IRKÇILIK MI HAKLI ŞİDDET Mİ?

Hürriyet internette hayli ilgi gören bir anket düzenlendi. “Sizce kim haklı? Emre mi, Zokora mı?” sorusunun yöneltildiği ankette şu açıklama yer alıyordu:

“Trabzonspor – Fenerbahçe derbisine iki hareket damgasını vurdu. İlk olay henüz maçın başında yaşandı. Trabzonsporlu Didier Zokora, F.Bahçeli Emre Belözoğlu’nun elini sıkmadı. İkinci olay ise 50. dakikada meydana geldi. Zokora, topu süren Emre Belözoğlu’na resmen tekme attı. Spor otoriteleri bu olayın geçmişi olduğunu savundu. İki hafta önce Emre Belözoğlu’nun, Didier Zokora’ya ‘pis zenci’ dediği iddia edilmişti.”

Bu anketin 7 Mayıs günü servise konulduğu saatlerde Can Özcanlı adlı okurdan eleştiri geldi:

“Kim haklı deyip, Zokora’nın Emre’ye yaptığı hareketi oylamaya açmışsınız. Hasta toplumu yaratan sizsiniz. Adam namus cinayeti der, dayak atar, ceza almaz. Bilinçaltınızda aynı geri kalmış intikam duygusu var. Zokora haklı, hem de çok haklı, öldürseydi keşke, yazıklar olsun.”

Okurun bu eleştirisini Hürriyet İnternet sitesi yöneticilerine ilettim. Anket devam etti ve sonuçları 8 Mayıs’ta hem internette hem de gazetede duyuruldu. Ankete 203 bin 741 kişi katılmış; çoğunluk Emre’nin (Yüzde 47,9) haklı olduğu yanıtını vermişti. Zokora haklı diyenler yüzde 34,8’de, ikisi de haksız diyenler ise yüzde 17,3’te kalmıştı.

 

Hangi davranış?

Anketle ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için öncelikle iki futbolcunun hangi davranışının oylandığını netleştirmek gerek. Anket metnine bakarsak oylanan, Zokora’nın uzatılan eli sıkmaması ve “resmen” tekme atması. Emre’nin ise “Pis Zenci dediğinin iddia edilmesi”.

Hadi, soruların iki taraf için eşit biçimde formüle edilmemiş olmasının üzerinde durmayalım. Ama bir tarafa tekme atma yani şiddet, öbür tarafa “Pis Zenci dediği iddiası” yani ırkçılığın konularak oylama yapılması önemli, hem de çok önemli.

Nitekim oylama sonucunun ilanından sonra Twitter’da yorum yapan Okan Yıldırım, “Hürriyet okurlarına göre ‘Emre haklı, Zokora haksız’ imiş; Türkiye’de ırkçılar hep haklı oldu zaten” diye yazdı.

Şimdi biz de soralım. Bir gazete okurlarına “Şiddet mi haklı, yoksa ırkçılık mı haklı?” diye sorabilir mi? Soramaz, sormamalı. Zira ne şiddetin haklı bir yanı olabilir, ne de ırkçılığın. Böyle bir soruyu sorarak, okurları, şiddet ya da ırkçılık tarafında saf tutmaya, kamplaşmaya teşvik etmiş, hem de yanlışı meşrulaştırmış olursunuz. Nitekim anketi yanıtlayanların çok küçük bir bölümü “İkisi de haksız” diyerek, hem şiddete hem de ırkçılığa karşı çıkmış.

Haklı haksız değil, verilen cezaların doğru olup olmadığı sorulsaydı durum farklı olurdu. O anket de bu kadar “tık” alırdı. Ölçü o ise tabii…

 

İnternet medyasından yanıt

İnternet medyası ile ilgili olarak geçen hafta yazdığım yazıya, Tüm İnternet Medyası Derneği (TİMED) Başkanı Talat Atilla’dan yanıt geldi. Atilla, kendilerini “kopyala yapıştır korsanlığını yasal zırha büründürmek için kulis yapmak”la suçladığımı vurgulayarak, özetle şu görüşleri dile getiriyor:

“Biz sizin yansıttığınız gibi kes yapıştır serbest olsun demiyoruz. Biz şöyle diyoruz; ‘Her site kaynak göstererek haberden özet alıntı yapabilmeli. Bilgi yayınlandıktan sonra evrenseldir. Kamu malıdır. Çünkü gazetecinin yazdığı bir şarkı, kitap gibi özel üretim değildir. Bunun mümkün olmaması halinde kanun koyucu otomatik bir yasaklama yerine itiraza bağlı yasaklama yapabilir.’

Bunun neresi kopyala yapıştır korsanlığını yasal zırha büründürme kulisi? Hukukçularınız haber sitelerini arayarak yazar alıntısı yapılmamasını istedi de kim ya da kimler buna uymadı? Göz yumma da bir izin değil midir? Yazarlara şifre koyarak kopyanın önüne geçtiniz de aynı uygulamayı haberlere niye yapmıyorsunuz? Niye şifresiz sunduğunuz ürünün hesabını soruyorsunuz?

Bir yönetmelik veya teknik çalışma ile halledilecek ‘kes yapıştır’ gibi detay bir konudan daha önemli sorunları var bu sektörün. Herkes her konuda aynı düşünmek zorunda değil ama eğer taslağı iyi okusaydınız çok iyi hazırlandığını ve sizinle birçok konuda birleştiğimizi görebilirdiniz. 

Talebimiz; görsel ve yazılı internet medyasının genel gazetecilik kurallarına göre yayın yapmalarını sağlamak, hukuk ve kamuoyu önünde gazetecilik kuralları çerçevesinde hesap vermesidir. Sonuçları iyi hesap edilmeyerek bazı kurum ve haber sitesi sahiplerinin keyfine göre hazırlanacak bir kanunun birçok internet sitesini yer altına çekme riski olduğunu görmemiz gerekir.”

Aslında o yazıda isim vermemiştim. Ama yukarıdaki yaklaşımı eleştirdiğim doğru. Orada aktardığım düşüncelerime ek olarak, internetteki haber sitelerinin bir an önce yasal bir çerçevede faaliyet göstermeleri gerektiği düşüncesine katıldığımı belirtmeliyim. Ayrıca internet medyasındaki habercilerin de diğer medya kuruluşlarındaki gazetecilerle eşit haklara kavuşmaları istemini de destekliyorum.

 

Dilde düzelme övgüsü

Okur Meclisi toplantıları devam ediyor, bu kez Ankara’da toplandı Hürriyet Okurları. Sözlerini sakınmadan kıyasıya eleştirdiler gazeteyi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Bedriye Poyraz da eleştirirken, “kadın haberleri” konusundaki övgüsüyle sevindirdi bizleri:

“Özel duyarlılıklar gerekiyor. Örneğin; kadın haberleri verilirken kadın duyarlılığı olmalı. Fakat medyada çok ciddi ayrımcılıklar var. Kadınlar tekrar tekrar mağdur ediliyor. Öğrencilerimin bu konuda yapılan yanlışları örnek olarak bulmalarını her sene istiyorum. Hürriyet’in dilinde düzelmeler var artık örnek bulurken zorlanıyoruz. Dilde özenli davranılıyor.”

Kent haberciliğinin önemini vurgulayan Poyraz, bu konudaki eksikliklere de dikkat çekti:

“Kent gazeteciliğinin önemli bir işlevi var. Başkent olması nedeniyle Ankara, ulusalda var ama kent olarak çok yok. Ankaralılar yerel yönetimlerin ne yaptığını bilmiyor. Vergi kaynakları nasıl kullanılıyor, nerelere harcanıyor? Haber, araştırma ve bilgilendirme yapılmalı. Belediyelere oy veriliyor ama görev süresi boyunca neler oluyor? Biz haberdar değiliz.”

 

Okurdan kısa kısa:

Sehap Önder: Hürriyet, haber yapmış; “Gençlik Meclisi, TBMM Senato salonunda toplandı.” TBMM’de artık Senato salonu yok ki, yıllar önce Senato kaldırıldı. “AKP Grup Salonunda” denilememesi ilginç.

Not: Evet Senato yok artık ama o salon Meclis’te hâlâ “Senato Salonu” olarak da anılıyor.

Fuat Karaduman: Spor ekranı denen yerde saat saat maç yayınları deniyor fakat önemli bir maç olup izleyicisi çok olunca hep aynı hatalar yapılıyor. Bütün dünyanın merakla beklediği FAC finali olunca maçın başlama saati niçin yanlış veriliyor? 19.15 olan maç saati gazetenizde 18.15 olarak gösteriliyor?

Çınar Tunç: Amerikan çobanlarının giydiği bu pantolonların adı kot değil jeandir. Mavi renkte denim kumaştan yapılana da blue jean denir. Kot adı 60’lı yıllarda Türkiye’de ilk defa jean üretenlerin markasıdır. Bütün dünya jean derken, maalesef bizde bu isim yerleşmiştir. Doğrusunu kullansanız olmaz mı? 

Düzeltme

Hürriyet Pazar’da dün yayımlanan söyleşisinde Müyesser Yıldız, gözaltına alındığı gün Alzheimerli olan annesine veda edemediğini söylüyordu. Bu ifade ilk sayfadaki anonsta "annesine ölürken veda edemedi" biçiminde yer aldı. Bu yanlışlık nedeniyle özür dileriz.

FARUK BİLDİRİCİ / 14 MAYIS 2012 / HÜRRİYET

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).