SİBEL KUTMAN

ŞARAP ROMANTİK ORTAMIN ZEVK KATSAYISINI ARTIRIR 

84 yıllık bir kuruluş olan Doluca şaraplarının görünen yüzü Sibel Kutman. Şarapla bu denli bütünleşmesi çok doğal. Çünkü o da en az şarap kadar renkli, tutkulu, hayat dolu, keyifli bir kadın. Durmuş oturmuşluğu da hem şarabı hem de hayatı öğrenmeye geniş zaman ayırdığı geçmişinden kaynaklanıyor. Onu yeterince tanımak için şaraba olan aşkını öğrenmek yetmiyor; dansa ve Porto Riko’ya kadar uzanmak gerekiyor.

DANS: NEW YORK’TA SAHNE ALDIM

Hayatımda hep farklı yollardan gitmek istedim ama yolum dedem ve babamın yoluyla kesişti. Dansa olan merakım ufak yaşta başladı. 6 yaşından itibaren bale jimnastik kurslarına gitmeyi istemiştim. İlkokuldan evvel okumayı öğrenmiştim, bir gün Sait Sökmen’in Bale Sanat Merkezi açıldığı haberini gazetede gördüm. Anneme, “Buraya gitmek istiyorum” dedim. Böylece dans erkenden hayatıma girdi. Eninde sonunda şarapla olacağım hissi bende hep vardı. Babam, ne bana ne abime baskı yaptı. Sadece üniversite seçerken “Dans okuyacağım” dediğimde “Lütfen bir de işletme yap ilerde gerek olur” dedi. İyi ki, öyle söylemiş. ABD’de Wesleyan Üniversitesi’ne gittim. Modern dans ve pazarlama eğitimi aldım. Sonra New York’ta gittim. Orada dansederken New School’da wine degustation (şarap tadım) kursları aldım. Arada Kaliforniya’ya gidip gelirdim. Abim Ali, orada şarapçılık okuyordu. Orada tadımlık kurslara katıldım. Hani ben önoloji eğitimi almadım. Dedem ve babam Almanya’da şarapçılık eğitimi almış. New York’ta 2-3 sene sahne aldım. Sonra “Bu nereye kadar? Hadi diyelim 35’e kadar sahnem olsun sonra ne yapacağım?” diye bir vicdan muhasebesi başladı bende. Bir teklif vardı, bir dans firmasıyla kontrat yapacaktım. Baktım öyle kalbim yerinden fırlamıyor, İstanbul’a geldim 97 sonunda. 22 yaşındaydım. Sarafin, piyasaya çıkacaktı o dönem. Ben de pazarlama ağırlıklı okumuşum. Benim için harika bir fırsattı. Farkında olmadan aylar geçti ve dönmüş oldum. Hızlı yaşandı çok iyi oldu, soru işareti olarak kalmadı. Kilomu korumam dansın mirası. Daha gençken araya dansı sıkıştırabiliyordum. Ama on senedir olmuyor. Sorumluluklarım arttı. Bir sene önce anne oldum. Çocuk ve iş var hayatımda, kocam var. Bunları dengelemek ve hepsinin en iyisini yapmak istiyorsunuz. Evde alt katı stüdyo haline getirdim. Orada ayna karşısında egzersiz yapıyorum ama dans nankör bir şey. Bacağımı eskisi kadar kaldıramıyorum.

BAĞLARDAKİ ÇOCUKLUK: BAĞ BOZUMLARI EĞLENCELİYDİ

Çocukluğum Mürefte’deki üzüm bağlarımızda geçti. Bağlar arasında saklambaç oynardık. Çok eğlenceliydi bağ bozumları. Üzümler traktörlerle, eşeklerle gelirdi. Benim ilk işim küfeleri kancaya takıp elle tartmaktı. İlkokuldayken babam bana onların hesabını tuttururdu. 10 kere sağlamasını yapardım hata olmasın diye. Akşam da babam bir kez sağlamasını yapardı doğru mu diye. Ara ara İtalya’da, Fransa’da üzüm bağlarını da dolaşırdık. Geçen bayramda Mürefte’deydik. Oğlumu fıçıların arasında yürüttüm. Şaraplar, üzümler, hareket var: orası çocuklar için çok heyecanlı.

ŞARAP KOKUSU: KOKU ALMA ALIŞTIRMA MESELESİ

12-13 yaşındayken yemekte bardaklarımıza tadımlık şarap konurdu. Herhalde 15-16 yaşında kadeh düzeyine çıkmıştı. Şarap hayatımızda hep oldu. Şarapla bu kadar küçük yaşta ilgilenmek kokular konusunda farkındalık başlatıyor.12 yaşındasınız “Kokla bakalım kokusu nasıl?” deniyor. Ne için güzel dediğinizi bilmiyorsunuz ama beyin yavaş yavaş oraya yöneliyor. Beynin koku ve dil hafızası tamamen train etme (alıştırma) meselesi. Ne kadar erken başlarsanız o kadar gelişiyor. Belleğimde hâlâ bizim tesislerin şarap, fıçı, makina parkının kokusu var. Bazı şarapları tattığımda “Bunda fabrika kokusu var” derim.

OĞLUM VE EVLİLİĞİM: ÜÇ TOPRAK İŞİNDEN BİRİNİ SEÇEBİLİR

Ben evlenmeliyim fikriyle yola çıkmadım. Ama Cavit (Oral) ile tanışınca doğal oldu. Aşk evliliği yaptım. Baran, fonetik olarak hoşumuza gitti. Yağan yağmurmuş anlamlarından biri. Her dilde telaffuz edebiliyor. Pratik bir isim. Onun için oğluma Baran adını verdik. Bizim tarafta şarap var. Babasının iki ayrı işi var. Adana’da büyük meyve üreticisi ve ihracatçılar. Cavit’in Romanya’da da yatırımı var. Orada 24 bin dönüm arazide kanola, ayçiçeği gibi yağ bitkileri yetiştirip biyodizele çeviriyorlar. İnşallah ona miras bırakabilirsek oğlum üç toprak işinden birini seçebilir. Ya da gitsin ne yapmak istiyorsa yapsın.

ROBERT KOLEJ: SAHNEYİ HEP SEVDİM

Türkiye’de Robert Kolej’de okudum. Babam ve annem de oradan mezun. Oğlumun da oraya gitmesini isterim. Mümkün olsa döner bir daha okurum. Okulu, arkadaşlarımı çok severdim. Basket takımındaydım. Orta üçteyken basketbolda İstanbul ikincisi olduk. Bir yandan bale, dans yapıyordum okul dışında. Kolejin drama kulübünde her sene iki üç oyun sergilerdik. Ben sahneyi hep sevdim. Hatta bir ara tiyatro ve dansı beraber mi okusam diye düşündüm. Hocalar, “İkisine birden vaktini verirsen birinde çok iyi olma şansını yitirirsin” dediler. Dansçılar da biraz daha bastırdı. Dansla bireysel bir dünyayı tadıyorsunuz. Akıttığınız tere, didişmeye değiyor o sahne. Alkış çok güzel ama aslolan adrenalin. Şimdi de yeni bir işi lanse ettiğimde, tüketiciden beklediğimiz karşılığı bulduğumuzda mutlu oluyorum. Bu yıl Alçıtepe çıktı. Üst seviye şarabımız şu ana kadar ürettiğimiz. 2001’dan beri üzerinde çalışılıyordu.

ANNEM PORTO RİKOLU: OĞLUM DÖRTTE BİR PORTO RİKOLU

Anneannem Ester ve gerçek dedem Sezer Rodrigues, Porto Rikolular. Genç yaşta evleniyorlar, anneannem, annem Estelle’i 17 yaşındayken doğuruyor. Sonra boşanıyor ama New York’ta yaşıyorlar. Dr.Ziya Sezgin, oraya bir hastaneye ihtisas yapması için gönderiliyor. Orada anneannemin departmanına denk düşüyor. Dedem olarak bildiğim Ziya bey, üç beş sene kalıyor orada. İşte aşk başlıyor, beraber oluyorlar, evlilik teklif ediyor. 62-63’te buraya geldiklerinde annem 13 yaşında. Bir kültür şoku yaşıyor tabii. Annem de burada büyüyor, Robert Kolejde okuyor; babamla tanışıp evleniyor. Annem Porto Rikolu. Ben de yarım Porto Rikoluyum. Oğlum dörtte bir Porto Rikolu oldu. Çünkü eşim Cavit’in annesi Alman. Porto Riko ile Türkiye basketbol maçında hangisi kazansa mutlu olacaktım. Ama final olsa farklı olurdu tabii.

DİN FARKI: İKİ DİNİN BAYRAMLARINI KUTLARDIK

Anne tarafının köklerinin uzandığı Porto Riko’ya çok gittim. Akrabalarımın çoğu New York’ta yaşıyor, oraya göç etmişler. Annemin soyadı Rodrigues, en yaygın soyadlarından biri Latin dünyasında. Dansı o genlerden aldığımı sanıyorum. Annem, anneannem, müzik çaldığında yerlerinde duramazlar otomatik bir hareket başlar. Hayatın zorluklarına rağmen güzel yemek yiyelim, içelim, dans edelim. Farklı bir kültür. Ailemizde din farkı sorun olmadı. Her dinin bayramlarını, özel günlerini kutlardık. Çifte bayram ne güzel. 

KİTAPLAR: MİTOLOJİYE MERAK SALMIŞTIM

Lisede ve üniversitede edebiyatla aram iyiydi. Üniversite ve dans aşamasında ben mitolojiye merak salmıştım. Dinler mitolojiden ne kadar etkilenmiş, oradaki bağlantıları nedir? Mitolojik dönemdeki inançları çok daha masum buluyorum. Uzun süre Yunan ve Roma klasiklerini okudum. Sonra onların modern versiyonları, piyesler, şiirler devreye girdi. Hâlâ da Mısır falan bir şekilde mitoloji devam ediyor. Hâlâ da çok okurum. İnsanları anlamayı önemsiyorum. Hayatın anlamı konusunda çok ulvi yaklaşımlar içinde değilim. Hepimizin burada olmasının bir sebebi var. Karma felsefesine de inanıyorum. Siyasetle hiç ilgilenmedim. Kişiliğime göre bir şey değil siyasetçi olmak.

HAYATIMA SAHİBİM: HAYATTA YAPILACAK 52 ŞEY LİSTESİ

İnsanları ikiye ayırabiliyorum. Bir direksiyonu elinde olmayanlar var bir de direksiyonu mümkün olduğu kadar istediğim yere doğru çevireceğim diyenler var. Hayatıma sahip olmak ve günün tadını çıkarmak isterim. Kendime en sık sorduğum sorulardan biridir; en son neyi ilk kez yaptın? Hayatta yapılması gereken 52 şey listesi almıştım. 2005’te 15’teydik, Yunanistan’da küçük bir yerde beyzbol maçı izledik. Listenin 20.maddesine geldik duraksadık. Hamile kaldım, ben doğururken listeyi beraber yaptığım arkadaşım hamile kaldı. Onun çocuğu şimdi altı aylık. Yeniden başlayacağız. Şimdi yapmamız gereken okyanusa girmek. Hayatta keyfine varılabilecek, görülebilecek şeyleri yapmak istiyorsunuz. Listeyi tamamlayacağız.

FOTOJENİ: DÜŞÜNDÜĞÜM TONLAMA İLE YAZARIM

Kendi resimlerime bakmayı çok sevmem. O belki de danstan kaldı. Dans canlı izlenmesi gereken bir şey. Videodan izleyince o enerjiyi vermez. Ne kuru dansetmişiz hissi gelir bana. E-mail yazarken de düşündüğünüz tonlama ile okuyanınki aynı değil. Uzun cümle kurarım, noktalı virgül koyarım, tire atarım, iki nokta koyarım ki mümkün olduğunca konuşma dilime yakın bir yazı dili olsun. Teknoloji ile aram olması gerektiği kadar iyi. Gittiğim yerde internet yoksa bir iki gün sorun değil ama uzarsa dünyayla bağlantım kopmuş gibi olur. Cep telefonu zaten göbek bağının yerini aldı.

ŞİŞELER: ONLAR YAPIYOR BEN SATIYORUM

Doluca’da başladığım ilk üç beş sene hakikaten çok ciddi koşturdum. İlkleri yapmak, dünyada iyi yapılmış örnekleri Türkiye’ye uyarlamakla geçti. Abim üretim tarafında. Babam, yönetim kurulu başkanımız. Ben pazarlama satış tarafındayım. Onlar yapıyor ben satıyorum. Mamullerimiz, bütün spectrumun şişeleri duruyor odamda pencerenin önünde. Onlara bakınca geçmişimizi, hem geleceğimizi görüyoruz. Aşk ile şarabın ilişkisi var. Şarap romantik bir ortama girdiği zaman oradaki zevk katsayısını artırır. Amacımız hayata keyif katmak. Keyifli hayatta aşk da sohbet de muhabbet de olur. Kişiden kişiye değişebilir ama benim için şarabın tutku tarafı daha önde. Dedem de tutkulu bir insan. 1926’larda hiç garantisi yokken girmiş bu işe. Şaraba karşı bir tutku gerekiyor.

ŞARAP VE YEMEK: RUH HALİME GÖRE SEÇERİM

Şarap, çocuklarım gibi. Birini hüzünlü, birini romantik anınızda tercih ediyorsunuz. Öbürü piyasadaki başarısıyla, diğeri aldığı takdirle size keyif veriyor. Seçerken zorlanıyorum. Ama yeteri kadar içtiğimiz için hepsini içecek zamanımız oluyor. Arada şarapsız yemeklerimiz de oluyor. Şarabı ruh halime göre seçerim. Bazen bu şarabı, neyle içeriz diye yola çıkarız. Bazen de bir yere gidince haa bunu yemek istiyorum deyip ona göre şarap seçeriz.

MAHALLE BASKISI: ALKOL SATIŞ NOKTALARI AZALDI

Bu iktidarla birlikte bir sıkıntı yaşandı. En azından büyüme hızı yavaşladı. 2005’teki vergi ayarlamasından sonra sektörün kendini toparlaması 2007 sonunu buldu. Alkol satan nokta sayısında azalmalar oldu; ruhsat alımlarında problemler yaşandı. Mahalle baskısı, Türkiye’de birçok konuda olduğu gibi alkol konusunda da var. Şimdi bir tasarı var gündemde. Çok ciddi yasaklar getiriyor. Şu anki imkânlarımızı da elimizden alıyor. Satış noktalarına, restoranlara karışıyor. Gerçek anlamda demokratik olmanın şaraba zararı olmaz. İçme hakkı da içmeme hakkı kadar değerli olduğu sürece bir sorun olmaz.

ŞARABIN KRALİÇESİ: ŞARAP TÜKETİCİSİ GELİŞTİ

Biz kaliteli şarap pazarının lideriyiz. Doluca’nın geldiği noktadan mutluyum. Türkiye’nin en eski 20 firmasından biriyiz, 50’ye yakın ürünümüz var. Evet iyi bir yoldayız. Gidecek çok yolumuz var daha. Şarabın prensesi, şarabın kraliçesi diye yazdılar. Onu söylemek bana düşmez. Bizim firmanın yüzü ben oldum. Bu bir ekip işi. 8-10 senedir çok uğraş verdik. İnsanların şaraba bakışı değişti, bilgisi arttı. Fakat Türkiye’de şarap tüketimi hâlâ kişibaşı bir litre ile bir şişe arasında değişiyor. Her şey dahil turizmde gelen turist zaten bulduğu şarapla yetiniyor. Kayıtdışının yüzde 35-40’ı turizm sektöründe. Şarapçılıkta kalitemiz çok gelişti. Tüketicide son on senede kendini geliştirdi, seçicilik arttı. 98’de hâlâ kırmızı beyaz aşamasındaydık. Artık yılına kadar söyleyip sipariş verenler var.

KARAKTERİM: HİÇ MASKEM OLMADI

Bir sürü karakter özelliğimin dedeme benzediği söylenir. Daha ısrarcı, talepkâr olduğumda söylerlerdi. Hiç rol modelim olmadı hayatımda. Babam bana ışık tutan, oturup saatlerce tartışabileceğim bilirkişimdi. Genelde kendimden memnunumdur. Pörfeksiyonist (mükemmeliyetçi) tarafıma yenildiğim de olur. Aynaya bakınca her ortamda değişik maskeleri olan birini değil, istikrarlı, değerlerine sahip çıkmaya çalışan, özgüveni yüksek, duyarlı birini görüyorum.

RAKI: RAKI KOKUSUNU SEVERİM

Rakının kokusunu çok severim. Tadından da keyif alırım ama sadece üç beş yudum alabilirim. O kadarı keyifli olur. Benim için yemekten çok daha güçlü bir şey rakı. Yemeği öldüren bir şey, yemek eşlikçisi olmaz. Birayla çok fazla aram yoktur. Bira içmem. Damak zevkiyle alakalı.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 3 EKİM 2010

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).