NİMET BAŞ (ÇUBUKÇU)

SAAT 09.20 TELGRAFLARI

SUNUŞ

"Puzzle Portreler" de alışıldığı gibi insanların yaşamöyküsünün geniş özetini vermeyeceğim. Tıpkı bir puzzle çözer gibi konu aldığım kişinin yaşamına ve kimliğine dair parçaları yan yana getireceğim. Okuyanlar, o parçalar aracılığıyla farklı bir resme ulaşacak.

İlk olarak, Nimet Baş (Çubukçu) ile görüştüm. Çubukçu, Türkiye’nin ilk kadın Milli Eğitim Bakanı olarak siyasette özel bir yere sahip. Sorularımı -AKP kuruculuğunu öneren kişinin adı hariç- açık yüreklilikle yanıtladı. Yaşamıyla ilgili bir perde aralandı, orada babasını gördüm! Portrenin farklı yönü babasıyla ilişkisinde saklıydı...

ÇOCUKLUK KAHRAMANIM: BABAM

Babamdı çocukluk kahramanım. Bizleri hem çok sever, hem de bunu her zaman hissettirirdi. Her doğum günümde mutlaka hediye alırdı. Ben üniversite için İstanbul’a gittikten sonra da her 3 Mart’ta telgraf gönderdi. Hem de şaşmadan saat 09.20’de gelirdi doğum günü telgrafları. Çünkü o saatte elime geçmesini özellikle istermiş. Çünkü ben 1965 yılının 3 Mart’ında saat 09.20’de dünyaya gelmişim. Bu telgraflardan ilkini 18 yaşımda aldım. “Bugün senin doğum günün benimse hayatımın en güzel günü” diye yazmıştı. Hâlâ saklarım o telgrafları.

Babam (Ferit Baş), çok küçük yaşlarda önüme bir hedef koydu. Avukat olacaktım! O yönlendirmeden o kadar motive olmuşum ki, Ayrancı’da (Karaman) ilkokula başlarken öğrenci çantası yerine avukat çantası aldırdım. Birinci sınıf boyunca o çantayı taşıyıp durdum.

Biraz içine kapanık bir çocuktum. Babam öğretmenimle konuşup sosyal olmamı sağlamasını istemiş. O yüzden öğretmenim de bayramlarda şiir okutur, piyeslerde rol verirdi. Sosyal faaliyetlerde hep öndeydim. Hep kitap okurdum. Bazen yüksek kayaların üzerine çıkar ya da aynanın karşısına geçip sürekli konuşurdum. Aslında hep avukatlığa hazırlanırdım.

Babam kendisi ticaretle uğraşırdı. Benim siyasetçi de olmamı isterdi. O yüzden küçüklükten itibaren dünya meseleleriyle, siyasetle ilgilendim. Kendisi CHP’liydi, sosyal demokrattı. Babamla iş ortağı olduğu da yazıldı ama kendisi Tayyip beyle hiç tanışmadı bile. 1999 yılında kaybettim.

Yalova’daki deprem sonrasında çok zor saatler geçirmişlerdi. İki hafta sonraydı. Telefonda 1.5 saat yaşamdan ölümden konuştuk. Akşam yemeğe misafirim gelecekti. Cep telefonumu evde unutup markete gittim. Sonra geldiğimde çok sayıda arama gördüm. Karaman’dan Yalova’ya giderken kalp krizi geçirmiş. Ben Eskişehir’deki hastaneye ulaştığımda yaşıyordu ama görüştürmediler. Sabaha karşı vefat etti. Ondan sonrası çok zor geçti.

UNUTAMADIĞIM ÇOCUKLUK ANIM: ÇATALI FIRLATIP KALKTIM

Herkesin deli deyip dalga geçtiği garibanları babam eve getirir karınlarını doyururdu. Eski, yırtık pırtık kıyafetli çocuklar bizimle birlikte yemek yerdi. Bir gün yine Vedat ve Rüştü adlı iki kardeşle sofraya oturduk. Rüştü, kuru fasulye, pilav ve ayranı bir tabakta karıştırıp öyle yemeğe başladı. Ben de titizim, dayanamadım o görüntüye. O sinirle elimdeki çatalı masaya fırlatıp kalktım. Babam beni bir ay sofraya oturtmadı ve benimle konuşmadı. Çok ağladım, çok üzüldüm. İnsanlara eşit davranma dersi verdi o davranışıyla.

HOBİM YOK

Oğlumun çok hobisi var ama benim yok. Çağrı, saatlerce bir işe odaklanabiliyor. Çocukluğunda da öyleydi. Sabırla uğraşıp puzzle yapabiliyor. Ben bu kadar tahammül gösteremem. Ben yeni yerler görmeyi, yeni yemekler tatmayı, ev ortamını severim.

BURÇLARA İNANMAM

Mesela burçlara da hiç inanmam. Hatta komik yanından bile bakmam. Hiç ilgi alanıma girmez. Göz atmayı bile aklımdan geçirmem.

HAYVANLARA BAKIŞIM: CÜZDANIMDA KEDİ RESMİ TAŞIRIM

Küçükken kedim, köpeğim, hatta tavşan ve ördeğim bile oldu. Annem hayvanları çok severdi. Gittiği her yerden minik yavrular bulur getirirdi. O yüzden çocukken hep kedim, köpeğim oldu. Top adlı bir köpeğim vardı. En çok hatırladığım ise köpeğim Thomas. Çünkü o büyüdüğüm dönemlerde öldü. Hatta tarihini bile günü gününe hatırlıyorum; 30 Ağustos 1979. 15 gün yemek yiyememiştim ağlamaktan. Kedilerimin adları da Pamuk ve Fincan’dı. Kediler insanı çok rahatlatan bir canlı. En gergin anımda bile onları görünce içim ısınıyor. Cüzdanımda kedi fotoğrafları, gazete kupürleri taşıyorum. Hayvan sevgisi benden de oğluma geçmiş olacak ki, 1,5 yaşında iken gittiği yuvada hayalini sormuşlar. “Bir pengueni kucaklamak” demiş.

HAYALİM: TORUNLARIM OLSUN

Hayallerimdeki noktaya geldim. Siyasette önemli bir konumdayım. Artık hayalim bundan sonrası için ileride çok iyi anılacak şeyler yapmak. Özel yaşamımda ise oğlumun büyüdüğünü, geleceğini kurduğunu hayal ediyorum. Evlensin, torunlarım olsun istiyorum. Küçükken de zaten hep büyüdüğünü hayal ederdim. Şimdi hayallerim hep oğlumla ilgili.

REHBER EDİNDİĞİM SÖZLER: CHURCİLL VE HALİL CİBRAN

Churcill’in güzel bir sözü var; “Uçurtma rüzgârın kuvvetiyle değil rüzgâra karşı uçtuğu için yükselir.” İkbal’in zamanla ilgili sözünü de çok severim. ”Zaman insanın en büyük zenginliğidir” der. Yani dünü değiştiremeyiz, geleceğe aidiyetimiz yok ama bu an insanın en değerli hazinesidir. Bir de Halil Cibran’ın insanların sessiz kalmasına ilişkin sözünü beğenirim. “Nasıl ki bir ağaçtan gölgenin haberi olmadan tek bir yaprak sararamazsa toplumunda mutabakatı olmadan suç işlenemez” der. Toplumun kötülüklere sessiz kalmasının nelere yol açacağını vurgular bu sözle.

ROL MODELİM KADINLAR: MADAM CURIE VE ALBRIGHT

Şu kişiyi örnek aldım, hedef aldım demem çok doğru olmaz. Ancak hayatını bir şeylere adayanlara çok hayranımdır. Ömrünün 25 yılını bir deney laboratuarında geçirdiği için Fransız fizikçi Madam Curie’ye çok hayranlık duyuyorum. Öte taraftan üç çocuk annesi olmuş, eşinin aldatmasıyla 40 yaşından sonra üniversite okuyup Amerika gibi bir ülkenin ilk kadın dışişleri bakanı olması nedeniyle Madeleine Albright’a da hayranlık duyarım. Önemli bir başarıdır Albright’inki. Aslında bir hedefi olan ve bu hedefe ısrarla ilerleyen insanlara hayranlığım var.

KIRILMA NOKTAM: 28 ŞUBAT

Ak Parti’de kurucu olmadan önce İstanbul’da avukatlık yapıyordum. İstanbul Barosu’nun Çocuk Hakları Komisyonundaydım. İşimi çok seviyordum. Tayyip beyin mahkûm olup hapishaneye girmesinden sonra, bir kırılma noktası yaşadım. Aslında ben 28 Şubat sürecinde o toplumsal kırılmada taraf oldum. Sayın başbakanın belediye başkanlığı döneminde de siyasi çizgisine ve tutumuna, hizmetine hayrandım. Ak Parti’nin kuruluş safhasında görev almam istendiğinde de ilk gün tereddüt ettim. Afyon’daki toplantıya gidince kabul ettim. 72 kişi varsa 50’sini tanıyordum. Ufku geniş bir siyasi hareketin içinde olduğumu anladım ve çok heyecan duydum. Kurucu olmayı kabul ettim.

BİZ ON KARDEŞTİK

Biz 10 kardeştik. Abim vefat etti. Dokuz kardeş kaldık. Babamın üçüncü ve son eşi annem. İlk eşi ile ayrılmış, sonra da boşanmalar var. Annem (Emine Baş) ebe hemşire. Annem sakin, sessiz ve sağduyulu bir insan. Annem hayatta, Yalova’da…

SEVDİĞİM SANATÇI: NEŞET ERTAŞ

Türk halk müziğinin büyük ismi Neşet Ertaş’a TBMM Üstün Hizmet Ödülü verilmesini ben önermiştim. Çok severim türkülerini. Hayranıyım onun. Benim çok sevdiğim bir insan neşet bey. Çok mutlu oldu ödülü almaktan.

EN MUTLU OLDUĞUM AN: ÇAĞRI’YI KUCAĞIMA ALDIĞIM AN

Hayatımda en mutlu olduğun an oğlumun doğduğu andı. Onu ilk öptüğümde gökyüzüne doğru yükseldiğimi, bulutlara dokunduğumu hissettim. Yanağına dokunduğumda hissettiğim duygu inanılmazdı. "Kendi kendime ben buna eğitimimle özelliğimle sahip olmadım. Bu sevgi o doğar doğmaz ilahi bir güç tarafından yüreğime kondu. O zaman daha inançlı biri oldum. Annelik ilahi bir şey. Oğlum Çağrı’nın bir fidan gibi büyüdüğünü gördükçe inanılmaz gurur duyuyorum.

UNUTAMADIĞIM: ÖĞRETMENİME HER YIL KART GÖNDERİRİM

Hayatımda öğretmenimin büyük bir yeri vardır. Hâlâ görüşüyorum. Besim Süleyman Baş ile bağımı hiç koparmadım. Bugüne kadar ona kart göndermediğim bir öğretmenler günü olmadı. Nişan yüzüklerimi de onun takmasını istedim. Çünkü hayatımda çok önemli rolü vardı. Bu çağın filozofu gibiydi. Çok şey öğrendik ondan. Seçim döneminde bölgede benimle dolaştı. Geçen gün aradı sevinçten ağlıyordu.

HAYATIMIN YOL AYRIMI: KADERE İNANIRIM

Kadere inandığım için hayatımda yol ayrımı düşünmem. Eşimle (avukat Birol Çubukçu) tanışmam da öyle. Şimdi üzerinden çok seneler geçince sanki olması gerekiyormuş da oluyormuş gibi algılanıyor. Evet öyle oldu. Buraya kadar olan hikâyeyi biliyoruz bundan sonrasını bilmiyoruz...

HAYATIMIN EN’LERİ

- Hayattaki en büyük korkunuz?
- Korkularımı dile getirmekten de korkarım, olması ihtimalinden dolayı.

- En nefret ettiğiniz davranış biçimi?
- Riyakarlık.

- En sevdiğiniz tatil kenti
- Göcek.

- En sevdiğiniz sözcük?
- Merhamet

- En nefret ettiğiniz sözcük
- Nefret.

- En sevdiğiniz yemek?
- Annemin yaptığı bulgurlu köfte.

- En sevdiğiniz tarihi kişilik?
- Halide Edip Adıvar.

- En sevdiğiniz kitap?
- Victor Hugo’nun Sefiller’i.

- En sevdiğiniz film?
- Esaretin bedeli (Frank Darabont’un 1994 yapımı filmi)

- En sevdiğiniz yazar?

- Tolstoy

- En iyi dostunuz?
- Nurhan ama soyadını söylemem, o da istemez.

 FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 17 MAYIS 2009

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).