MEHMET YAŞİN

BASIN MÜZESİNE KONULACAK ADAMIM

Mehmet Yaşin’i nasıl bilirsiniz? Gazeteci, yazar, gezgin, lezzet avcısı, televizyon programcısı? Eğer bu sıfatlardan biriyle tanıyorsanız onu eksik tanımışsınız demektir. Çünkü o bunların tümü birden. Aldığı işi zirveye götüren, yeni maceralara girmekten korkmayan insanlardan. Bunca işine rağmen Hürriyet Pazar’da yeni bir projeye başlaması da ruhunun her daim dinç kalmasından…

ALKOLSÜZ YARIMADA: ANADOLU’DA ALKOL EVE GİZLENİYOR

Bir röportajda "Anadolu yakında alkolsüz bir yarımada olacak" dedikten sonra tekrar düşündüm. Aslında Anadolu zaten alkolsüz bir yarımadaymış. Anadolu’da eşraf ve tayinle gelmiş subay, hâkim, savcı, kaymakam içiyormuş. Onlar için de şehir kulüpleri ve bir meyhaneleri varmış. Şimdi o kulüpler ve meyhaneler kalmamış. Urfa’da sıra geceleri ayranla geçiştiriliyor, alkol sadece beş yıldızlı bir otelde içilebiliyor. Yazılı olmayan yasalar uygulanıyor. Mesela Balıkesir’de Tenekeci diye 50-60 yıllık bir meyhane var, Her akşam polis iki tarafında yol kesip alkol kontrolü yaptırıyormuş, bir ayda 110 kişi ehliyetini kaptırınca kimse gelmez olmuş. Diğer şehirlerde de böyle baskılar var. Kimse içmeyin demiyor ama meyhanelerin ruhsatları yenilenmiyor. Meyhanelerde görünenlere, içenlere iyi gözle bakmıyorlar. Anadolu giderek alkolün eve gizlendiği bir yarımada haline geliyor. Evvelden kapılara "Burada içki servisi yapılmaz" yazılıyordu. Şimdi "Burada içki konmamış bardakla servis yapılır" tabelası koyuyorlar. Ramazanda paydos ediyorum. Çünkü fırın bile açık olmuyor. Bazı kentlerde çekimimiz Cumaya rastlarsa aşçı ve garsonlar namaza gittiği için ara vermek durumunda kalıyoruz. Artık kadınların hepsi başörtülü, türbanlı. Kısa kollu giyinen kalmadı neredeyse. Hatta kara çarşaf giyenler arttı.

LEZZET DURAKLARI: BAŞARILIYIM TAKLİTLERİM ÇIKTI

"Yol üstü lezzet durakları" programının bu kadar başarılı olacağını beklemiyordum. Bir hobi gibi başladı. Çok gezdiğim için, herkes bir yere giderken orada ne yeneceğini, nereye gidileceğini soruyordu. Baktım böyle bir talep var, bunu televizyona taşıyayım dedim. Çıkış o çıkış. Dördüncü yıla girdim. Program başarılı, niye? Taklitleri çıktı. Programın özelliği bir yerleri eleştirmek değil. İnsanlara gidebilecekleri yeri göstermek, onun için de övüyorum. Yola çıkmadan önce dostlarıma, belediyeye soruyorum. Doğan Haber Ajansı muhabirlerinden yardım rica ediyorum. Kriterlerim, hijyenik olması, menüsünde yöre yemeği bulunması. Karşılıklı dost sohbeti içinde konuşuyorum. Bakıyorum bazı arkadaşların kaygısı ne kadar çok bilgili olduklarını anlatmak. Biz o ukalalıklara sapmıyoruz. İzleyiciler, tanıttığım yerlerde kötü servisle, kötü yemekle karşılaşırsa tek cezalandırma yöntemim her yıl yaptığım kitaptan oranın adını çıkarmak. 74-75 ili bitirdim, şimdi yolum büyük kasabalara düşecek. Sonunda bir kitap çıkarıp, Avrupa’daki bir kitapçıda görme mutluluğunu yaşamak istiyorum.

LEZZET KATEGORİLERİ: DAMAĞIM ÇATLADI

Damak çatlatan deyimini ben uydurdum. Benim için lezzetin zirvesi demek. "Damağım şenlendi" diyorum, o çatlamaya yakın olan. "Damağım bayram yerine döndü" üçüncü aşama. Beğenmediklerimi eh diye geçiştiriyorum. Bana kızmasınlar. Türkiye’de gurmelik sıfatını hak edecek çok az arkadaş var. Gurmelik için bir defa yemeğin malzemesini, yemek tarihini, mutfak organizasyonunu bilmek lazım. Benim için damağına düşkün, gezgin, lezzet avcısı, yemek sever deyin ama gurme denmesini hak etmiyorum.

ŞÖHRET: HERKES BENİM GİBİ OLMAYI ARZULUYOR

Yedisinden yetmişine kimi gördüysem benim gibi olmayı arzuluyor. Zaten giderek zararlı bir adam haline geldim! Türkiye’yi obezleştiren, yemek yemeye teşvik eden bir adam haline geldim. Sokakta insanlar beni Mehmet Yaşin olarak değil de döner, köfte ya da bir börek olarak görüyorlar. 40 yıllık dostmuş gibi gelip kimi göbeğime kimi omzuma tokat atıyor. CNNTürk’ün izleyici profili dışında bir izleyicim var. Selimiye Camiinde anons yaparken, orada tespih satan adam, "Abi, sen yemekçi abi değil misin?" dedi. Böyle hoşluklar oluyor. Şöhret ilk zamanlar biraz hoşuma gidiyordu. Şimdi rahatsız edici boyuta geldi.

İSTANBUL: GEZİLERE ORTAOKULDA BAŞLADIM

Ailem Sivas Yıldızelili, ben Ankara’da doğmuşum. Babam asker olduğu için ben altı yaşındayken Malatya’ya göç etmişiz. 1956’da İstanbul’a tayinle gelmişiz, geliş o geliş. Ortaköy’de Boğaz kıyısında büyüdüm, İstanbul’a kök saldım. İlk maceramı ortaokul birde yaşadım, bir arkadaşımla Uludağ’a kampa gittim. Yaşım ilerledikçe gezi alanlarım büyüdü, lise çağlarında yakın şehirlere, üniversitede de sınırları aşıp başka ülkelere gitmeye başladım. Çerkez dedem, oradan buraya göç etmiş sonra kaçmış gitmiş. Belki ondan genetik mirastır bana.

1968 EYLEMLERİ: DENİZ GEZMİŞ ANFİDE KONUŞUYORDU

Ne gazeteci, ne sosyolog olmak istiyordum. İç mimarlığı seviyordum. Bir de Güzel Sanatlar Akademisinin kızları güzeldi ama oraya giremedim. Puanım İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümünü tuttu. Anneme "Toplum mühendisi olacağım" dedim. Annem toplumunu atmış, komşulara "Oğlum mühendis olacak" demiş. Zavallı yıllarca mühendis olmamı bekledi. Hukuk Fakültesi işgalinde kapıyı tutanlardan biriyim. Deniz Gezmiş amfide konuşma yaparken biz de kapıları zincirlemiştik. O eylemlerin ortasında olmak hoşumuza gidiyordu. Fakülte kapandığı zaman sevgililerimizi alıp Emirgân Parkı’na gidiyorduk. Dev-Genç bizim sosyoloji koridorunda çay ocağında kuruldu. Ben emirleri yerine getiren bir militandım, afiş asan bir solcuydum.

GAZETECİLİK: MANHATTAN’DA BALYOZLA DUVAR YIKTIM

Üniversite masraflarını karşılamak için çalışmam gerekiyordu. Dünya Gazetesi’ne düzeltmen olarak girdim. O kokuyu aldıktan sonra bırakamadım, Hürriyet’in gece muhabiri oldum. Şimdi rahmetli olmuş bir yönetici, üç haberimin çıktığı gün komünist olduğumu söyleyip beni kovdu. Hür Yayınlarda sözlük maddesi yazdım, kitap redaksiyonu yaptım. 1973’te Günaydın’a atladım. Gün diye bir öğleden sonra gazetesi çıkardık. Gırgır onun ilavesiydi. Sonra haftalık dergi yaptık. Yazı işlerinde çalışırken Saklambaç’ta fotoroman senaryosu yazdım. Perihan Savaş mesela ilk orada oynamıştı. 1978’de gazeteyle ilişkimi kesip, her şeyi satıp yeni evlendiğim eşimle Amerika’ya gittik. Spor malzemeleri satan bir Türk’e ortak oldum. Florida Üniversitesi’nde TV okumaktı niyetim. Bir gün dolandırıldığımı, bankada sadece 350 dolarım kaldığını öğrendim. Beynimden vurulmuşa döndüm. New York’a gidip inşaat işçiliği yaptım. Manhattan’da 30 kiloluk balyozla duvar yıkıyordum. Haftada iki gün de benzin istasyonlarında çalışıyordum. Yedi gün çalışarak 1500 dolar kazanıyordum, 400 doları kiraya gidiyordu. Çocuğumuz da doğmuştu. Baktık olmuyor, eşime "Siz gidin, ben de bilet paramı biriktirip geleyim" dedim. 1 yıl daha kaldım orada, New Orleans’ta limanda çalıştım.

MAGAZİN MÜDÜRÜYDÜM: MANKENLER GELMESİN DEDİM

Üç sene süründüğüm Amerika’dan döndüğümde Hasan Cemal, Cumhuriyet’i yeniliyordu. Yazı işlerinde çalıştım. Sonra Umur Talu ve Deniz Som ile Söz gazetesini kurmak üzere ayrıldık. Bir sorun oldu, Söz gazetesini basıldığı gün bıraktık. Hürriyet’te Magazin Müdürü oldum. Magazinle hiç ilgim yoktu. Hatta arkadaşlara "Lütfen mankenler, artistler buraya gelmesinler" dedim. Hayatın içinden malzemelerle magazin yapayım dedim ama Çetin Emeç’in tarzına uymadı. Magazin Müdürlüğüm çok fazla sürmedi.

ATLAS DERGİSİ: KENDİMİ GEZDİRECEK MECRA YARATTIM

Hep Türkiye’de de National Geographic gibi bir dergi olmasını hayal ederdim. 1993’te Atlas projesine başlarken beynimin arka tarafında çok dillendirmediğim kendimi gezdirecek bir mecra yaratma isteğim vardı. Bugün gördüğünüz Atlas dergisinin üstündeki logosu, rengi her şeyini ben yaptım. İlk sayıyı korkarak 15 bin bastırdım. Ertesi gün kıyamet kopuyordu, dergi çıkar çıkmaz bitmişti. 6 baskı yaptı, 80 bin sattık. Türk basınında her zaman olduğu gibi üç masa altı kişiyle başladık. Nuri Bilge Ceylan da Atlas’ta fotoğrafçı olarak çalıştı. Türkiye’nin en aşılmaz dağlarına, zirvelerine, kanyonlarına ilk Atlas girdi. Türkiye’de turizmin deniz, kum, güneş olmadığını gösterdik. Sinop’tan Anamur’a palapantla Türkiye’yi geçen çılgın arkadaşımız dişçiliği bıraktı, tek başına tekneye bindi dünya turuna çıktı. Maalesef Pasifik’in uzak bir adasında bir kızla tanışıp evlendi. Bunun gibi Atlas’ın çılgın çocukları vardı.

YENİ PROJE: ÜNLÜLERLE YEMEK RÖPORTAJLARI YAPACAĞIM

Atlas’tan sonra Doğan Kitabı kurdum. Ardından gezi yazarlığı ve Lezzet Durakları programı yaptım. Şimdi de Hürriyet Pazar’da yeni bir projeye başlıyorum. Ünlüler ile çocukluklarından bugüne kadar yemek röportajları yapacağım. Kendisi yemek pişirir mi, pişirirse tarifi, nerede yemek yer, kiminle yer, en sevdiği yemek, en nefret ettiği yemek gibi sorularla bezenmiş röportajlar olacak. Gazetecilikle başlayıp dergicilikle devam eden, sonra kitapçılık ve televizyonculuğa dönen, medyanın bütün katmanlarında çalışan bir adamım. Kurşun kalıp, ofset, bilgisayar devirlerini yaşadım, şimdi internet devrini yaşıyorum. Aslında basın müzesine konacak bir adamım.

ŞANSLIYIM: OTEL ODASINA KAPANIRIM

Ben şanslı bir adamım. Boş zamanlarımda bahçemde oturup bulutlara, kargalara bakıyorum. Canım kitap okumak dahi istemiyor. Fenerbahçeliyim, gezilere çıkarken arkadaşları tembihlerim mesaj atıp maçları haber verirler. Malum akşam olunca Anadolu’da hayat bitiyor, gidilecek bir yer olmuyor. Ben de otel odasına kapanıyorum. Laptopumdan film bazen maç seyrediyorum, ipodumdan müzik dinliyorum. Mataramdan içkimi içip yazımı yazıyorum.

KİLO SORUNU: BAKLAVAYI DAMAĞINA YAPIŞTIRACAKSIN

Hem kilo alıyorum, hem de kolesterol sorunum var. O yüzden İstanbul’daki günlerimi neredeyse aç geçiriyorum. Her sabah spor yapmaya çalışıyorum. Kamera çekerken iki üç çatal alıyorum, kalanını bırakıyorum. Küçük yalanlar söylüyorum. Tatlı gelince "Şeker hastasıyım", yağlı yemekler gelince de "Kalp hastasıyım" diyorum. Onları kırmamaya çalışıyorum. Fakat çiğ böreğe, güzel bir pilava hayır diyemem. Bütün hamur işleri, pilavlar, makarnalar favorimdir, yani bir karbonhidrat canavarıyım. Anadolu da bunun cenneti. Hamur tatlılarını severim. Mesela Antep baklavasına dayanamam. Baklavayı yerken ters çevirip şerbetli kısmını damağına yapıştıracaksın, dilinle damağın arasına sıkıştıracaksın şerbeti akacak onu yutacaksın sonra kalan posası çiğneyeceksin.

ŞİİR YAZMIYORUM: ŞAİR MEHMET YAŞIN İLE KARIŞTIRIYORLAR

Kıbrıslı şair Mehmet Yaşın ile karıştırıldığım oluyor. Ama aramızda yaş farkı var; onun soyadında nokta yok, bende nokta var. Bazen imza günlerinde onun şiir kitaplarıyla gelenler oluyor. Kitabın arkasındaki fotoğrafa bakmıyorlar. Benden şiir kitabı isteyen izleyiciler de oluyor. Allah’tan iyi şiir yazan bir arkadaş da şairlik misyonunu üstleniyorum! Henüz kendisiyle tanışamadık.

BAGAJIM DOLUDUR: YOLDAN KEYİF ALIRIM

Yoldan keyif alırım. Arabamın bagajımda kahve pişireceğim aletler, küçük koltuğum vardır. Bazen bir ağacın gölgesine otururum, açarım gaz ocağımı kahvemi yaparım. Sonra yoluma devam ederim. Bu yazma gezilerimde tabii. Televizyon gezilerine maalesef uçakla hızla gidiyoruz, etrafı göremiyorum.

ANADOLU MUTFAĞI: TURİZMDE YEMEK İLANLARI OLMALI

Anadolu’daki yöre mutfakları kayboluyor. Hamburger, pizza, lahmacun, köfte ekmek, döner, dürüm gibi ayaküstü yemekler yayılıyor. Öyle zengin ve lezzetli bir Anadolu mutfağımız var ki, Turizm Bakanlığı’nın, belediyelerin bunu koruması lazım. Güneş, tarih, kum yerine "Gelin yerel lezzetlerimizi tadın" diye de ilanlar vermeli bakanlık. İtalyanlar makarnadan büyük paralar kazanıyor.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 9 MAYIS 2010

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).