NEJAT İŞLER

KENDİMİ KONUŞARAK İFADE ETMEK BENİ ZEHİRLİYOR

Magazin penceresinden bakıldığında hırçın ve uzak bir tip Nejat İşler. Gerçekte ise bambaşka bir kişilik. Yaptığı işleri sorgulayan, bir yandan da içinde bulunduğu hayatla sorunları olan bir sanatçı. Sıkıntılarından biri de Tayyip Erdoğan ile akraba olduğunun sanılması. Oysa hiç ilgisi yok. İşler, yönetmen Ahmet Boyacıoğlu’nun "Siyah Beyaz" filmi için bulunduğu Ankara’da sorularımı yanıtladı. Sevgilisi Berrak Tüzünataç hakkında konuşmadı, çünkü birbirleriyle ilgili konuşmama kararı almışlardı.

AİLEM: HİÇ YOKSUN KALMADIM

Tipik bir işçi ailesi. Dedem de babam da fabrika işçisiydi. Babam aktif bir sendikalıydı. Annemle babam hayatla ilgili kararlarıma saygı gösterdiler. Çok iyi bir ailede büyüdüm ben. Şansımdır ailem. Ben böyle istedim böyle karar aldım dedim. Hiç kimse de muhalefet etmedi. Şunu yap bunu yap demedi. Nasıl modern ülkelerde 18 yaşına giren velet aileden ayrılırsa ben de o yaşta evden çıktım. Onlara anlattım, onlar da kabul etti. Bana çok katkıda bulunan ailemden memnunum. Bizim aile cennetliktir. Ben hiç yoksun kalmadım. Yoksulluk evet. O zaman herkes yoksuldu zaten.

DEDEM: HÂLÂ PARDESÜSÜNÜ GİYERİM

Her türlü ritüeli severim. Dinde de ritüeller çok olduğu için cami yaptırma dernekleri başkanı olan dedeme camilerde yardım etmek hoşuma giderdi. 6 sene kuran kursu maceram var. Dedemi çok severdim ben. İnançlı bir adamdı. Mahallede saygı duyulurdu. Beni dedeme benzetirler. Hızlı yürüme özelliğimi ondan aldım. Dedem hâlâ iki günde bir rüyama girer. Kendimi kötü hissettiğim zaman bana bıraktığı pardösüsüyle uyurum. Hâlâ bana yardım ediyor. Rol modelim de önce dedem. Sonra Müşfik Kenter ve Fikret Kuşkan.

SEVERİM: MÜZİKSİZ HAYAT HATADIR

Anlatmayı seven konuşkan bir çocuktum ufakken. Bir sürü lakabım vardır aile içinde. İlkokulda oyunlar yazıyordum. Şarkıcı olmak istedim aslında ama oyunculuğa denk geldi. Sesim iyi değil. Şarkıyı, müziği çok severim ben. Müzikten anlayan adamı severim, iyi geçinirim. Nietzsche’nin lafına da sadığım, "Müziksiz hayat hatadır". Müziktir dünyayı çekilir kılan.

İŞPORTACILIK GÜNLERİM: 1990’LARDA BOHEM YAŞADIM

Teşvikiye caddesi bana çok şey kattı. Kapıcıdan Orhan Pamuk’a, Hatemiler’e kadar hepsiyle muhabbetim vardı. Sokak iyidir. 90’larda insanlar Güneydoğu’da patır kütür giderken, biz İstanbul’da bunlardan uzaktık. Fevkalade bohem bir hayatım vardı. Düşünün işyeriniz Türkiye’nin en güzel kadınlarının geçtiği bir cadde. İstediğiniz saatte açıp, kapatıyorsunuz. 1991’de Mimar Sinan Üniversitesi’nin konservatuar bölümüne girdikten sonra da CD ve kitap sattığım işporta tezgâhı devam etti. Ortaklarım Sinan ve Ferruh ile hayalimiz bir dükkânımızın olmasıydı. Başrol falan derken aldığım ücretler çoğalınca ilk yaptığım şey o oldu. Dükkânı açtık, adı Tezgâh. Tezgâhı kapalı bir yere koyduk artık üşümüyoruz.

YALNIZLIK: KAYBOLMAYI SEVERİM

Yalnız dolaşmayı, kaybolmayı, yok olmayı severim. Nerde kaybolabiliyorsam, oraya giderim. Artık kaybolmayı daha az becerebiliyorum. Bu da biraz sıkıntı yaratıyor. Ama yapacak bir şey de yok.

TİYATRO: METRES KABUL ETMEYEN KADINDIR

Tiyatro konsantrasyon işi. Diziler filmler gibi değil. Metres kabul etmeyen bir kadın tiyatro. Tiyatroyu aldatamazsınız. Sinema da güzel bir iş ama tiyatro bambaşka bir şey. İki saat tek başınızasınız. Anın telafisi yok. O büyük bir adrenalin. İki saat boyunca durmadan bungee jumping yaptığınızı düşünün. Çok güzel bir his. Ama sette çalışıp akşam da gidip tiyatroda oynayamıyorum.

KADINLAR: ARAM HEP İYİYDİ

Kadınlarla aram hep iyiydi. Kadınlı bir ailede büyüdüm. Öyle denk geldi. Anadolu Lisesi sınavını kazandım. Kazandığım okulu İstanbul Kız Lisesi’nin içinde kurdular. 800 kızla beraber okudum 50 erkektik. Garip yani hep böyle gitti.

BENİM İSTANBULUM: SANATÇI GETTOMUZDA YAŞARIM

Aslında rutin bir hayatım var. Komşularımdan çok farklı yaşamıyorum ben de. Cihangir’de bir sanatçı gettomuz var. Her gün onlarla beraber oluyoruz. Ortak bir yaşamımız var. Onlar magazin dünyasında gözükmez. Ben Allaha çok şükür çok zengin bir insanım. En büyük servetimin insan biriktirmek olduğunu düşünüyorum. En çok önem verdiğim şey de bu ve şanslıyım o konuda.

MAHALLE BASKISI: BANA EV ALDIRDI

Yıllarca mülkiyet hırsızlık diye bağırdım. Sonra geçen sene Bodrum tapu dairesinde buldum kendimi. Mahalle baskısı bana ev aldırdı. Şimdi işim yoksa kışın da çoğunlukla Bodrum’da yaşıyorum. İstanbul’da durmak istemiyorum.

OTOBÜSLER: HÂLÂ BÜTÜN DURAKLARINI BİLİRİM

İstanbul’da hâlâ bütün otobüslerin numaralarını ve duraklarını bilirim. Artık biraz sıkıcı geçiyor o yüzden kullanmıyorum. Şahane İstanbul turları yaptım. Belediye bayramda otobüsler dört gün beleş derdi. Nereye gittiğine bakmadan binerdim. Şimdi bunu yurtdışında yapıyorum.

FENERBAHÇE: MAÇ İÇİN 3 KM KOŞTUM

Bir defasında Bodrum Gümüşlük’te Lig TV bulacağım diye 3 km kadar koştum. Fenerbahçe’nin maçlarını kaçırmamaya çalışıyorum. Maçları mutlaka bir yerde seyretmeye çalışıyorum. Stada gitmeye daha çok özen gösteriyorum. Bir de Fenerbahçe hep iyi oynasın istiyorum.

HAYAT TANIMIM: HİÇ

Bana hep sorarlar dövmen var mı? Yaptırmayacak mısın? Yaptıracağım. İki kürek kemiğimim arasına HİÇ yazdıracağım. Neyzen’in hiçi. Hayatımın anlamı bu benim için. 

 ALKOL: UNUTTURUYOR AZICIK

İnsan hayata gelince kötülük yapmaya, kaynakları tüketmeye başlıyor. Ben de tüketmekten kendimi alıkoyamıyorum. Tükettiğimle aynı oranda üretmeye çalışıyorum ama kötü hissettiriyor beni. O yüzden bu mereti (elindeki rakıyı göstererek) içiyorum. Sorunları çözmüyor ama unutturuyor azıcık. Maneviyat eksikliği sinirimi bozuyor. Televizyon dizilerinde yer alarak ben de katkıda bulunuyormuşum gibi hissediyorum. Küçümsediğim için söylemiyorum. Babam fabrikada işçiyken işini iyi yapmak isterdi. Dedem sayacıydı o yüzden soyadımız işler. Plastik tabanlı ayakkabıları görünce siniri bozulurdu. Olay dizi sinema olması değil iş iyi olsun.

SİYASET: SIKIŞTIK KALDIK

Dehşet verici. iyi şeyler görmüyorum. Çetin Altan güzel söylüyor diyor ki "Memleketi cami ile kışlanın arasına soktular" Bir cami bir kışla. Başka hayat yok mu? Bir tercih mi yapmak zorundayız bunların ikisinin arasında? Saçma sapan bir dualite var. İki yönlü yaşam ama iki değil ki 100 milyon tane yaşam var ikisinin arasına sıkıştık kaldık.

YAZMAK: KONUŞMAK BENİ ZEHİRLİYOR

Galiba yazmaya, yönetmeye doğru evrileceğim. Tamam şimdi revaçta bir aktörüm, istiyorlar. Başrol baş ağrıtıcı bir iş. Haftanın beş günü çalışıyorsunuz. O çok yoruyor. Bu yüzden şu anda yazma konsatrasyonum pek iyi değil. Hayır demeyi bilen bir herif de değilim. Biraz durayım yazıp çizeyim diyemiyorum. Röportaj vermekten sıkıldım. Kendimi sözlerle ifade edebilecek biri değilim. Nasıl diyeyim? Sanatta öyle bir şeydir. Lök diye söylemiyorsun. Allıyorsun pulluyorsun öyle söylüyorsun. Onu seviyorum ben. Kendimi konuşarak ifade etmek beni biraz zehirliyor.

DOĞUM GÜNLERİM: 29 ŞUBAT OLMASI EKONOMİK

Gençken karşıydım böyle kutlamalara. Artık bıraktım. 29 Şubat olduğu için arkadaşlarımı yoruyorum gibi. 28’inde mi arayalım 1 Mart’ta mı? Düşünsenize 4 yılda bir! Çocukluktan beri insan kendini bir garip, freak (ucube) hissediyor. Herkesin her sene doğum günü var senin yok abi.

BAŞUCU KİTABIM: BEYAZ ZENCİLER

90’larda bahşedilen bir özgürlük vardı. Allaha şükür hakkını vererek yaşadık. O dönemlerde beyaz zenciler diye bir kitap düştü. İngvar Ambjörnsen adlı Norveçli yazarın kitabıdır. Mülkiyetsiz dertsiz tasasız bir yaşam anlatır. O biraz bohem bir hayattır. O benim başucu kitabım oldu. Yoksa tabii ki kendimi beyaz zenci olarak tanımlamıyorum ama o güzel bir kitaptı.

LAKABIM: FARKETMEZ NEJAT

Gittiğim yelerde verilen selamı alırım, nezaketle istendiğinde istenileni yapmaya çalışırım. Maalesef bununla yetinen az kişiyle karşılaştım. Küçüklük lakaplarımdan biri "Farketmez Nejat"tır. Kimseyi rahatsız etmek istemezdim ben. Hâlâ da öyledir. Ama onlarda beni rahatsız etmesin. Mesafeleri eskiden beri severim. Evet eskiden beri.

MAGAZİN: O KAMERAYLA FİLMLER ÇEKİLİYOR

Arkadaşım Özgür ile kulüpten çıktık, beraber mobilete bindik. Basıyor gitmiyor. İki üç kamera da devamlı bizi çekiyor. Sabah beni aradı, "Oğlum çok şanslıyız" dedi. Arka seledeki kancalı bagaj lastiklerini zincire takmışlar abi ya düşelim diye. Düşeceğiz, onu çekecekler! Allahtan zincir taramış, takılmamışız. Bundan haber olur mu? Bir de tanıdığımız gazeteciler var. Abdi İpekçi’leri okumuşuz, Uğur Mumcu’lara takılmışız! Senin elindeki kamerayla insanlar filmler çekip ödüller alıyorlar. Senin yaptığın şey beni öldürmeye kalkmak mı?

HAYATIMIN EN’LERİ

- En büyük korkunuz?
- Birine kötü bir şey yapmak

- En çok neye dokunmaktan hoşlanırsınız?
- Sevgilime

- En sevdiğiniz tatil kenti?
- Bodrum ve Kaş

- En sevdiğiniz yemek?
- Patatesin her türlüsü

- En sevdiğiniz tarihi kişilik?
- Tevfik Fikret

- En sevdiğiniz film?
- Betty Blue (Jean-Jacques Beineix/1986)

- En sevdiğiniz (müzik) sanatçı?
- Neşet Ertaş, David Bowie, Toto.

- En iyi dostunuz?
- İçkim sigaram

- En sevdiğiniz koku?
- Yasemin kokusu

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 26 TEMMUZ 2009

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).