HESABI VALİLİK ÖDEMEMİŞ

“Peşmergenin hesabı kapandı” diye yazarken bu konunun benim için de kapandığını sanıyordum. Meğer kapatamamışım. Yazının ardından yeni veriler çıktı ortaya. Bu kez faturayı ödeyen kurumla ilgili soru işaretleri doğdu.

Halbuki Ahmet Can’ın kaleme aldığı “Peşmergenin hesabı ödenmedi” haberini araştırırken, yemek faturasının ödenip ödenmediğine ve haberin eksiklerine odaklanmıştım. Restoran sahibinin ardından Valilik Basın Bürosu Müdürü M.Emin Seymen de “faturanın ödendiğini hatta bu bilgiyi valinin ağzından yazabileceğimi” söyleyince, “Peşmergenin hesabı kapandı” diye yazmıştım.

Yine de hiçbir kuşku kalmasın istedim. Bilgi Edinme Kanunu’na dayanarak, İçişleri Bakanlığı’na başvurdum. 12 Kasım’da geldi resmi yanıt. Ş.Urfa Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, kesin bir dille reddediyordu ödemeyi: “Dilekçeniz incelenmiş olup, Başkanlığımız tarafından böyle bir fatura ödenmemiştir.”

Şaşırdım tabii yanıtı görünce. Hemen M.Emin Seymen’i aradım; durumu anlattım. “Fatura ödendi” diye tekrarladı yine. Ben çelişkiyi gidermek gerektiğinde ısrar edince, “ Özel Kaleme sorayım” dedi.

Bir saat kadar sonra da Ş.Urfa Valisi İzzettin Küçük aradı. Durumu anlatıp, sorular yönelttim. “Valiliğime bağlı hiçbir müesseseden ödeme yapılmadı” dedi ve yanıtladı:

“Fatura kesilmiş olabilir ama jandarma ve polis dahil ödeme yapılmadı. M. Emin Seymen Bey faturayı görünce size öyle söylemiş olabilir ama ödeme olmadı. Eğer restoran sahibi bizim ödediğimizi söylüyorsa hangi banka hesabından ödeme yapıldığına dair belge göstermeli. Valilik olarak ödeme yapsam da bunda bir sorun olmaz. Fakat ödemedik. Başka bir kurumdan ödenmiş midir bilemem, bizim kesemizden bir ödeme yok.”

Valinin ardından restoran sahiplerinden Bekir Demirol’u yeniden aradım. “Bize ödeme yapıldı” diye yinelerken, ödeyen kurum konusunda net konuşmadı:

“Elimizde ödeme yapıldığını gösteren bir belge yok. Çünkü ödemeyi banka hesabından yapmadılar. Valilikten mi başka yerden miydi bilmiyorum, geldiler nakit olarak ödediler. İsterseniz gelin size ödeme için geldiklerini gösteren kamera görüntülerini göstereyim. Haberinizde yemeğin saati bile yanlıştı.”

Böylesine bir belirsizlik doğunca ismini vermek istemeyen başkalarıyla da konuştum. “Bu fatura bir şekilde ödendi” yanıtını aldım. Hatta “Faturanın değiştirilmiş olabileceği” de söylendi.

Hal böyle olunca yemek faturasını kimin ya da hangi kurumun kapattığı sorusu ortaya çıkıyor. Acaba Peşmergenin yemek faturasını, valilik yerine genelde perde arkasında faaliyet gösteren bir devlet kurumu mu ödedi? Bilemiyoruz. Umarım bir açıklama gelir, bu soruya da bir yanıt buluruz. Ortada bir giz perdesi olduğu kesin…

Keşke bu denli karmaşık bir konuda hemen değerlendirme yapmak yerine valilikten resmi yanıt gelmesini bekleseymişim. Bu da benim hatam. Yetkililerin medyaya yanıltıcı bilgi vermelerini eleştiren yazılarımı hatırlamam gerekirdi.

 

Sentetik uyuşturucu desek ne olur?

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Emin Güneş, uyuşturucuya karşı mücadeleyi uğraş edinmiş bir tıp insanı. Bir de roman yazmış, adı “İnsan Kokusu”. Gerçek yaşamdan esinlenen roman. Bir avukatla uyuşturucu bağımlısı bir sokak çocuğunun dostluğunu konu alıyor.

Kitabının tanıtımı için düzenlediği gecede “Uyuşma! Yaşa! Yaşa!” kampanyası başlatmış ve medyaya da bir uyarıda bulunmuş; “B.. ismi gençler için dikkat çekici. Yeni bir isim bulup bu ismi hafızalardan kazımamız gerek.”

Güneş’in bu sözlerinin yer aldığı haberi okuyunca, gazeteci Arda Uskan’ın “bu uyuşturucunun adıyla sanıyla anılmaması gerektiği” uyarısını hatırladım. Uskan’ın önerisini incelemiş, medyaya bu uyuşturucunun adının yazılmaması, “sentetik uyuşturucu” demekle yetinilmesi çağrısında bulunmuştum. Kötü bir tesadüfle “Son Mohikan” Arda Uskan, tam da o günlerde yaşamını yitirmiş; bunun üzerine bu konuyu takip etme sözü vermiştim.

O nedenle gazetedeki haberi görür görmez Dr.Güneş’i aradım, uyuşturucunun bu isminin neden “hafızalardan kazınması” gerektiğini sordum:

“İsimlendirme insan algısında çok önemli yer tutar. Reklamların da amacı budur zaten. Uyuşturucuya başlama yaşı 13-14 e düşse de, en fazla lise döneminde gençler maddeyle tanışıyor. Bu yaşlar ergenlik dönemi, kendini ispat dönemi. Bu yaşlarda ilgi çekici bir isim çekicilik yaratır ve hafızada yer tutar. Ancak kötü bir isimlendirme algıda ret oluşturur.

B.. ismi de sanki bir tatil yeri, bir müzik grubu ismi gibi sevimli ve havalı bir şeyi çağrıştırıyor. B..’nin bu kadar popüler hale gelmesi de bizlerin ve medyanın bu ismi çok zikretmesiyle yakından ilişkili. Biliyorsunuz b.. sentetik maddeden yapılır. ‘Zararlı sentetik madde’ gibi bir isim, belki de bu maddenin bu kadar yayılmasını önleyecekti. Bu nedenle b.. isminin hafızalardan silinmesi gerekir.”

Dr. Güneş’in, medyanın istemeden de olsa bu uyuşturucunun reklamını yaptığı görüşüne katılıyorum. Zaten Sağlık Bakanlığı yetkilileri, bir süredir “sentetik uyuşturucu” tanımını kullanıyor, isim vermiyor açıklamalarında. Bu nedenle de bir kez daha gazeteci ve editör arkadaşları bu konu üzerinde düşünmeye çağırıyorum. Gerçekten o havalı “B…” yerine “Sentetik uyuşturucu” desek ne kaybederiz? Bırakalım bu haberler de ilgi çekici olmasın…

 

Okurdan kısa kısa:

Talat Tamay: İstanbul Maratonu yazmak çok mu zor geldi? Dünkü (16 Kasım) sporda sayfa manşetiniz “Kıtaları Vodafone birleştirecek”ti. Bu da yetmemiş, o sayfada şirketin adını tam üç kere yazmışsınız. Bugünkü (17 Kasım) gazetede de spor sayfasında tam sekiz kere şirketin adı geçmiş. Alkışlar. 

Ferid Aznabay: ABD Başkanının mekânını bazen “Beyaz Saray” diye yazıyorsunuz. “Soykırım halısı Beyaz Saray’da sergileniyor” gibi başlıklar atıyorsunuz. Bu mekânın esas adı “White House” yani “Beyaz Ev”dir.

Melek Tahinci: Van’da artçı depremde çöken Bayram Otel davasında vali ve AFAD için soruşturma izni verilmemesini (17 Kasım’da) manşete çıkmanız güzel bir habercilik. Ama o otelde DHA muhabirleri Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz da hayatını kaybetmişti. Onların adlarını da yazıp hatırlatsaydınız.

Aron Baruh: Web sayfanızı açıyorum manşet; “Milyonlarca Türk bunu seyrediyor önce yayından kaldırıldı sonra geri döndü” İçinde bununla ilgili bir şey yok. Google’da arananlar! Bu halk ile alay etmek.

Koray Kılınçat: 7 Kasım’da “Ermenek’te 10.günde iki ceset bulundu” haberinizi üzülerek okumuş, size yazmıştım. Bugün (17 Kasım) de “Ermenek’ te 2 ceset daha” başlığı tekrarlanmış. Vefat eden işçi kardeşlerimiz için kullanılan “Ceset” sıfatının uygunsuzluğunu değerlendirmelerinize sunarım.

İdil Aparay: 20 Kasım’da Ege baskısında birinci sayfada “Çifte cinayet” haberinin 23.sayfada olduğunu yazıyor. Fakat o sayfada haberin içeriği yok.

Engin Elçin / Fatma Akbaş: Asena Erkin haftanın hemen her günü Kelebek’te. Mecbur muyuz onların özel hayatlarını gazetede sürekli görmeye?

Prof. Dr. Kayıhan Pala: Hürriyet, Bursa’da yapımı planlanan DOSAB kömürlü termik santralinin propaganda broşürünü dağıttı. 100 kadar kuruluş bu santrala karşı bir platform kurdu. DOSAB broşürü “Daha temiz bir çevre ve daha iyi hava kalitesi” başlığını taşıyor. Bu başlık bilimsel araştırmalara aykırı; kömür yakarak daha temiz bir çevre ve daha iyi hava kalitesi olanaklı değil! 

Seher Kuşçugil: “Ankara merkeze 62 daire” diye haber yapmışsınız ama Seğmenler Parkı yanındaki o inşaat uzun süredir durduruldu. Şirket bültenini yayınlayıp, devam etmeyen bir inşaatın reklamını yapmışsınız.(16 Kasım)

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET / 24 KASIM 2014

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).