MEHDİ EKER

EVRAK MEMURU OLARAK GİRDİĞİM YERE BAKAN OLDUM

32 yıl önce evrak memuru olarak girdiği Tarım Bakanlığı’nın şimdi zirvesinde oturan bakan Mehdi Eker, Kürt açılımına en çok sevinen isimlerden biri. Ne de olsa Diyarbakır’ın elektriği yolu olmayan bir köyünde doğup hayata Kürtçe ile başlayan, ortaokula gidişi ve İstanbul Belediyesi’nde çalışıp Tayyip Erdoğan ile tanışmasıyla yaşamı değişerek bugünlere gelmiş bir siyasetçi o.

HAYATIMIN YOL AYRIMI: YURTTA YER BULAMASAM OKUYAMAZDIM

Doğup büyüdüğüm Tepe, eskiden nahiyeydi. İlkokul iki derslikliydi. Birler ikiler üçler bir derslikte, dörtler beşler öbür derslikteydi. Biri susar öbürü ders yapardı. İlçemiz Bismil ile bağımız yoktu. Arada Dicle nehri vardı ve köprü yoktu. Ortaokul için Diyarbakır’a gitmem gerekiyordu. Benim için okumak önemliydi. Diyarbakır’da kalacak yerim olmadığı için bir yıl bekledim. Dicle kıyısında çıkar dolaşırdım. 11 yaşında bir çocuk ne kadar tefekkür edebilirse o kadar düşündüm o yıl. Vakıflar yurdunu bulamasaydım bir süre daha okuyamayacaktım. 1969 sonbaharında girdim o yurda. Vakıflar yurdu 450 yıllık tarihi bir binadaydı. Benim mimariyle ilişkimi kuran o bina oldu. Yurdun avlusu çok güzeldi. O avlu sosyal yaşam alanımızdı. Ders çalışırdık, otururduk, arkadaşlar saz çalardı. Hayatımın en önemli dönemeçlerinden biri ortaokula gitmekti.

DENGBEJLER DİNLEDİM: İLK KAHRAMANIM HAZRETİ ALİ’YDİ

Çocukluğumda Cenk hikâyeleri söylenirdi köyde. Bizde sözlü kültür yaygındı. Dengbejler vardı. O nedenle ilk etkilendiğim kişi Hazreti Ali’dir. İlk olarak onun kahramanlık hikâyelerini dinledim. Dolayısıyla hayatımdaki ilk kahramanım odur, Hazreti Ali. Sonra tabii kitaplar okudukça değişti. Etkilendiğim bir sürü şair, bir sürü yazar oldu.

DİYARBAKIR: KÜLLER ALTINDAKİ MÜCEVHER

Diyarbakır’ı ilk gördüğümde ilkokul dördüncü sınıftaydım. Bir kış günüydü. Açık bir kamyonun kasasında gittim. Ben kırları seviyorum ama şehirleri daha çok seviyorum. Özellikle de tarihi şehirleri. Herhalde sonsuzluk düşüncesinden besleniyor bu sevgi. Çok sevdim Diyarbakır’ı. Sur içi muhteşem bir yerdi. Ben ona küller altındaki mücevher diyorum. Şimdi o mücevherleri arayıp bulmanız gerekiyor. Yoksa görünmüyor. Bir mülteci kampı orası. Büyük bir tahribat, büyük bir yıkım, üzüntü yaşandı. Orada sadece ölen insanlara değil yıkılan binalara, yokolan mimari değerlere de ağlamak lazım. Diyarbakır, muhteşem mimarlık felsefesi açısından beni çok etkiledi. Diyarbakır’ın ruhu barıştır. Tarih boyunca çok sayıda kavim, inanç, kültür barış içerisinde bir arada yaşadı. Mimari de bu ruhu beslemiş. Diyarbakır’da kapıların hepsi aynıdır. İnsanları kıskandıracak, zengin ile fakir arasında bir duygusal problem oluşturacak hiçbir belirti olmazdı. Teşhirci bir zenginlik anlayışı yoktu. Yani evler çatışma değil barış öneriyordu.

KARA AMİT: AMED DENMESİNİN NEDENİ SİYAH TAŞLAR

Bütün şehir Karacadağ taşlarıyla yapılmıştı. Onun için Diyarbakır’ın tarihteki ismi Kara Amit’tir. Amed diyorlar ya şimdi, Amit’ten geliyor. Amit ismi Medler’den geliyor. O siyah bazalt taşların dişileri avlu zeminlerinde kullanılır gözeneklidir, suladığınız zaman o buharlaşır su içinde kalır serinlik yaratır. Erkek olanları da duvar inşaatında kullanılır.

ANADİLİM KÜRTÇEYDİ: TÜRKÇEYİ OKULDA ÖĞRENDİM

Anadilim Kürtçeydi. Annem, çevremdeki herkes Kürtçe konuşurdu. Türkçeyi ilkokula başladığımda öğrendim. İlkokulda doğal olarak öğretmen Türkçe konuşuyor, siz de onu anlamaya çalışıyor, öğreniyorsunuz. Türkçem her zaman iyi oldu. Çünkü okumaya düşkün bir çocuktum. Edebiyata ilgim sebebiyle kompozisyon yazmak hoşuma giderdi. İlkokulda kitaplık koluna bakıyordum. Başöğretmen odasındaki küçük dolapta 20-30 kitap vardı. Hemen hepsini okudum. Çalıkuşu’nu da orada okudum. Ortaokulda da klasikleri okudum. 

HAYALİM HEKİMLİKTİ: ANKARA SOĞUK GELDİ

İlla şunu olacağım hayali kurmadım. Tabii yaşadığınız yerdeki sorunları çözmeye dair bir yönelme oluyor. Benim yaşadığım yerde birçok insanın doktorsuzluktan öldüğünü biliyorum. Bunlara bizzat şahit olunca ben de hekim olmak istedim. Üniversite sınavında ilk üç tercihim tıptı. Dördüncü tercihim veterinerlikti. Orayı kazandım. Ankara, ilk başta soğuk gelir insana, geç alışılır. Alıştıktan sonra da ayrılınmaz. Bana da öyle oldu.

ÇATIŞMALARA KATILMADIM: ÖĞRENCİ DERNEĞİ KURDUM

Öğrenciliğimde, Milli Türk Talebe Birliği’ne yakındım. Diyarbakır’da lisedeyken MTTB orta tahsil öğrenci derneğini kurdum. Üniversitedeyken çok acılı bir dönemdi. Silahlar konuşuyordu. Bugün yaptığım analizi o gün de yapıyordum. Çatışmaların NATO Konsepti ile ilişkisi olduğunu düşünüyordum. Sol düşünceye sahip gençler bir şeyleri değiştirmek istiyorlardı. Sonra sistem 12 Mart ile birlikte MHP veya ülkücü gençliği ortaya çıkardı. Onlar çatıştı, sistem de oturdu bunları seyretti. Ben komünist olmayanlardandım. Ama faşist denilenlerden de değildim. Siyasi olayların içerisinde ama çatışmaların dışındaydım.

BAKANLIKTA İŞE GİRMEM: HAYATIMIN İKİNCİ DÖNÜM NOKTASI

Babamı ben ortaokuldayken kaybetmiştim. Ağabeylerim okumama yardımcı oldu. Küçük ağabeyim Manisa’da öğretmendi. Avukat oldu sonra. 1976’da Ankara’da veteriner fakültesine kaydolduktan sonra bir süre yine vakıflar yurdunda kaldım. Öğrenci kredisi aldım. Üniversiteye girdikten 20 gün sonra çatışmalar oldu okul kapandı. Birkaç gün açıldı bu defa bomba atıldı, bir daha kapandı. Yazın hızlandırılmış derslerle birinci sınıfı geçmiş olduk. Baktım olacak gibi değil. Bari bir işe gireyim çalışayım dedim. Kader burada devreye girdi. O zamanki adıyla, Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’nın lise mezunu memur almak için sınav açtığını öğrendim. Sınavı çok iyi puanla kazandım. 1977 sonuydu. Planlama Araştırma ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü’nde evrak kayıt memuru olarak işe başladım. Müdafaa caddesindeki bakanlığın beşinci katında 519 nolu odada çalıştım. Mezun olunca genel müdürümüz veteriner hekim olarak orada kalmamı istedi. Ben de hayvancılık politikalarının oluşturulmasına ilgi duymaya başlamıştım. Bakanlıkta kaldım. Yoksa bir yere gider veterinerlik yapardım. Bakanlıkta kalınca askerlik dışında sahada aktif veteriner olarak hiç çalışmadım. İngilizceye merakım vardı. Biraz kendim çalıştım. Biraz da kursa gittim. Bakanlığın desteğiyle İngiltere’de tarım ekonomisi masterı yaptım. Ardından hayvancılık ve işletme ekonomisi doktorası yaptım.

İSTANBUL’DA ÇALIŞTIM: TAYYİP BEY İLE BELEDİYEDE TANIŞTIM

1994’te büyükşehir belediye başkanı olduğunda Tayyip Bey ile tanışmıyordum. Oradaki yönetici arkadaşlarımın tavsiyesiyle girdim orada tanıştım. O dönem İstanbul’da Veteriner İşleri Müdürü olarak çalıştım. Birkaç sene sonra Tayyip beyin izniyle bakanlığa geri döndüm. Partinin kuruluş çalışmalarında yer aldım. Meclis’te bakan olmadan önce sıra milletvekili olarak çalışmak bir avantajdı. Tarım komisyonunda ve Avrupa Konseyi parlamenter meclisinde üyelik yaptım. Aynı zamanda MKYK üyesiydim.

EŞİMLE TANIŞMAM: ÜNİVERSİTEDEYKEN EVLENDİK

Eşimle, üniversiteden ortak arkadaşlarımız vardı onlar vasıtasıyla tanıştık. O Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde okuyordu. Evlendik. Eşim Boşnak. Üç çocuğumuz var. Kızım Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. İngiltere’de London School of Economics’te hukuk masterı yaptı. Oğlum bu sene Bilkent Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldu. Diğer kızım da oturduğumuz semtteki ilköğretim okulunda sekizinci sınıfta okuyor.

CEZAEVİ YIKILSIN: BİR KISMI MÜZE YAPILSIN

Diyarbakır cezaevinin kaldırılacağını ve oraya eğitim kampüsü yapacağımızı mahalli seçimlerden önce söyledik. Orası Türkiye’nin ayıbı. Bir dönem zulümler işlenmiş, işkenceler yapılmış. Ben kimsenin hatırasına saygısızlık yapmak istemem. Bizim düşündüğümüz proje içerisinde bir anıt olur, müze olur ama 49 dönümün tamamını yapmayın demek doğru değil.

YERLEŞİM MERKEZLERİNİN İSİMLERİ: BEN ESKİ İSİMLERİNİ BİLİRİM

Ben köylerin hep eski isimlerini hatırlıyorum. Yeni isimlerin çoğunu bilmem. Zaten değiştirdikleri isimlerin bazıları öz be öz Türkçe. Mesela Azeri Türkçesinde kendi, köy demek. Arap aile oturduğu için Arapkendi demişler. Bunu değiştirip Bayındır yapmışlar. Bayındır olsa içim yanmayacak. Sadi köyünde de gürül gürül su akıyordu, adını Kurudere yapmışlar. Malazgirt’in adı da Ermenice’den alma ama kimse değiştirmemiş. Mardin Üniversitesi’nde “Yaşayan Diller” yerine “Kürtçe Bölümü” denebilirdi.

KÜRTÇE TÜRKÜ: ŞİVAN PERVER’İ SEVERİM

Türk sanat müziğini de, Türk halk müziğini de, klasik batı müziğini de, Kürtçe müziği de çok seviyorum. Endülüs müziğini de seviyorum köklerinde derin bir acı ve romantizm var, coşku var. 30 küsur sene önce Rodrigo dinlerdim. Küçükken Kürtçe müzik için Erivan, Bağdat, Tebriz radyolarını dinlerdim. Şivan’ı çok severim, muhteşem bir sestir. Etkileyici bir ses, çok güzel yorumluyor. Yenilerden de Aynur çok güzel söylüyor. Onu “Gönül Yarası” filminde dinledim. Bir Kürtçe şarkı söylüyor, herkesi ağlatıyordu. Rojin ve Civan Haco’yu da severim.

ANADOLU JET: UÇAKTA KADAYIF DAĞITIYORUM

Türkiye’de büyük bir devrim oldu. Anadolu Jet ile daha çok insanın uçağa binme imkânı oldu. Ama bir saatlik mesafede insanlar bazen ikram da istiyor. Biz de Diyarbakır’dan elimiz boş dönmüyoruz. Burma kadayıf getiriyoruz. Bazen uçakta dağıtıyorum, birkaç kere oldu.

BAKANLIKTAKİ EN KÖTÜ ZAMANIM: ÇOCUKLARIN ÖLÜMÜNE ÜZÜLDÜM

Bakanlığım sırasında birkaç kriz yönettim. İlki göreve geldikten birkaç gün sonra Rusya federasyonu ile yaşanan meyve sebze ihracatı sorunuydu. Sayın başbakanın talimatıyla Rusya’ya gittim görüştüm. Tam işi bağladık, işin tepe noktasındaki bürokrat çıkarken geldi, “Biz hiçbir ülkeye 3-5 aydan önce izin vermedik” dedi. Gerçekten krizi tam 23 günde çözdük. Kuş gribi geldiğinde ise hazırdık, tedbirimizi almıştık. Doğubeyazıt’ta çocukların ölümüne çok üzüldüm. Bakanlıktaki en kötü zamanım o günlerdi. Çocukların ölümü tamamen ihmal ve eğitimsizliktendi. Köylerdeki tavukların itlaf edilmesinin kenelerin çoğalmasına yol açtığı bir şehir efsanesi. Kuş gribiyle mücadeledeki başarımızı Dünya Sağlık Örgütü de kutladı.

SALİH SÜMER: UZAKTAN AKRABAM OLUR

Eski bakanlardan Salih Sümer, uzak akrabam. Aynı beldedeniz. Amcazadeyiz. Arada dört beş jenerasyon var. Bakanlığı sırasında hiç temasım olmadı.

BAKANLIKTAKİ HAYALLERİM: UÇAKLA GİDERKEN BAKIN

Tarım sektörünün iki temel meselesi var. Biri tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesinin önüne geçilmesi. İkincisi mevcut dağınık yapının toplulaştırılması. Toplulaştırmaya devam ediyoruz. Ankara’dan Diyarbakır’a giderken Kayseri-Kırşehir arasında uçakta sağ tarafta oturursanız bir bakın. Toplulaştırdığımız bölge muhteşem düzenli diğerleri ise darma duman.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 27 EYLÜL 2009

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).