TEOMAN

AVRUPALILARA ÖZENDİM AMA BÜYÜDÜM TÜRK OLDUM

Şarkılarının sözlerini kendisi yazan, kliplerini de kendisi çeken Teoman, artık yeni şarkılarla albüm yapmamaya kararlı. Elbette müzikten kopmayacak ama sinemaya, senaryolara yönelecek. Çoban yıldızı" klibi, kendisini görüntülerle ne kadar iyi ifade edebildiğinin kanıtı. Bu klip, aynı zamanda bir sanatçının slogan atmadan savaşa karşı çıkabileceğinin de bir örneği.

ERDAL EREN: BUGÜN SAVAŞANLAR İÇİN DE ÜZÜLÜYORUM

12 Eylül’de idam edilen Erdal Eren uzaktan akrabamız. "Ne şehit ne kahramanlar / Düşmansız bir savaşta" dedim o şarkıda. Evet, şimdi savaşan çocuklar için de aynı şeyi düşünüyorum. Her zaman böyle olmuş. Zenginlere, yaşlılara bir şey olmamış. Onlar sadece konuşuyorlar ama gencecik çocuklar ölüyorlar. O şarkıyı yazarken sadece Erdal Eren değil, onun vurduğu söylenen er Zekeriya Önge açısından da baktım. İkisinin şarkısını yazdım. Gencecik çocuklar. Yaşım büyüdükten sonra daha da acı veriyor bunlar bana. Evde bir kaç kez konuşulmuştu Erdal Eren. Annemin üzüldüğünü hatırlıyorum. Trajik şeyleri hep hatırlarım. Mutsuzluklar uzun sürüyor. Mutluluk hemen geçiyor. Melankoli de oradan doğuyor. Nasılsa kötü bir şey olacak hissi kalbinizin bir köşesine giriyor. Ben yıllar boyunca Avrupalılara özendim ama büyüdüm büyüdüm Türk oldum.

YALNIZLIĞI SEVERİM: HİNDİ GİBİ OTURUR DÜŞÜNÜRÜM

Yalnızlığı seviyorum. Haftanın iki üç günü tek başıma adaya gidiyorum. Düşünmek için her gün en az birkaç saat yalnız kalmaya ihtiyacım var. Bütün gün de oturup hindi gibi düşünürüm. Genelde de bir sonuca varamam. Gündüzü totalde de sevmiyorum. Gece kafam daha çok çalışıyor. İnsanların o anda uyuduklarını bilmek şehri daha benim kılıyor. Telefonlar çalmıyor, şehir daha sessiz oluyor.

ŞARKILAR: EĞLENCELİ ŞARKI YAPAMIYORUM

Şarkılarımdan çıkarım yapanlar tam beni bulamaz. Çünkü lak lak yaptığım, eğlendiğim zaman da var. Ama onlara dair şarkılar çıkmıyor benden. Eğlenceli şarkılar yapmaya çalışsam bile benden melankolik bir şey çıkıyor. Niyetlensem de eğlenceli şarkı yapamıyorum. Sahne ise çok zevkli. Sahnede hoş vakit geçiriyorum. Çıkacağız eğleneceğiz ve eğlendireceğiz diye düşünüyorum.

KİTAPLARIM: DEMODE BİR ADAM OLDUM

Eskiden bende şöyle kitaplar var derdim herkes üzerine atlardı. Artık arkadaşlarım bile attıklarımla ilgilenmiyorlar. Ben de okuyup atıyorum abi. İnsanlar kitaba palavradan değer veriyor. Uzun zamandır romana da müziğe de ilgimi yitirdim. Eskiden bunlar beni ayakta tutardı. Yıllar da geçiyor kitaplardan aynı hazzı almıyorum. Ben 20.yüzyıldan kalmış demode bir adam olmuşum. Biraz erken ama öyle oldu. Okumayı sevdiğim kitaplar 1960’larda ya da 1970’lerde çıkmış kitaplar. Sevdiğim filmler 1970’ler 80’ler 60’lar. Daha geriye giderim ama 2009 filmi bana bir şey vermiyor artık. Allahtan yeni gençler hiç kitap okumuyorlar. Anlaştığımız konu müziğim.

SİYASET: PARTİ TUTMAM ADAM TUTARIM

İyi bir gazete okuruydum. Pehlivan tefrikalarını, Koca Yusuf’u bile okuyordum. İlkokuldayken hikâye, şiir hatta hiciv yazıyordum. Hicivlerimin konusu Necmettin Erbakan’dı. Onu sempatik ve komik buluyordum. Siyaseti şu anda da izliyorum. Al birini vur ötekine. Ben parti tutmam, adam tutarım. Onu da olay bazında değerlendiririm. Tayyip Erdoğan "One minute" deyince severim, başka bir şey yapınca sevmem. İsterim ki siviller askeri mahkemelerde yargılanmasın. Ama çıkıp bunu kalbinizden söyleyemiyorsunuz. Laiklik gibi başka konular aklınıza geliyor.

SİNEMA: SIKI BİR DAYAK YEDİM

Küçükken sinemaya da meraklıydım. Süper sekiz makinelerim hâlâ evde duruyor. İlerde sinema yapayım diyordum. Fakat hem ticari anlamda çok başarısız oldum hem de eleştirmenlerden sıkı bir dayak yedim. Ama yeni senaryom hazır. Bir tek, hadi ayağa kalk yap diyecek ateşim yok. Önümüzdeki sene yapabilirim. "İstenmeyen Tüyler" diye bir senaryo yazmıştım. Bir rock grubunun hikâyesi. Benim çekebileceğim en konvansiyonel hikâye.

KADINLAR: ONLARA İHTİYACIM VAR

Kadınlar hayatımın her döneminde oldular. Seçme zorunluluğu olsa ben kadınları tercih ederim, projeleri bırakırım. Konser vermeden hayat geçer de tek başıma yaşayamam. Kadınlara ihtiyacım var. Onlarla birlikte olmayı seviyorum. Kadınları severim derken seksüel anlamda bahsetmiyorum. Edalarını, hareketlerini, konuşmalarını, beni şaşırtmalarını hepsini seviyorum bunların.

ÖLÜM: ŞOFÖRÜM MİCHAEL JACKSON’IN ÖLÜMÜNÜ SÖYLEMEDİ

Etrafımdakiler bana ölüm haberi vermezler. Hatta şoförüme "Michael Jackson ölmüş" dedim. "Ben duydum ama sizi üzmeyim diye söylemedim" dedi. Cenaze törenlerine kendimi zorlayarak gidiyorum. Ölüm korkum kendime değil sevdiklerime dairdir. Zaten sevdiklerimi üzmemek için kendime bakıyorum. Sigara içiyorum fakat bırakma umuduyla en hafiflerinden birine döndüm. Sigara içmeyenleri korumaları mantıklı. Ancak vur dedin mi öldürüyorlar. Bizi de sigaradan koruyacaklarsa ileride alkolden de korumak isteyebilirler. Annemizin tereyağlı pilavından da korumak isteyebilirler. Bıraksınlar da yaşayalım.

ALKOL: GECE ÇIKARSAM İÇERİM

Alkolik değilim. Gece dışarı çıkarsam içiyorum. Mesela denk geldi bir haftadır alkol almadım. Magazinde alkollü halimi görmek beni çok etkilemiyor. Sevdiğim insanları rahatsız ediyor. Onların üzülmesini istemem. Yoksa alkol alan insanın sarhoş olduğunu herkes biliyor.

YOL AYRIMIM: ÜNLÜ TELEVİZYONCU BENİ BEKLETTİ

Üniversiteyi bitirince önce reklamcı, sonra gazeteci olmaya niyetlendim. İlk olarak bir televizyon yöneticisi ile görüştüm. "Merhaba. Ben birazdan geliyorum" dedi, gitti üç dört saat gelmedi. Bir küçümseme havası sezdim. Kapıyı çekip çıktım bir daha da geri dönmedim. Bir plak şirketinde de aynı keleği yaptılar. Ben de galiba müziği seviyorum diye karar verdim. İsimlerinden bahsetmeyeyim. Önce onlara söylemeliyim. Fakir ama onurlu bir genç vardı ya derim...

ANNEM: SIKI BİR DİSİPLİNLE YETİŞTİRDİ

Annem, teyzem, büyükannem beni çok seviyor, aşırı kolluyorlardı. Annem sıkı bir disiplinle yetiştirdi beni. Hiç argo konuşamazdık. Evin içerisinde lan dendiğini bile duymadım. Mahalleye çıkınca hepsini yapıyordum. Evde apartman çocuğuydum, dışarıda sokak çocuğuydum. Sokak özgür ve yaratıcı bir ortamdı. Dört beş çocuk dışarıdasınız. Bir şey yaratacak ve oynayacaksınız. Ne yaparsınız? Bir inşaata gidersiniz, çivi oyunu oynarsınız. Ya da yılan oyunu oynarsınız.

BABAM: ANLATILANLARDAN OLUŞTURDUM

Babamın yokluğunun üzerimde büyük etkisi var. Ben 2.5 yaşındayken ölmüş. Kitaplarını buldum. Hâlâ duruyor Goethe’nin, Nâzım Hikmet’in kitapları vardı. Bülent Ecevit’in "Bu düzen değişmeli", Şevket Süreyya’nın "Tek adam"ları. Babamı tanıyayım diye hepsini ortaokuldayken okudum. Yazdığı ama bastırmadığı şiir dosyası vardı. Aşırı naifti şiirleri. Onlardan ve annemin anlattıklarından kendime bir baba figürü oluşturdum.

KAHRAMANIM: ZAGOR’UN HASTASIYDIM

Özendiklerim çizgi roman kahramanlarıydı. Zagor’un hastasıydım. Kaptan Swing’i de okurdum. Televizyonda her pazar sabahı bir film oynardı. O filmdeki bir kahramanın yerine koyardım kendimi. Büyüyünce böyle olayım derdim. Yull Brynner korsan olunca ben de korsan olmak isterdim.

GİTARIM: HÂLÂ İYİ GİTAR ÇALAMAM

Gitara heveslendim ama etrafımda gitar çalan yoktu. Yıllarca para biriktirdim, Orta 2’de gittim gitar aldım. Üç beş sene çalmayı öğrenemedim. Ders alacak durumumuz yoktu, kendim çalıştım. Lise 2’de küçük küçük notalar bulmaya başladım. İyi gitar çalan insanlarla tanıştığımda zaten şarkıcı olmaya karar vermiştim. Hâlâ da iyi gitar çalamam. Akustik gitar da çalarım ama bir kere bile solo atmışlığım yoktur. Yıllar sonra armonikaya geçtim baktım ki nefeslilerde daha iyiymişim.

SAHAFLAR: ABİ PARDAYANLAR GELDİ Mİ?

Ortaokuldayken her cuma, cumartesi bazen pazarları da sahaflar çarşısına giderdim. Bazı kitaplara takıp, bütün sahafları tavaf ederdim. Bazısı her hafta aynı kitabı sorduğum için sinir olurdu. Sıska bir çocuk geliyor sürekli "Abi Pardayanlar geldi mi?" diye soruyor.

SOSYOLOJİ: MASTER TEZİM ÇİZGİ ROMANDA KADINDI

Önce İstanbul İşletme’ye girdim, sonra Boğaziçi matematiğe geçtim. Onu da bıraktım Boğaziçi Sosyoloji’ye girdim. Orada da neredeyse atıyorlardı beni. Bir daha üniversite sınavına girip yeniden kazandım. Sonunda bitirdim. Master tezim çizgi romanda kadındı. Fakat kötü yazdım. Hocamız Necla Arat, çok kibardı. "Kendine yakışan bir tezle gelirsen daha iyi olur" dedi. Ben de bıraktım. Geçen yıl af çıkınca niyetlendim ama o kitaplar gözümü korkuttu. Masterlı birisi olmak isterdim. Yıllar boyu okumuş birisi olmayı hayal ettim. Bitirsem kendimi daha rahat hissedeceğim.

HAYATIN ANLAMI: HÂLÂ KENDİMİ ALGILAYAMADIM

Hâlâ ne hayatı ne dünyayı dolayısıyla kendimi algılayabilmiş değilim. Her sabah uyandığımda hayat nedir diye düşünmem gerekiyor. Her sabah kendimi tekrardan kurguluyorum. Geldik gidiyoruz, pek de bir önemimiz yok. Sadece prensiplerime uygun şekilde yaşayıp gideyim isterim. Dürüst, onurlu birisi olduktan sonra illa kreatif olmak, şarkılar yazmak, romanlar yazmak önemli değil.

AŞK: SONRA DAHA KÖTÜLERİ GELDİ

İlk aşkı unutmam zor olmadı. O yıllarda aşk dediğimiz başka türlü bir şeymiş. Büyüyüp olgunlaştığım zamanlardaki aşkları unutmak daha zor oldu. O zamanlar büyük zorluk çektiğimi zannediyordum. Fakat sonra daha kötüleri geldi.

BÜYÜYEMEDİM: HAFIZAM DA ÇOK KÖTÜ

Haftalar boyu Ortadoğu’nun tarihini okuyorum. İşin kötüsü hafızam da çok kötüdür. Kimi insanlar entelektüel olarak kendilerini geliştirmek için okurlar, benimkinde büyük bir gelişme de olmuyor. Okuyorum, öğreniyorum, aa ne ilginç diyorum sonra bir tortusu kalıyor sadece.

GEVEZELİK: SEVGİLİLERİMİZ KUSUYOR

Gece hayatı değil, en keyif aldığım zamanlar eski arkadaşlarımla eğlenmek. 20 küsur sene önce lisede olanları birbirimize anlatıp onlara gülüyoruz. Sevgililerimiz de dinlemekten kusuyor. Onların yanında bile 20’şer kere anlatmış oluyoruz.

KÜRT SORUNU: ZAMAN BİZDEN YANA DEĞİL

Zaman bizden yana değil. Ama sanki şu an, Güneydoğu sorunu karşısında bir umut var. Kaçırılmayacak bir fırsat. Türkiye’nin bu kritik anında iki seçenek var. Birincisi; şimdiye kadar işe yaramamış formülleri uygulayıp "etle tırnak", "birbirine kız vermek, almak" , "birlikte vatanı kurtarmak" klişelerini kullanmak ama yine bildiğini okumak. Ya da kavramlardan, klişe sözlerden vazgeçip, sadece vicdana sığınmak. Birincisinin nelere mal olduğunu gördük.

Artık boş lafların, kullanıla kullanıla eskimiş kavramların arkasına sığınmanın konforuna sığınmak için çok geç. Herkes için, "yeni bir şey" söyleme zamanı geldi. Herkes için! Bir şarkıcı olarak ben insanlara vicdanı hatırlatmak için bir şarkı-klip yapabiliyorum sadece, güçsüzlüğümün farkında olarak. Üzerimizdeki ölü toprağını atmanın, tekrar eski vicdanımıza kavuşmanın, bir ülkenin vatandaşı olmanın tereddütsüz gururuna ulaşmanın tam zamanı şu an. Acele etmenin, çabuk olmanın da tam zamanı. Biz sıradan, vicdanlı vatandaşlar için; dünya görüşümüz ne olursa olsun, bize barışı vadeden her tür gücün, siyasi iradenin arkasında olmaktan başka seçenek yok.

HAYATIMIN EN’LERİ

- En çok neye dokunmaktan hoşlanırsınız?
- Sevdiğim beğendiğim seksi bulduğum bir kadının tenine

- En nefret ettiğiniz davranış?
- Kabalık

- En sevdiğiniz tatil kenti?
- Az insanın olduğu konforlu ama lüks olmayan küçük yerler

- En sevdiğiniz yemek?
- Köfte patates annemin yaptığı gibi

- En sevdiğiniz tarihi kişilik?
- Cem Sultan

- En sevdiğiniz film?
- Annie Holl falandır. (1977/Woody Allen)

- En sevdiğiniz sanatçı?
- Elvis Presley

- En iyi dostunuz?
- Var birkaç kişi, aralarında ayrım yapmam

- En sevdiğiniz koku?
- Yağmur sonrasında toprak kokusu

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 9 AĞUSTOS 2009

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).