KONUMUZ ARDA-SİNEM AŞKI

Kelebek, 27 Ekim’de "Arda-Sinem aşkı bitti" manşetiyle çıkmıştı. Cengiz Semercioğlu’nun manşetten duyurulan yazısında özetle şu bilgi veriliyordu:

"…Arda, İspanya’da yeni bir hayat kurmaya çalışırken, çift mesafenin de etkisiyle bu ilişkiden yorulmaya başlamış artık. Sonunda da arkadaşça ayrılmaya karar vermişler. Bu arada Arda’nın, son günlerin flaş ismi Ceylan Çapa’yla yakınlaştığı bile konuşuluyor. Ceylan ile Arda’nın bu arkadaşlığı, ilerde aşk ilişkisine dönüşür mü dönüşmez mi bilemeyiz ama Arda bu aralar Türkiye’ye dönerse havaalanında onu kimin karşılayacağı merak konusu."

Bu yazının çıktığı gün, Arda Turan ve Sinem Kobal’dan açıklamalar geldi. Turan, iddiayı "yalan ve samimiyetsiz" olarak nitelendirirken, Kobal, "Yok böyle bir şey. Ayrılmadık, Madrid’te beraberiz ve çok mutluyuz" diyordu. Çiftin bu sözleri, 28 Ekim’de birçok gazetede de yer aldı.

O gün mail gönderen Kaan Sarıca adlı okur, çiftin açıklamalarının Hürriyet ve Kelebek’te olmamasını anlayamamıştı. Sarıca, "İddiayı Hürriyet’ten, cevaplarını başka gazetelerden mi öğreneceğiz. Bir telefon açıp sormak bu kadar zor muydu?" diye sordu.

Semercioğlu da Turan ve Kobal’ın yanıtlarını bir gün sonra, 29 Ekim’de "Sustum" başlığıyla duyurdu Hürriyet okurlarına: "Umarım ayrılık yazım Arda’yla Sinem’i daha bir yakınlaştırır birbirlerine. Umarım yakın gelecekte ‘Ben söylemiştim’ diye başlayan bir yazı yazmak zorunda kalmam."

Önceki hafta gündemin yoğunluğu nedeniyle bu konuya girememiştim. Bu hafta da Volkan Konak’ın "Deprem beni ilgilendirmiyor" dediği yolundaki haberi yalanlaması ve bazı magazin muhabirlerinin yönetmen Orçun Benli ile yumruklaşması nedeniyle magazin haberciliği tartışması başlayınca "Arda-Sinem aşkı bitti" haberini değerlendirmek elzem hale geldi.

Öncelikle Semercioğlu’nun Volkan Konak ve Orçun Benli konularından hareketle "magazin haberciliği"ne yönelik görüşlerine katıldığımı belirtmeliyim. Özellikle de bazı magazin muhabirlerinin yumruklarını konuşturması vahim.

Fakat Arda Turan-Sinem Kobal haberi konusunda farklı düşünüyorum. Orada bazı hatalar var. Hatırlatayım, Doğan Grubu Yayın İlkeleri’nin dokuzuncu maddesi, "Soruşturması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler soruşturulmaksızın yayımlanamaz" der. 16.maddesi de "Yayımlanan haberde suçlanan tarafın görüşüne yer verilir" ilkesini içerir.

Arda-Sinem ayrılığına ilişkin söylenti yazıda belirtildiği gibi 15 gün kadar önce duyulmuşsa rahatlıkla araştırılabilir, hatta ilgili taraflara da sorulabilirdi. Eğer haberin doğruluğu konusunda yeterli veri varsa tarafların reddettiği de eklenerek yine yazılabilirdi.

Ayrıca "Arda-Sinem aşkı bitti" manşetinde ikilinin ayrıldığı, araya mesafe girdiği kesin bir dille ifade ediliyor; hatta havaalanında başka birinin karşılayabileceği ihtimalinden dem vuruluyordu. Yani "ayrılacaklar" değil "ayrıldılar" haberiydi yazılan. Dolayısıyla ikili ilerde ayrılsalar bile bu yazılanın doğruluğunu kanıtlayamaz maalesef.

 

Ajanslar haber makaslarsa

Başbakan Erdoğan’ın medya zirvesinin hemen ardından beş haber ajansının "terör, şiddet ve afet durumlarında yayımlanacak haberler konusunda ortak yayın ilkeleri" benimsemesi hem basın özgürlüğü, hem de halkın bilgilenme hakkı açısından üzerinde durulması gereken bir durum.

Gazeteler, televizyonlar, internet siteleri, gazetecilik meslek örgütleri dururken Anadolu Ajansı ile ANKA, CİHAN, İHA ve AHT’nin ortak ilkeler belirlemesi kimi sakıncaları da beraberinde getirebilir.

Zira haber ajanslarının ürettiği haberler, doğrudan okura ulaşmaz, gazetelere, dergilere, televizyonlara servis edilir. Ajanslar, haberlerin okura sunulma biçimiyle ilgili olarak, medyanın editoryal denetimine güvenmek durumundadır. Haberlerin kaynağında denetlenmesi, gazete ve televizyonların yazı işlerini zaafa uğratır; yeterince bilgilenmelerinin önüne set çekilmiş olur.

En tehlikelisi de bu beş ajansın belirlediği ortak ilkelerden birinin "Suç ve terör örgütlerinin doğrudan veya dolaylı propagandası niteliği taşıyan yayın yapmamak" olması. İyi de neyin propaganda olduğunu kim nasıl belirleyecek?

BDP milletvekillerinin yargılanmasına dayanak olan ünlü Terörle Mücadele Yasası’nda bile "terör örgütünün propagandası" suçunun tanımı yok. O nedenle de yasadaki hükümler, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda da belirtildiği gibi "ifade özgürlüğü" ve medya üzerinde bir baskı aracı haline gelebiliyor.

Savcılar "terör örgütünün propagandası" suçunu böyle olur olmaz biçimde kullanırken, ajans editörleri ne yapabilir? Çaresiz, bu ilkeyi en katı biçimde uygularlar. Korkarım o şaşaalı biçimde duyurulan ilkeler de otosansürün gerekçesi olmaya yarar.

 

Medya infazı

Son yıllarda medyada farklı bir mekanizma devrede. Ne zaman kamuoyunda şaşkınlık yaratan, tepki çeken bir gözaltı ya da tutuklama olsa hemen o mekanizma devreye giriyor. "Sözde" belgeler, telefon konuşmaları, artık ne olursa yayınlanıp gözaltının ne kadar haklı olduğu savunuluyor, polisin ve savcının icraatına gerekçe oluşturuluyor.

Bu yöntem, yayıncı Ragıp Zarakolu ve Prof. Dr. Büşra Erşanlı’nın tutuklamalarının ardından iyiden iyiye göze batar hale geldi. Uzağındaki insanlara uygulandığında olanları görmezden gelen kimi yazarlar ve aydınlar da nihayet bu "medya infazı"na karşı sesini yükseltmeye başladı.

Umarım kendi mesleğini icra etmek yerine polisin ve savcının uzantısı gibi davranan gazetecilerin vicdanı da harekete geçer artık.

 

Okurdan kısa kısa:

Esra Arlıca: "Batan komşunun güzelleri" başlığı nedir diye sormak istiyorum. Beni çok rahatsız etti, eminim başkalarını da etmiştir. 1. "Batan komşu", düşene bir tekme olayı (Biz süpermişiz ve hep süper kalacakmışız gibi) 2."malları" yerine konmuş "güzel kadınlar". Çok kötü geldi bana. 

Banu Çelik: 12 Ekim’de internet sitenizdeki "Edirne’de ‘Sana bir mektup var’ paniği" haberinize göre bazı adreslere "İncil ve Hz. İsa’dan bahseden isimsiz mektuplar gelmiş. Polis de inceleme başlatmış. Bir Hıristiyan olarak bu haberi gerçekten endişe içinde okudum. Türkiye’de zaten Hıristiyan olup inançlarını açıkça söyledikleri ya da düşüncelerini sakınmadan yazdıkları için öldürülenlerin anılarının gölgesi altında yaşamaktayız.

Kadri Kırımlı: 28 Ekim akşamı Ankara’da yapılan iki bakanın düğünü haberi gazetenizde yer almamıştır. Düğünün yapıldığı otelde iki türkücünün bazı hanımlar ile olay yaşaması yer aldığı halde düğün haberlerinin yer almaması anlaşılamamıştır. Diğer gazeteleri okumasaydık öğrenemeyecektik.

Not: O akşam iki bakan düğünü yoktu. Sadece Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlunun düğünü vardı. Başbakan Erdoğan iki de nikâha katıldı.

Aydın Apaydın: Hürriyet gazetesi okuruyum. Sporu seviyorum. TV yayın akışı listenizde NTV Spor, Sports TV, EuroFutbol, TRT Spor (TRT3) gibi yoğun spor yayını yapan kanalların günlük yayın akışını yayınlarsanız sevinirim.

Ali Dilkıran: Gazetenizin 26 Ekim nüshasında "Seks yıldızı sahile vurdu" başlıklı bir haber yer alıyordu. "Müstahaktır, mubahtır, zaten hak etmiştir orospu" yaklaşımlarının hangisi egemendir sizce bu dile? Bu dilin ifade ettiği pornografik ve ahlaki tehlikenin farkına varacağınızı umuyorum.

Fahri Yaşar Akdoğan: Gazetem Hürriyet, 28 Ekim günü, Beşiktaş Fenerbahçe derbisinde Simao’nun attığı golün fotoğrafını yayınlıyor. Ama bakıyoruz fotoğraf yazısına göre Beşiktaş kalesini Simao koruyormuş! Biraz özen, biraz dikkat sevgili arkadaşlar.

Çiğdem Yazıcı: Gazetenizin finans sayfası ile ilgili yapıcı bir eleştirim olacak. Finans sayfalarınızın başlıklarını lütfen inceleyin. Tüm başlıkların şu monoton örneği izlediğini görürsünüz; "Siberbank alıcı pozu takındı, Denizbank Kaşıkçı elması gibiyiz havasına girdi.", Finans başlıkları istisnasız, " oldu dedi, yaptı oldu, geldi gitti" şeklinde. Lütfen bu kalıpların dışına çıkın.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET / 7 KASIM 2011

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).