine 10-15 kişi Yunanlı askerleri alkışlarlardı. Ahmedinejad sana ne verdi de sen onu alkışlıyorsun? Ahmedinejad sana ne kattı? Senin değerini ziyaret etmiyor. Ben de dedim ki zaten sen çorap kokuyorsun.

ÖDÜL GECESİ AĞLADIM: KIZIM YATTIKTAN SONRA GİTTİM

Kravatımı taktım, teşekkür konuşmamı hazırladım çok üst düzey bir ödül almaya gittim. Fakat benim ödülümü başka bir arkadaşa verdiler. Başrol oynadığı filmin gişesi iyi gitmiyordu. Gişeye faydası olur diye benim ödülümü ona verdiler. Girmedim tabi salona. Tur attım İstanbul’da şöyle iki üç saat moralim bozuldu biraz da ağladım. Kızım uyuduktan sonra eve gittim. Gerçi bu sene o ödülü verdiler ama gecikmiş adalet adalet değildir…

TATMADIĞIM DUYGULAR: HOMOSEKSÜELLİK VE KORKAKLIK

İnandığım uğurda konuşmayı, savaşmayı severim hatta ölmeyi de yiğitlik sayarım. Ya çok neşeliyim ya çok keskinim Sürmene bıçağı kadar. İki duygu tatmadım bir homoseksüellik bir korkaklık. Bunları da tatmayı da düşünmüyorum bu saatten sonra.

DENİZ SEKİ’Yİ DESTEKLEDİM: BİR IŞIK YAKTIM

Deniz Seki bir linç ile karşı karşıyaydı. Deniz’i destekliyorum, ziyaretine gideceğim dedim ışık yaktım. Rüzgâr tersine döndü. Bütün sanatçılar konuştu, ziyaretler başladı. İlle benim gidip gelmem meselesi değil. O da haber gönderdi teşekkür etti. Çok duygulanmış, ağlamış.

SİGARAYI BIRAKTIM: MISIR PÜSKÜLÜNDEN SİGARA İÇTİK

Çocukken espri olsun diye mısır püskülünden sigara içerdik. Hatta babaannem bir gün kapıyı açtı göz gözü görmüyor duman altındayım. Olay şu “Ula yoksa rakı içeysunuz?” Bunu bir yerde anlattık. Hemen millet bu adam alkoliktir diyor. Ya arkadaş biz anekdot anlatıyoruz ne alakası var. 5 yıl önce sigarayı bıraktım, içkili ortam oldu mu iyi içerim. Ama evde içemem.

SAHNEYİ BARDA ÖĞRENİYORUM: KUZEYİN OĞLU ÇOK TUTTU

Bana diyorlar ki sahnen çok iyi. Halbuki ben onu bardan öğrendim. Bar müzisyenliği çok önemli. Şimdi devam edemiyorum, zamanım yok. Özlüyorum o ortamı ama. Televizyon programının tekrarını veriyorlar. “Kuzeyin Oğlu”nu Şimal’de çektik. Hatta şakayla yaptık onu. Saksafoncu Levent ağabey, eleştirmekle olmaz bir şeyler yapalım dedi. Müziğin daha doğrusu müzisyenliğin ön planda olduğu, enstrüman çalmayanın konuk olmadığı ve sadece müziğin olduğu program. İddialıyız yani. 10 bölüm çektik ama hakikaten tuttu. Çok sevildi.

HAYATIMIN EN’LERİ

- En büyük korkunuz?
- İftira

- En çok neye dokunmaktan hoşlanırsınız?
- Kadına

- En sevdiğiniz yemek?
- Mısır çorbası (pek bilinmez yöresel bir yemektir)

- En sevdiğiniz tatil kenti?
- Kafadan Maçka…

- En sevdiğiniz tarihi kişilik?
- Mustafa Kemal ve Fatih Sultan Mehmet önemlidir benim için çünkü o da devrimcidir.

- En sevdiğiniz film?
- Şener Şen’in Züğürt Ağası benim için klasiktir 800 defa izlesem bıkmam

- En sevdiğiniz sanatçı?
- Orhan Gencebay, Zeki Müren, Neşet Ertaş, Cem Karaca

- En iyi dostunuz?
- Mahmut Özentürk (Bas Gitarcı) Selma’nın (eşim) kuması diyorlar ona

- En sevdiğiniz koku?
- Hanımeli 

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 4 EKİM 2009

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).