HALİME GÜNER

BİZ FEMİNİSTLER YALNIZLIĞI TERCİH EDERİZ

Başbakan Erdoğan ile kadının toplumdaki yerini tartışan da o, Cumhurbaşkanı Gül’e "Hayrünnisa Hanım neden resepsiyona katılmıyor" diye soran da. O, kadın haklarını eylemcisi Halime Güner. Sırtında da Uçan Süpürge gibi farklı bir dernek, Kadın Filmleri Festivali gibi örneği olmayan bir organizasyonu taşıyor.

NEDEN FEMİNİSTİM? BABAM ANNEME ŞİDDET UYGULAMIŞTI

Babam 46 yaşında genç yaşta öldüğünde ben de 6 yaşındaydım. Babamla annemin anlaşmazlıkları, babamın anneme uyguladığı şiddet bende iz bıraktı. Feminist olmamın nedenlerinden biri bu. Babam ticaretle uğraşıyordu. Ne zaman para kazansa onu başka bir kadınla yaşamayı tercih eden bildik erkeklerden biriydi. Hayal meyal hatırlıyorum, evin önünde bir Cadillac, arkada sarışın bir kadın, babam evden bir şey alıp gidiyor! Feminist olmamın ikinci ve daha etkileyici nedeni, İstanbul Kız Lisesinde parasız yatılı okumam. İlkokulu bitirdikten sonra oraya gittim. 5,5 yıl içinde okulda hep grup lideri oldum, hep kadın konularını konuştum. Lise andaçlarında "kadın hakları savunucusu" diye yazıyor. Yıl 73’tü galiba. O tarihten beri koşturuyorum. Uçan Süpürge’nin kurucusuyum. Kendimi aktivist feminist olarak tanımlıyorum. Birkaç sene sonra sadece feminist olarak kalabilirim. Kendime "feministim" dediğim tarih 1987’de İstanbul’da düzenlenen Kadın Kurultayıdır.

SOYADINI TAŞIYORUM: BEN EVLENME TEKLİF ETTİM

Ömer Güner, Dünya Barış Günü hazırlık komitesi başkanıydı. Ömer ile 76 yılının 1 Eylül günü İzmir Savaşan Sinemasında eylemi konuşurken tanıştık. Gazoz ısmarladık birbirimize. Birbirimizle örtüştüğümüzü gördük. 15 gün sonra İzmir’de bir kafede otururken döndüm, "Benimle evlenir misin" dedim. Çok şaşırdı. "Hayatımda tek kadına evlenme teklif edecektim, o da benden önce davrandı" dedi. 36 kişinin öldüğü 1977’teki 1 Mayıs etkinliğine katılmak için 30 Nisan akşamı İzmir Fuar Evlendirme Dairesi’nde nikâhlandım. Militan bir kadın olarak makyaja karşıydım, yüzümü yıkayarak nikâh masasına oturdum. Beyaz elbise giymiştim, neşem yerindeydi. Aynı akşam 1 Mayıs için ayrı otobüslerle İstanbul’a gittik. 1 Mayıs’tan sonra 2-3 gün İstanbul’da balayı yapacaktık. Valizimizi taşıyan arkadaşın aracı Boğaz köprüsünde polis kontrolüne girmiş. Valiz 10 gün sonra dağılmış bir halde geri geldi. Ömer, çocuklarımın babası ve takdir ettiğim özel biridir. Onun soyadını taşıyorum, ama 2003’ten beri ayrıyız.

SİYASETE GİRMEDİM: DUVARDAN ATLADIM KIZIM ERKEN DOĞDU

İzmir’de İlerici Kadınlar Derneği kurulmuştu, o derneğe katıldım. TKP sempatizanlarının kurduğu bir dernekti. Fakat ben partili olmadım. Hep özünde kadın meselesine inandım. İyi ki de ne o zaman ne de sonra bir siyasetin temsilcisi olmadım. En aktif zamanımdı. İş yerlerinde kreş açılması için kampanya başlattık. Üç kadın belediye otobüslerine binerdik. Öndeki arkadaş derdi ki, "Hayat pahalılığı tak etti." Ortadaki, "Tamam ama sadece otobüste konuşmak yetmez", en arkadaki de "Cumartesi günü miting var, samimiyseniz gelin mitinge" derdi. Hep senaryolar böyleydi. İKD’nin İstanbul’daki merkezindeki eğitime seçilmeyeceğim diye çok üzülmüştüm. Bir yandan da korkuyordum; hamileydim. Hayatımda ilk kez uçağa binip gittim. Son gün sabah saat 5’te kalkıldı. Teorik derslerin pratiği olarak Bomonti’de bir fabrikanın önünde kreş bildirisi dağıtılacak, kadınlarla konuşacağız. Polis gelince kaçıştık. Hiçbir yeri bilmediğim için yüksek bir duvardan atladım. O gün hissettim içimde bir şey olduğunu. Kızım öyle erken doğdu. Halen ne zaman yüksekçe bir yerden atlayacaksam gayri ihtiyari iki elimi karnıma koyarım.

İŞKENCEDE SORMUŞLAR: ANNEN DE Mİ KOMÜNİST?

Kızımın adı Ürün. 32 yaşında. Ürün dergisi vardı o sırada. Oğlum İsmail 27 yaşında. İsmail, TKP lideri İsmail Bilen’in adı, asıl olarak da Ömer’in babasının adı. İsim koyarken iki nedeni birleştirdik. Ömer, 12 Eylül’de Barış Derneği Davasından gözaltına alındı. İşkencede sormuşlar, "Oğlunun adını niye İsmail Bilen koydunuz?" Ömer, "İsmail’in adını annem koydu" deyince "Annen de mi komünistti?" demişler. 12 Eylül’de ben öyle bir şey yaşamadım. Arkadaşlarımızla empati kurarak onların yaşadıklarını algıladık. Halen onun etkileri ve izleri var. O dönemi yaşayan insanların evliklerinde hâlâ bir travma var.

ANNEMİN İSYANIYDI: LİSEDE BİLE DAYAK YEDİM

56 yaşındayım. Altı kız kardeşin en küçüğüyüm. İzmir, Foça Çakmaklı köyü doğumluyum. Annem, babam Yugoslav göçmeni. Üç yaşında İzmir’e taşınana kadar sadece Boşnakça konuşuyormuşum. Ben de çok dayak yedim. Hatta lise döneminde bile dayak yedim. O zaman çok öfke duydum. Üç ay aynı evde olmamıza rağmen annemle konuşmamıştım. Şimdi başka türlü okuyorum. Düşünebiliyor musunuz, dayım eşinden ayrılmış gelmiş, herkes bizim evde ve bunlarla baş edemeyen sert mizaçlı bir kadının isyanı söz konusu. Çok tahlil ettim annemi, sonradan çok konuştum, onu mitinglere, kadına yönelik şiddet toplantılarına çok taşıdım. Annem 90 yaşına geliyor, halen evde tek başına.

DÖNÜM NOKTASI: NÂZIM KİTABINDAN OKULDAN SÜRÜLDÜM

Kişisel tarihimde önemli bir dönüm noktasıdır: İstanbul Kız Lisesi son sınıfta gece yatakhanelere baskın yapıldı. O aramada bende Nâzım Hikmet’in şiirlerini anlatan bir kitap bulundu. Okuldan atmadılar ama parasız yatılı hakkı elimden alındı. İzmir’e dönüp, Karataş Lisesinden mezun oldum. Çalışkan bir çocuktum. Erzurum Tıp Fakültesini kazandım. İstanbul’daki sürgünden sonra cezalıydım, İzmir’den çıkamazdım! Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü’nde okudum. SSK’nın bordro servisinde çalıştım. Akşam iş çıkışında Gültepe’de kadınlara okuma-yazma kursu veriyorduk. Bazen bir kadın ertesi günkü mitinge katılabilsin diye, kendimi tanımadığım bir evde tanımadığım bir adamın pantolonunu ütülerken buluyordum. 1985’te Ankara’ya gelişim bir dönüm noktası oldu. Kadın tartışma gruplarına girdim. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’ne başladım. Güler İleri’den başlayarak birçok kadından sorumlu devlet bakanına danışmanlık yaptım. Işılay Saygın bakan olduğunda ilk olarak duvarlardaki kadın haklarıyla ilgili sözleri kaldırtmış, duvarları hortumla yıkatmış. O renkliliğin kaldırılması beni rahatsız etti. "Böyle bakanla çalışmam" sözlerim gazetede çıkınca iş büyüdü. Yasal süreç başlattı, demeç verdiğim için devlet memurluğundan atacaktı beni. O ara bir dönem Baykal hükümeti oldu. Işılay hanımın yerine gelen Abdülkadir Ateş hayatımı kurtardı; Turizm Bakanlığı’na geçtim. Yoksa birinci dereceden maaş alan emekli bir devlet memuru olamazdım.

UÇAN SÜPÜRGE: 12 EYLÜL’ÜN KADINLARA KATKISI OLDU

12 Eylül’ün kadınlar için katkısı oldu. Çünkü bedenimizi tanıdık, sosyal olaylarla daha çok ilgilendik. Siyasi örtü kalktı. Grevci karısı rolünden çıktık, biz olduk. Erkekler bir savrulma dönemi yaşadı. Ama mücadele eden, okuyan, yazan kadınlar olarak düşünmeye devam ettik. Kadınlar özel alanlarını sorgulamaya başladılar. "Özel alan politiktir", o zaman çıkan bir slogan. Bu süreç Ankara’da devam etti. Bakanlık görevim sırasında çok yer dolaştım. Türkiye’de kadın örgütlerinin, yüzde 74’ü 1990 sonrasında kurulmuş. Ben de birbirinden kopuk kadınlar arası iletişim, dayanışma merkezi olmasını çok hayal ediyordum. 96 yılında 13 Kasım’ında Uçan Süpürge kuruldu. Ben de Ocak 97’de emekli oldum.

KÜÇÜLÜYORUZ: NE YAPTIYSA FEMİNİSTLER YAPTI

Uçan Süpürge ismi, 100’e yakın kadın grubunun olduğu 8 Marttaki bir akşam yemeğinde oylanarak bulundu. Dedik ki, hiçbir kadın saçını süpürge etmeyecek. Ne yaptıysa feministler yaptı bunu Türkiye’de. Neyi geliştirdiyse emin olun feminist perspektifle geliştirildi. Proje fabrikasına döndük. İlk Adım, Yerel muhabirler, Çocuk Gelinler projeleri çıktı. Kadın Filmleri Festivali yapalım, kadın bakış açısını içeren filmleri aktaralım, kadın yönetmenlere pozitif ayrımcılık uygulayalım dedik. Yerel yönetimler ve mekân sahiplerinin desteklediği, bir holdingin yarattığı bir festival değiliz. Sinema Eleştirmenleri Jürisi’nin dünyada ödül verdiği tek kadın filmleri festivaliyiz. TRT’deki kitap projesi için ilk kez Uçan Süpürge 8 yaşındayken Avrupa Birliği’nden fon aldık. AB fonlarına proje için vergi borcunuz olmaması gerek. O nedenle tanımadığımız ülkelerdeki kadın gruplarından fon alıyoruz. Devletin yapması gerekenleri yapıyoruz, hem de devlete vergi veriyoruz. Onun için Türkiye’de kadın dernekleri giderek kapanıyor. 47 milyar için bina taşıyoruz, biz de küçülüyoruz.

ALTI YIL ÖNCEKİ SARSINTI: KADIN ÖRGÜTLERİNE KIRILDIM

Uçan Süpürge, altı yıl önce bir sarsıntı yaşadı. Ankara’da 21 kadın örgütüyle Ceza Kanunu için ortak karar alınmıştı. Haziran 2005’ti. Milliyetçiliğin çok yükseldiği bir dönemdi. Afişler için dört büyükelçilikten destek almıştık. İmzalar için bu nasıl çelişki diye yazıldı. Kadın örgütleri sahiplenmediler, bedelini ben ödedim. Orada üzüldüm. Yaralandım, psikiyatristlere gittim. Uçan Süpürge, adı kendinden önde giden bir örgüt oldu. Başında deli, enerjisi çılgın, her gün yeni bir proje ve öneriyle gelen bir kadın onlara anlaşılır gibi gelmedi. Oysa ben hayatımdaki başka boşluklarımı da bununla kapattım. Tek yatırımım çocuklarım ve kadın hakları mücadelem. 2003’le 2004 arası bütün Türkiye’yi gezdim. Şırnak, Hakkâri tarafında yolda mayın taranıyordu, ben arkada araba kullanıyordum. Köprüler projesinde aynı filmi 81 il, 9 ilçede gösterdim. Sadece Çanakkale, Balıkesir ve Denizli’de protestoyla karşılaştım. AB fonları tartışması sırasındaydı. Uçan Süpürge’ye karşı söyledikleri hep balon çıktı.

DEĞİŞİMİN MİMARLARI BELGESELİ: TAKINTILI BİR KADINIM

Bazılarının söylediği olumsuz sözlere hele Uçan Süpürge ile ilgiliyse takılırım. Uçan Süpürge benim üçüncü çocuğum. Hedefe kilitlenirim, sonuna kadar götürürüm. Takıntılıyım bunun farkındayım. Bu tavrım ayrımcılıkları kim yaşatıyorsa anında söyleyip daha sonra ısrarla takip eden biri olmamdan kaynaklı denebilir. Hatta Napolyon’un "para, para, para" sözünü Uçan Süpürge ofisine "Takip, takip, takip" diye yazdırdım. Ben hak aramayı meslek haline getiren kadınlardan biriyim. İnançla başladım, şimdi çok olanaklar var. Artık Uçan Süpürge’de profesyonel çalışan gençler var. Yerel Kadın Muhabirler Ağı projesiyle dünyada sosyal girişimcilere verilen ASHOKA Vakfı’ndan ödül aldım. Aralık ayında birçok ülke televizyonunda yayınlanacak olan Fransız ve Kanada ortak yapımı "Değişimin Mimarları" belgeseline konuk olan 10 kişiden biriyim.

BAYAN KAHKAHA: HAYALİM BİR KADINLAR KÖYÜ

İki yıl sonra 15. festivalde ayrılmayı düşünüyorum. Biz feministler, yalnızlığı tercih eden kadınlarız, yaşlılığımız da yalnız olur. Hayalim bir kadın köyü kurmak ve yaşlılığımı kadın mücadelesine emeği geçmiş kadınlarla orada yaşamak. Daha önceki lakabım olan "Bayan kahkaha"yı tekrar hatırlayarak o köyde hayata devam etmek istiyorum.

KIZIM FEMİNİST OLAMADI: ERKEK ARKADAŞI ONU DOLANDIRDI

Oğlumu feminist yaptım ya da feminist perspektiften hayata bakmasını bilen bir erkek oldu; çok mutluyum. Oğlum elektrik mühendisi, 8 yıldır Kanada’da. Kızım feminist olamadı. Bunun erkeklerin erkeklik, iktidar ve bunları kullanma biçimlerini, kadınların hassas duygularını kullanma kurnazlığını bütüncül olarak analiz edememesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Örnek mi? 10 yıl önceki eski erkek arkadaşı tarafından geçen ay aldatıldı /dolandırıldı. Foça’da yaşanan bu olayı sakin şekilde izliyorum. Yasal süreci bekliyorum. Son zamanlarda kadınlara, onların duymak istedikleri sözcükleri sıralayan erkeklerin sayısı arttı. Kadınlara, öğrenilmiş sözlerin arkasındaki içtenliği iyi okumalarını öneriyorum.

RESEPSİYONDA SORDUM: HAYRÜNNİSA HANIM OLUMLU ÖRNEK

Hayrünnisa Hanım, genç yaşta evlendi ama İngilizce kursuna gitti, okumaya devam etti. Olumlu bir örnek. Evlendin ama ölmedin mesajı bu. Hayrünnisa Hanıma "Çocuk gelinler" projesi için yazılar gönderdim. Birlikte basın toplantısı düzenleme isteğime yanıt alamadım ama Cumhurbaşkanlığı’ndan destek yazısı geldi. Eylül sonunda yollara çıkıyoruz. 54 ile gideceğiz. Köşkteki o resepsiyonda 500 kişi varsa 450’si erkekti. Cumhurbaşkanına Hayrünnisa hanımın neden orada olmadığını sordum. "Erkeklerin türbanını görmüyoruz ama bir kadın yan odada kilitli" dedim. Hayrünnisa Hanım sonraki resepsiyonlara katıldı.

HİÇ ŞAŞIRMIYORUZ: BAŞBAKANIN İLK REFLEKSİ ÖNEMLİ

Başbakan, kadın STK’larla toplantıda 7,5 saat yerinden kalkmadan bizi dinledi. Orada "Kendimiz olmak isteyen kadınlarız. Bizi annelik vurgularıyla tanımlamanızı doğru bulmuyoruz" dedim. Kendisi de "Ben kadının birey olarak değil, aile içinde güçlü olmasını istiyorum" dedi. Başbakan sonra Hatay’daki konuşmasında bu sözlerini düzeltti. Fakat bence ilk refleksler çok önemlidir.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 12 EYLÜL 2010

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).