CÜNEYT ÇAKIR

EN BÜYÜK ELEŞTİRMENİM BABAM

Hakemlik, onun için amatör bir hobi değil. Bu işi yaşamının ilk sırasına almış, hayatının en önemli uğraşısı haline getirmiş bir isim Cüneyt Çakır. Emeğinin karşılığını da alıyor, zira şimdiden Avrupa’da maç yöneten Türk hakemler tarihçesinde adı üst sıralarda.

BABADAN OĞULA HAKEMLİK: EN BÜYÜK ELEŞTİRMENİM BABAM

Kartalspor’un altyapısında 10 yaşından itibaren futbol oynamaya başlamıştım. Bir sakatlık geçirdim, sol kolum bileğimden kırıldı. Bir ay kadar ara verdim. O aralar 15 günlük bir hakem kursuna yazıldım. Kafamda futbola devam etmek vardı. Fakat takıma döndüğümde antrenörüm beni forvet yerine defansta oynatınca bu beni demoralize etti ve hakemliğe başlamama vesile oldu. Babamdan dolayı da bu camiayı çok iyi tanıyordum. İçimdeki futbol aşkı beni buraya getirdi. Zaten dünyada da var, babadan oğula hakemlik. Avrupa’nın en önde gelen hakemlerinden Frank De Bleeckere’in sadece babası değil, dedesi de hakem. Ben kendim istediğim için hakem oldum. Oğlum olursa kararı ona bırakırım. Kendi isterse ben de isterim hakem olmasını. Çünkü hakem camiasından olmaktan dolayı büyük gurur duyuyorum. Hakemliği başlarken anneme verdiğim sözü tuttum, onu mahcup etmedim. Küçükken babamın maçlarını izleyerek büyüdüm ben. Kız kardeşimin de çok etkisi var. Maçlardan önce ve sonra muhakkak onunla fikir alışverişinde bulunurum. Onun özellikle oyuncularla diyaloglarımla ilgili gözlemlerine çok güvenirim. Babam şu an Süper Lig’de gözlemcilik yapıyor. Hâlâ en büyük eleştirmenim babamdır. Her maçtan sonra babamla o maçın analizini yaparım. 

EŞİM MAÇA GELEMEZ: KÜFÜRLERİ DUYMUYORUZ

Her hakem eşinin, ailesinin gelip maçı seyretmesini ister ama maalesef Türkiye’de tribünlere gelip maç seyredeceği ortam yok. Sahalarda çok küfür ediliyor. Maalesef ülkemizde en büyük sorunlardan biri bu. Federasyon, hakemler, kulüpler, taraftarlar, herkes kendine düşen görevi yapmalı ve bundan biran önce kurtulmalıyız. Sahalarda en çok hakemlere küfür dikkat çekiyor ama insanların kendi oyuncularına, antrenörlerine de küfür ettiklerini veya kötü tezahüratlar yaptıklarını da duyuyoruz. Bence hiç kimseye küfür edilmemeli. Herkes işinin en iyisini yapmaya çalışıyor ve saygı görmeyi hak ediyor. Psikologlarımızla kamplarda bununla ilgili çalışmalar yapıyoruz. İnanın hakem sahada bunları duymuyor. Düdüğü çaldıktan maç bitene kadar dış dünyaya kapanıyorsunuz. Konsantrasyonunuzu kaybederseniz yanlış kararlar verirsiniz. Ben tebligatı aldıktan sonra o maça kadar problemlerden kaçarım.

SİGORTACILIK YAPIYORUM: PROFESYONEL GİBİYİM

Psikologlarımız, diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz, antrenörlerimiz var, onların eşliğinde hazırlanıyoruz maçlara. Haftanın iki günü beraber oluyoruz. Amatörüz ama hayatımızı profesyonel gibi sürdürüyoruz. Şimdi Türkiye’de profesyonelleşmeyle ilgili bir süreç başladı. Zaten dkemliği profesyonelliğe doğru ilerliyor. Profesyonelliğe geçme teklifi gelirse önce şartları görüşmek lazım. Profesyonel gibi yaşamasak başarı gelmez. Maçlara, kamplara gitmek için zor izin alan arkadaşlarım var. Ben kendi işimi yapıyorum, benim için problem değil. Tabii sigorta şirketimde müşterileri dikkatli seçmek zorunda kalıyorum. Çünkü kulüplerle çalışan kişiler olabilir. Sigortacılığa başlamadan önce bir şirkette insan kaynaklarında çalışmayı düşünüyordum.

FUTBOLLA BÜYÜDÜM: RADO DİYE ÇAĞIRIRLARDI

Kuzguncuk’ta doğup büyüdüm. Orada yaptığımız mahalle maçlarını hiç unutamam. O plastik futbol topu bizim en değerli şeyimizdi. Futbolla geçti benim çocukluğum. Futbol aşığı bir insanım. Arkadaşlarım Rado diye çağırıyorlardı. Oynadığım stilden dolayı Rıdvan’a benzetirlerdi. Forvet oynamayı, çalım atmayı çok severdim. O zaman da kuralları bana sorarlardı, TRT’deki spor programlarının hepsini takip ederdim. 80’li yıllardan günümüze kadarki spor programlarının hepsinin bende arşivi vardır, hepsini kaydederim.

İNGİLİZCEM İYİ: DELGADO İLE İNGİLİZCE SORUNU YAŞAMADIM

Çalışkan bir öğrenciydim. İlkokuldan itibaren, ortaokul ve liseden bir problem yaşamadan mezun oldum. Kocaeli Üniversitesi İşletme mezunuyum. 1994’te hakemliğe başladım ve aynı yıllarda üniversiteye girdim. İstediğim bölümü iyi bir şekilde bitirdim. Ortaokul ve lisede İngilizce dersimize beden eğitimi öğretmenleri girerdi maalesef. İngilizceyi kendi çabalarımla öğrendim. Dinlediğim şarkıların sözlerini tercüme ederek aşina olmaya başladım. Sonra özel kursa devam ettim. Dil eğitimi için bir süre İngiltere’ye gittim. Avrupa’da bütün raporlar İngilizce yazılıyor. Özellikle de beş hakemli sistemin uygulama sisteminden sonra her maç sonrası belli bir saat içerisinde IFAB denilen kuruma bu raporu yollamak zorundasınız. İngilizcenizin iyi olması lâzım. Delgado ile öyle söylendiği gibi İngilizce ile ilgili bir sorun yaşanmadı.

KADIN HAKEMLER: BAŞARILI BAYAN HAKEMLER VAR

Ülkemizde çok başarılı bayan hakemler var. Bayan müsabakalarında görev yaptıkları için göz önünde olmuyorlar. Tabii UEFA’nın, FIFA’nın kararına bağlı. Onlar isterlerse bayan hakemler de testleri geçtikleri takdirde erkek maçlarında görev alabilirler. Tabii üst düzey organizasyonlardan bahsediyorum. Seçim Demirel, geçen sene Bank Asya 1. Lig müsabakalarında yardımcı hakemdi.

KİTAPLARI SEVERİM: STEPHEN KİNG HAYRANIYIM

Kitap okumayı çok severim. Stephen King hayranıyım. Hemen her kitabını okudum. En son yedi kitaplık Kule serisini bitirdim. Stephen King’in yazdığı kitaplar, kullandığı dil, betimlemeleri, gerçekten bambaşka. Onu okurken bazen gerçek dışı şeyleri gerçek gibi yaşatır. Betimlemeleri çok hoşuma gider. Türk yazarlardan Yaşar Kemal ve Hikmet Temel Akarsu’yu da severim. Eşimle beraber kitap okuruz. Özellikle deniz kenarında veya yeşillik bir alanda kitap okumayı severim. Bazen sabahları Belgrat ormanına gider ben koşumu yaptıktan sonra beraber kahvaltı ederiz. Orada haftanın yorgunluğunu atabiliyoruz.

MÜZİK: SOYUNMA ODASINDA BON JOVİ DİNLERİM

Müzik dinlemeyi de çok severim, genelde tercihim rock müzik ve heavy metal. Cranberries, Manowar, Bon Jovi, maçlara çıkmadan önce soyunma odasında mutlaka dinlediğim gruplardır bunlar. Tiyatrocu Tolga Çevik’e benzettiklerini de birkaç kişiden duymuştum. Başarılı bir oyuncu kendisi. Severek izlerim.

EŞİM EN BÜYÜK ŞANSIM: MAÇ BİTİNCE İLK ONU ARARIM

Biz 6 yıllık evliyiz ama uzun yıllar önce yazlıkta tanıştık. Ergenliğimizi beraber yaşadık, beraber büyüdük. Umarım birlikte yaşlanırız. 16-17 yaşlarındaydım. Gamze, Bandırmalı, üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldi. Ben de o zaman amatör hakemliğe başladım. Bazen iki maçımı yönettikten sonra buluşurduk, o sırada bir telefon gelir geri çağırırlardı. Benim en büyük şansım odur. Onun desteği olmasaydı, bu şekilde devam etmezdi. UEFA’nın koyduğu bir yasak var. Kesinlikle eşinizi, akrabalarınızı bir kenara bırakın, arkadaşlarınızla bile seyahat edemezsiniz. Sadece ekibinizle olmak zorundasınız. O yüzden eşim, Avrupa maçlarını da televizyondan takip eder. Maç biter bitmez ilk aradığım kişi odur. Maçlarımı sonra birlikte izleriz. Birlikte bir şey yapacaksak, o maçı izler ondan sonra gideriz. Planlamayı ona göre yaparız. Yürüyüş yapıyoruz, sinemaya gidiyoruz. Eşim de işletmeci. Şimdi İtalyanca dil eğitimi alıyor, kendi projeleri var. En zor anlarımda yanımdadır, onun varlığını bilmek beni rahatlatır, mutlu eder. Yaşadığım her andan keyif almaya çalışıyorum. Hayatın değerini bilirim.

İLK MAÇIM: BURADAKİ MAÇLAR AVRUPA’DAN DAHA ZOR

İlk çıktığım Kartal-Bulvar maçıydı. Daha önceden futbol oynadığım sahaya bu sefer hakem olarak çıkınca kendinizi daha değişik hissediyorsunuz. İlk başlarda uzun süre yardımcı hakem olarak görev yapmıştım. İlk düdükten sonra hiç unutmuyorum, Basri Divan’dı hakem, Kenan Kaptan da diğer yardımcıydı, onların yardımıyla maçı atlatmıştık. Ligdeki Malatya-Rize maçı, Süper Lig kadrosunda ilk maçımdı. Oralara çok büyük tecrübe yaşayarak geliyorsunuz. Bine yakın maç yönetmişsiniz, bir o kadar da maç seyretmişsiniz. Maç başlayana kadar heyecanı vardır içinizde. O maç başladıktan sonra dünyanın neresinde oynanırsa oynansın aynı şeyler meydana gelir. Penaltı, ofsayt, taç, aut, hep aynıdır. Yapılan transferler ve yatırımlarla, Avrupa’nın önde gelen liglerinden biri oldu bizim ligimiz. Burada oynanan maçlar, çoğu Avrupa ülkesinde oynanan maçlardan daha zor, daha dikkat çekici. Buradaki maçların zorluğunun faydasını Avrupa’da yönettiğimiz maçlarda da görebiliyoruz.

SPOR PROGRAMLARI: MARKUS MERK HAYIRLI OLSUN

Hakem yorumlarını hep saygıyla karşılıyoruz. Spor programlarında yapılan eleştirilerden ders çıkarabileceklerimizi alıyoruz. Lig Tv’de Erman Toroğlu’nun yerine Markus Merk ile anlaşma sağlandı deniyor. Markus Merk, dünyanın önde gelen hakemlerinden biri. Hayırlı olsun. Sadece ülkemizde değil. Dünyanın her yerinde hakemlik müessesesi eleştiri altında. Tek dileğimiz, hatalarımızın insani boyutta değerlendirilmesi. Medya hep hakemleri eleştirir derler ama aslında medya da hakemlerin taraftarıdır. Medya yeri gelir kızar, yeri gelir destek verir. Son yıllarda gözle görünür destekleri var. Bu devam ettiği müddetçe Türk hakemleri üst düzey organizasyonlarda görev alacaktır.

12 YILIM VAR: YAKIN HEDEFİM ŞAMPİYONLAR LİGİ

17 yaşında hakemliğe başladım. İstanbullu olmamın da verdiği şansla amatör kümede 700-800 maç yönettim. 16 yıldır hakemim. Şu anda istediğim yerdeyim ama gidecek daha çok yol var. 2007 yılında Avrupa’da mentör programına seçildim. Orada UEFA Hakem Kurulu üyeleri maçlarınızı izliyorlar. O şansı yakalamak çok önemli. Hakemliğin patronlarından not alıyorsunuz. 2009’de en üst kategori olan premier kategoriye yükseldim. Hakemlik 45 yaşına kadar devam ediyor. Önümde 12 yıl var. Geçen sene Avrupa ligi yarı final maçı yönettim. Şimdi hedefim Şampiyonlar Ligi’nde görev almak. Sonra Avrupa şampiyonası ve dünya şampiyonası. Hakemlik sonrasında da futbol ailesinin içerisinde kalmak istiyorum. Eğitmenlik olabilir, uluslararası arenada ülkemi temsil etmek isterim. Mesela Şenes Erzik yıllardır orada görev yapıyor.

DÜNYA KUPASI: İYİ BİR HAKEM NESLİ VAR

Dünya Kupasında hiçbir maçı kaçırmadım. Hatta günde iki maç olduğu zaman iki televizyonu yan yana koyduk. 2008’de dünyanın her köşesinden seçilen hakemler iki yıl süresince sınavlara tabi tutuldular. Biri başaramayınca ekip olarak geri gönderildiler. Hakemlerin antrenmanında bir ekip vuvuzela çaldı. Ona karşı da önlem alındı. Yine de hatalar oldu. İkinci tur maçlarındaki hatalardan sonra kale direklerine sensör yerleştirilmesi konuşulmaya başlandı. Teknolojiye kimse hayır diyemez. IFAB’ın ekim toplantısında bir numaralı gündem bu olacak. Sanırım beş hakemli sisteme doğru gidiyoruz. Her hakemin hedefi Dünya Kupasında yer almaktır. Programlı ve sabırlı olmak lâzım. Türk hakemleri olarak önce Şampiyonlar Ligi ve 2012 Avrupa Şampiyonasında başarılı olmalıyız. Türk hakemleri yakın zamanda üst düzey organizasyonlarda görev yapacak. Buna inanıyorum. Gerçekten iyi bir nesil var.

DERBİLER BAYRAM: HAKEM OLUNCA İÇİNİZDEKİ SEVGİ ÖLÜR

Ben derbileri bir futbol bayramı olarak görüyorum. Derbileri yönetmek her hakeme büyük bir mutluluk ve haz verir. Benim için yönettiğim her maç çok önemlidir. Her yönettiğim maç bana bir şeyler katar. Çok kötü bir maçım bile olsa hatalarımdan ders çıkarmış, sonraki maçlarda bunu düzeltmişimdir. Bizler oyun kurallarını uygulayan kişileriz. Kırmızı kart verdim üzüldüm veya penaltı verdim sevindim gibi duygular bize uzaktır. Hakemlikte duygularınızdan mutlaka arınmalısınız. Futbol camiasının içerisinde olan herkes küçükken bir takım tutar. Aslında bunun aksi rahatsız edici bir durum olmalı. Ama bu işe başladıktan sonra o sevgi artık içimizde ölür. Belli idealleri olan kişilersiniz.

SAHA BİR TİYATRODUR: KIRMIZI KART GÖSTERİNCE ÜZÜLMEM

Aslında saha içi bir tiyatro gibidir. Hakem sahada başrolde değildir. Hakem oyunun kurallarını uygulayan kişidir, gerektiğinde adalet dağıtır. Hakemlik de hâkimliğe benzer ama biz daha hızlı karar veririz. Yanlış bir karar verirsem herkesten çok üzülürüm. Bir futbolcunun alın terinin boşa gitmesini istemem.

HAKEM FORMALARI: SİYAH FORMALARIN DEĞİŞMESİ İYİ OLDU

Hakem formaları eskiden sadece siyahtı. Artık üç dört renk kullanılıyor. Bu dünya hakemliğinde de böyle. En büyük faydası şu: Mesela siyah beyazlı bir takımın maçında başka forma giyme şansınız yoktu, takımlarla karışabiliyordunuz. Artık hakemlerin formalarına da reklam alınabiliyor.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 1 AĞUSTOS 2010

EN BÜYÜK ELEŞTİRMENİM BABAM

Hakemlik, onun için amatör bir hobi değil. Bu işi yaşamının ilk sırasına almış, hayatının en önemli uğraşısı haline getirmiş bir isim Cüneyt Çakır. Emeğinin karşılığını da alıyor, zira şimdiden Avrupa’da maç yöneten Türk hakemler tarihçesinde adı üst sıralarda. 

BABADAN OĞULA HAKEMLİK: EN BÜYÜK ELEŞTİRMENİM BABAM

Kartalspor’un altyapısında 10 yaşından itibaren futbol oynamaya başlamıştım. Bir sakatlık geçirdim, sol kolum bileğimden kırıldı. Bir ay kadar ara verdim. O aralar 15 günlük bir hakem kursuna yazıldım. Kafamda futbola devam etmek vardı. Fakat takıma döndüğümde antrenörüm beni forvet yerine defansta oynatınca bu beni demoralize etti ve hakemliğe başlamama vesile oldu. Babamdan dolayı da bu camiayı çok iyi tanıyordum. İçimdeki futbol aşkı beni buraya getirdi. Zaten dünyada da var, babadan oğula hakemlik. Avrupa’nın en önde gelen hakemlerinden Frank De Bleeckere’in sadece babası değil, dedesi de hakem. Ben kendim istediğim için hakem oldum. Oğlum olursa kararı ona bırakırım. Kendi isterse ben de isterim hakem olmasını. Çünkü hakem camiasından olmaktan dolayı büyük gurur duyuyorum. Hakemliği başlarken anneme verdiğim sözü tuttum, onu mahcup etmedim. Küçükken babamın maçlarını izleyerek büyüdüm ben. Kız kardeşimin de çok etkisi var. Maçlardan önce ve sonra muhakkak onunla fikir alışverişinde bulunurum. Onun özellikle oyuncularla diyaloglarımla ilgili gözlemlerine çok güvenirim. Babam şu an Süper Lig’de gözlemcilik yapıyor. Hala en büyük eleştirmenim babamdır. Her maçtan sonra babamla o maçın analizini yaparım. 

EŞİM MAÇA GELEMEZ: KÜFÜRLERİ DUYMUYORUZ

Her hakem eşinin, ailesinin gelip maçı seyretmesini ister ama maalesef Türkiye’de tribünlere gelip maç seyredeceği ortam yok. Sahalarda çok küfür ediliyor. Maalesef ülkemizde en büyük sorunlardan biri bu. Federasyon, hakemler, kulüpler, taraftarlar, herkes kendine düşen görevi yapmalı ve bundan biran önce kurtulmalıyız. Sahalarda en çok hakemlere küfür dikkat çekiyor ama insanların kendi oyuncularına, antrenörlerine de küfür ettiklerini veya kötü tezahüratlar yaptıklarını da duyuyoruz. Bence hiç kimseye küfür edilmemeli. Herkes işinin en iyisini yapmaya çalışıyor ve saygı görmeyi hak ediyor. Psikologlarımızla kamplarda bununla ilgili çalışmalar yapıyoruz. İnanın hakem sahada bunları duymuyor. Düdüğü çaldıktan maç bitene kadar dış dünyaya kapanıyorsunuz. Konsantrasyonunuzu kaybederseniz yanlış kararlar verirsiniz. Ben tebligatı aldıktan sonra o maça kadar problemlerden kaçarım.

SİGORTACILIK YAPIYORUM: PROFESYONEL GİBİYİM

Psikologlarımız, diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz, antrenörlerimiz var, onların eşliğinde hazırlanıyoruz maçlara. Haftanın iki günü beraber oluyoruz. Amatörüz ama hayatımızı profesyonel gibi sürdürüyoruz. Şimdi Türkiye’de profesyonelleşmeyle ilgili bir süreç başladı. Zaten dkemliği profesyonelliğe doğru ilerliyor. Profesyonelliğe geçme teklifi gelirse önce şartları görüşmek lazım. Profesyonel gibi yaşamasak başarı gelmez. Maçlara, kamplara gitmek için zor izin alan arkadaşlarım var. Ben kendi işimi yapıyorum, benim için problem değil. Tabii sigorta şirketimde müşterileri dikkatli seçmek zorunda kalıyorum. Çünkü kulüplerle çalışan kişiler olabilir. Sigortacılığa başlamadan önce bir şirkette insan kaynaklarında çalışmayı düşünüyordum.

FUTBOLLA BÜYÜDÜM: RADO DİYE ÇAĞIRIRLARDI

Kuzguncuk’ta doğup büyüdüm. Orada yaptığımız mahalle maçlarını hiç unutamam. O plastik futbol topu bizim en değerli şeyimizdi. Futbolla geçti benim çocukluğum. Futbol aşığı bir insanım. Arkadaşlarım Rado diye çağırıyorlardı. Oynadığım stilden dolayı Rıdvan’a benzetirlerdi. Forvet oynamayı, çalım atmayı çok severdim. O zaman da kuralları bana sorarlardı, TRT’deki spor programlarının hepsini takip ederdim. 80’li yıllardan günümüze kadarki spor programlarının hepsinin bende arşivi vardır, hepsini kaydederim.

İNGİLİZCEM İYİ: DELGADO İLE İNGİLİZCE SORUNU YAŞAMADIM

Çalışkan bir öğrenciydim. İlkokuldan itibaren, ortaokul ve liseden bir problem yaşamadan mezun oldum. Kocaeli Üniversitesi İşletme mezunuyum. 1994’te hakemliğe başladım ve aynı yıllarda üniversiteye girdim. İstediğim bölümü iyi bir şekilde bitirdim. Ortaokul ve lisede İngilizce dersimize beden eğitimi öğretmenleri girerdi maalesef. İngilizceyi kendi çabalarımla öğrendim. Dinlediğim şarkıların sözlerini tercüme ederek aşina olmaya başladım. Sonra özel kursa devam ettim. Dil eğitimi için bir süre İngiltere’ye gittim. Avrupa’da bütün raporlar İngilizce yazılıyor. Özellikle de beş hakemli sistemin uygulama sisteminden sonra her maç sonrası belli bir saat içerisinde IFAB denilen kuruma bu raporu yollamak zorundasınız. İngilizcenizin iyi olması lâzım. Delgado ile öyle söylendiği gibi İngilizce ile ilgili bir sorun yaşanmadı.

KADIN HAKEMLER: BAŞARILI BAYAN HAKEMLER VAR

Ülkemizde çok başarılı bayan hakemler var. Bayan müsabakalarında görev yaptıkları için göz önünde olmuyorlar. Tabii UEFA’nın, FIFA’nın kararına bağlı. Onlar isterlerse bayan hakemler de testleri geçtikleri takdirde erkek maçlarında görev alabilirler. Tabii üst düzey organizasyonlardan bahsediyorum. Seçim Demirel, geçen sene Bank Asya 1. Lig müsabakalarında yardımcı hakemdi.

KİTAPLARI SEVERİM: STEPHEN KİNG HAYRANIYIM

Kitap okumayı çok severim. Stephen King hayranıyım. Hemen her kitabını okudum. En son yedi kitaplık Kule serisini bitirdim. Stephen King’in yazdığı kitaplar, kullandığı dil, betimlemeleri, gerçekten bambaşka. Onu okurken bazen gerçek dışı şeyleri gerçek gibi yaşatır. Betimlemeleri çok hoşuma gider. Türk yazarlardan Yaşar Kemal ve Hikmet Temel Akarsu’yu da severim. Eşimle beraber kitap okuruz. Özellikle deniz kenarında veya yeşillik bir alanda kitap okumayı severim. Bazen sabahları Belgrat ormanına gider ben koşumu yaptıktan sonra beraber kahvaltı ederiz. Orada haftanın yorgunluğunu atabiliyoruz.

MÜZİK: SOYUNMA ODASINDA BON JOVİ DİNLERİM

Müzik dinlemeyi de çok severim, genelde tercihim rock müzik ve heavy metal. Cranberries, Manowar, Bon Jovi, maçlara çıkmadan önce soyunma odasında mutlaka dinlediğim gruplardır bunlar. Tiyatrocu Tolga Çevik’e benzettiklerini de birkaç kişiden duymuştum. Başarılı bir oyuncu kendisi. Severek izlerim.

EŞİM EN BÜYÜK ŞANSIM: MAÇ BİTİNCE İLK ONU ARARIM

Biz 6 yıllık evliyiz ama uzun yıllar önce yazlıkta tanıştık. Ergenliğimizi beraber yaşadık, beraber büyüdük. Umarım birlikte yaşlanırız. 16-17 yaşlarındaydım. Gamze, Bandırmalı, üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldi. Ben de o zaman amatör hakemliğe başladım. Bazen iki maçımı yönettikten sonra buluşurduk, o sırada bir telefon gelir geri çağırırlardı. Benim en büyük şansım odur. Onun desteği olmasaydı, bu şekilde devam etmezdi. UEFA’nın koyduğu bir yasak var. Kesinlikle eşinizi, akrabalarınızı bir kenara bırakın, arkadaşlarınızla bile seyahat edemezsiniz. Sadece ekibinizle olmak zorundasınız. O yüzden eşim, Avrupa maçlarını da televizyondan takip eder. Maç biter bitmez ilk aradığım kişi odur. Maçlarımı sonra birlikte izleriz. Birlikte bir şey yapacaksak, o maçı izler ondan sonra gideriz. Planlamayı ona göre yaparız. Yürüyüş yapıyoruz, sinemaya gidiyoruz. Eşim de işletmeci. Şimdi İtalyanca dil eğitimi alıyor, kendi projeleri var. En zor anlarımda yanımdadır, onun varlığını bilmek beni rahatlatır, mutlu eder. Yaşadığım her andan keyif almaya çalışıyorum. Hayatın değerini bilirim.

İLK MAÇIM: BURADAKİ MAÇLAR AVRUPA’DAN DAHA ZOR

İlk çıktığım Kartal-Bulvar maçıydı. Daha önceden futbol oynadığım sahaya bu sefer hakem olarak çıkınca kendinizi daha değişik hissediyorsunuz. İlk başlarda uzun süre yardımcı hakem olarak görev yapmıştım. İlk düdükten sonra hiç unutmuyorum, Basri Divan’dı hakem, Kenan Kaptan da diğer yardımcıydı, onların yardımıyla maçı atlatmıştık. Ligdeki Malatya-Rize maçı, Süper Lig kadrosunda ilk maçımdı. Oralara çok büyük tecrübe yaşayarak geliyorsunuz. Bine yakın maç yönetmişsiniz, bir o kadar da maç seyretmişsiniz. Maç başlayana kadar heyecanı vardır içinizde. O maç başladıktan sonra dünyanın neresinde oynanırsa oynansın aynı şeyler meydana gelir. Penaltı, ofsayt, taç, aut, hep aynıdır. Yapılan transferler ve yatırımlarla, Avrupa’nın önde gelen liglerinden biri oldu bizim ligimiz. Burada oynanan maçlar, çoğu Avrupa ülkesinde oynanan maçlardan daha zor, daha dikkat çekici. Buradaki maçların zorluğunun faydasını Avrupa’da yönettiğimiz maçlarda da görebiliyoruz.

SPOR PROGRAMLARI: MARKUS MERK HAYIRLI OLSUN

Hakem yorumlarını hep saygıyla karşılıyoruz. Spor programlarında yapılan eleştirilerden ders çıkarabileceklerimizi alıyoruz. Lig Tv’de Erman Toroğlu’nun yerine Markus Merk ile anlaşma sağlandı deniyor. Markus Merk, dünyanın önde gelen hakemlerinden biri. Hayırlı olsun. Sadece ülkemizde değil. Dünyanın her yerinde hakemlik müessesesi eleştiri altında. Tek dileğimiz, hatalarımızın insani boyutta değerlendirilmesi. Medya hep hakemleri eleştirir derler ama aslında medya da hakemlerin taraftarıdır. Medya yeri gelir kızar, yeri gelir destek verir. Son yıllarda gözle görünür destekleri var. Bu devam ettiği müddetçe Türk hakemleri üst düzey organizasyonlarda görev alacaktır.

12 YILIM VAR: YAKIN HEDEFİM ŞAMPİYONLAR LİGİ

17 yaşında hakemliğe başladım. İstanbullu olmamın da verdiği şansla amatör kümede 700-800 maç yönettim. 16 yıldır hakemim. Şu anda istediğim yerdeyim ama gidecek daha çok yol var. 2007 yılında Avrupa’da mentör programına seçildim. Orada UEFA Hakem Kurulu üyeleri maçlarınızı izliyorlar. O şansı yakalamak çok önemli. Hakemliğin patronlarından not alıyorsunuz. 2009’de en üst kategori olan premier kategoriye yükseldim. Hakemlik 45 yaşına kadar devam ediyor. Önümde 12 yıl var. Geçen sene Avrupa ligi yarı final maçı yönettim. Şimdi hedefim Şampiyonlar Ligi’nde görev almak. Sonra Avrupa şampiyonası ve dünya şampiyonası. Hakemlik sonrasında da futbol ailesinin içerisinde kalmak istiyorum. Eğitmenlik olabilir, uluslararası arenada ülkemi temsil etmek isterim. Mesela Şenes Erzik yıllardır orada görev yapıyor.

DÜNYA KUPASI: İYİ BİR HAKEM NESLİ VAR

Dünya Kupasında hiçbir maçı kaçırmadım. Hatta günde iki maç olduğu zaman iki televizyonu yan yana koyduk. 2008’de dünyanın her köşesinden seçilen hakemler iki yıl süresince sınavlara tabi tutuldular. Biri başaramayınca ekip olarak geri gönderildiler. Hakemlerin antrenmanında bir ekip vuvuzela çaldı. Ona karşı da önlem alındı. Yine de hatalar oldu. İkinci tur maçlarındaki hatalardan sonra kale direklerine sensör yerleştirilmesi konuşulmaya başlandı. Teknolojiye kimse hayır diyemez. IFAB’ın ekim toplantısında bir numaralı gündem bu olacak. Sanırım beş hakemli sisteme doğru gidiyoruz. Her hakemin hedefi Dünya Kupasında yer almaktır. Programlı ve sabırlı olmak lâzım. Türk hakemleri olarak önce Şampiyonlar Ligi ve 2012 Avrupa Şampiyonasında başarılı olmalıyız. Türk hakemleri yakın zamanda üst düzey organizasyonlarda görev yapacak. Buna inanıyorum. Gerçekten iyi bir nesil var.

DERBİLER BAYRAM: HAKEM OLUNCA İÇİNİZDEKİ SEVGİ ÖLÜR

Ben derbileri bir futbol bayramı olarak görüyorum. Derbileri yönetmek her hakeme büyük bir mutluluk ve haz verir. Benim için yönettiğim her maç çok önemlidir. Her yönettiğim maç bana bir şeyler katar. Çok kötü bir maçım bile olsa hatalarımdan ders çıkarmış, sonraki maçlarda bunu düzeltmişimdir. Bizler oyun kurallarını uygulayan kişileriz. Kırmızı kart verdim üzüldüm veya penaltı verdim sevindim gibi duygular bize uzaktır. Hakemlikte duygularınızdan mutlaka arınmalısınız. Futbol camiasının içerisinde olan herkes küçükken bir takım tutar. Aslında bunun aksi rahatsız edici bir durum olmalı. Ama bu işe başladıktan sonra o sevgi artık içimizde ölür. Belli idealleri olan kişilersiniz.

SAHA BİR TİYATRODUR: KIRMIZI KART GÖSTERİNCE ÜZÜLMEM

Aslında saha içi bir tiyatro gibidir. Hakem sahada başrolde değildir. Hakem oyunun kurallarını uygulayan kişidir, gerektiğinde adalet dağıtır. Hakemlik de hâkimliğe benzer ama biz daha hızlı karar veririz. Yanlış bir karar verirsem herkesten çok üzülürüm. Bir futbolcunun alın terinin boşa gitmesini istemem.

HAKEM FORMALARI: SİYAH FORMALARIN DEĞİŞMESİ İYİ OLDU

Hakem formaları eskiden sadece siyahtı. Artık üç dört renk kullanılıyor. Bu dünya hakemliğinde de böyle. En büyük faydası şu: Mesela siyah beyazlı bir takımın maçında başka forma giyme şansınız yoktu, takımlarla karışabiliyordunuz. Artık hakemlerin formalarına da reklam alınabiliyor.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 1 AĞUSTOS 2010

 

EN BÜYÜK ELEŞTİRMENİM BABAM

Hakemlik, onun için amatör bir hobi değil. Bu işi yaşamının ilk sırasına almış, hayatının en önemli uğraşısı haline getirmiş bir isim Cüneyt Çakır. Emeğinin karşılığını da alıyor, zira şimdiden Avrupa’da maç yöneten Türk hakemler tarihçesinde adı üst sıralarda. 

BABADAN OĞULA HAKEMLİK: EN BÜYÜK ELEŞTİRMENİM BABAM

Kartalspor’un altyapısında 10 yaşından itibaren futbol oynamaya başlamıştım. Bir sakatlık geçirdim, sol kolum bileğimden kırıldı. Bir ay kadar ara verdim. O aralar 15 günlük bir hakem kursuna yazıldım. Kafamda futbola devam etmek vardı. Fakat takıma döndüğümde antrenörüm beni forvet yerine defansta oynatınca bu beni demoralize etti ve hakemliğe başlamama vesile oldu. Babamdan dolayı da bu camiayı çok iyi tanıyordum. İçimdeki futbol aşkı beni buraya getirdi. Zaten dünyada da var, babadan oğula hakemlik. Avrupa’nın en önde gelen hakemlerinden Frank De Bleeckere’in sadece babası değil, dedesi de hakem. Ben kendim istediğim için hakem oldum. Oğlum olursa kararı ona bırakırım. Kendi isterse ben de isterim hakem olmasını. Çünkü hakem camiasından olmaktan dolayı büyük gurur duyuyorum. Hakemliği başlarken anneme verdiğim sözü tuttum, onu mahcup etmedim. Küçükken babamın maçlarını izleyerek büyüdüm ben. Kız kardeşimin de çok etkisi var. Maçlardan önce ve sonra muhakkak onunla fikir alışverişinde bulunurum. Onun özellikle oyuncularla diyaloglarımla ilgili gözlemlerine çok güvenirim. Babam şu an Süper Lig’de gözlemcilik yapıyor. Hala en büyük eleştirmenim babamdır. Her maçtan sonra babamla o maçın analizini yaparım. 

EŞİM MAÇA GELEMEZ: KÜFÜRLERİ DUYMUYORUZ

Her hakem eşinin, ailesinin gelip maçı seyretmesini ister ama maalesef Türkiye’de tribünlere gelip maç seyredeceği ortam yok. Sahalarda çok küfür ediliyor. Maalesef ülkemizde en büyük sorunlardan biri bu. Federasyon, hakemler, kulüpler, taraftarlar, herkes kendine düşen görevi yapmalı ve bundan biran önce kurtulmalıyız. Sahalarda en çok hakemlere küfür dikkat çekiyor ama insanların kendi oyuncularına, antrenörlerine de küfür ettiklerini veya kötü tezahüratlar yaptıklarını da duyuyoruz. Bence hiç kimseye küfür edilmemeli. Herkes işinin en iyisini yapmaya çalışıyor ve saygı görmeyi hak ediyor. Psikologlarımızla kamplarda bununla ilgili çalışmalar yapıyoruz. İnanın hakem sahada bunları duymuyor. Düdüğü çaldıktan maç bitene kadar dış dünyaya kapanıyorsunuz. Konsantrasyonunuzu kaybederseniz yanlış kararlar verirsiniz. Ben tebligatı aldıktan sonra o maça kadar problemlerden kaçarım.

SİGORTACILIK YAPIYORUM: PROFESYONEL GİBİYİM

Psikologlarımız, diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz, antrenörlerimiz var, onların eşliğinde hazırlanıyoruz maçlara. Haftanın iki günü beraber oluyoruz. Amatörüz ama hayatımızı profesyonel gibi sürdürüyoruz. Şimdi Türkiye’de profesyonelleşmeyle ilgili bir süreç başladı. Zaten dkemliği profesyonelliğe doğru ilerliyor. Profesyonelliğe geçme teklifi gelirse önce şartları görüşmek lazım. Profesyonel gibi yaşamasak başarı gelmez. Maçlara, kamplara gitmek için zor izin alan arkadaşlarım var. Ben kendi işimi yapıyorum, benim için problem değil. Tabii sigorta şirketimde müşterileri dikkatli seçmek zorunda kalıyorum. Çünkü kulüplerle çalışan kişiler olabilir. Sigortacılığa başlamadan önce bir şirkette insan kaynaklarında çalışmayı düşünüyordum.

FUTBOLLA BÜYÜDÜM: RADO DİYE ÇAĞIRIRLARDI

Kuzguncuk’ta doğup büyüdüm. Orada yaptığımız mahalle maçlarını hiç unutamam. O plastik futbol topu bizim en değerli şeyimizdi. Futbolla geçti benim çocukluğum. Futbol aşığı bir insanım. Arkadaşlarım Rado diye çağırıyorlardı. Oynadığım stilden dolayı Rıdvan’a benzetirlerdi. Forvet oynamayı, çalım atmayı çok severdim. O zaman da kuralları bana sorarlardı, TRT’deki spor programlarının hepsini takip ederdim. 80’li yıllardan günümüze kadarki spor programlarının hepsinin bende arşivi vardır, hepsini kaydederim.

İNGİLİZCEM İYİ: DELGADO İLE İNGİLİZCE SORUNU YAŞAMADIM

Çalışkan bir öğrenciydim. İlkokuldan itibaren, ortaokul ve liseden bir problem yaşamadan mezun oldum. Kocaeli Üniversitesi İşletme mezunuyum. 1994’te hakemliğe başladım ve aynı yıllarda üniversiteye girdim. İstediğim bölümü iyi bir şekilde bitirdim. Ortaokul ve lisede İngilizce dersimize beden eğitimi öğretmenleri girerdi maalesef. İngilizceyi kendi çabalarımla öğrendim. Dinlediğim şarkıların sözlerini tercüme ederek aşina olmaya başladım. Sonra özel kursa devam ettim. Dil eğitimi için bir süre İngiltere’ye gittim. Avrupa’da bütün raporlar İngilizce yazılıyor. Özellikle de beş hakemli sistemin uygulama sisteminden sonra her maç sonrası belli bir saat içerisinde IFAB denilen kuruma bu raporu yollamak zorundasınız. İngilizcenizin iyi olması lâzım. Delgado ile öyle söylendiği gibi İngilizce ile ilgili bir sorun yaşanmadı.

KADIN HAKEMLER: BAŞARILI BAYAN HAKEMLER VAR

Ülkemizde çok başarılı bayan hakemler var. Bayan müsabakalarında görev yaptıkları için göz önünde olmuyorlar. Tabii UEFA’nın, FIFA’nın kararına bağlı. Onlar isterlerse bayan hakemler de testleri geçtikleri takdirde erkek maçlarında görev alabilirler. Tabii üst düzey organizasyonlardan bahsediyorum. Seçim Demirel, geçen sene Bank Asya 1. Lig müsabakalarında yardımcı hakemdi.

KİTAPLARI SEVERİM: STEPHEN KİNG HAYRANIYIM

Kitap okumayı çok severim. Stephen King hayranıyım. Hemen her kitabını okudum. En son yedi kitaplık Kule serisini bitirdim. Stephen King’in yazdığı kitaplar, kullandığı dil, betimlemeleri, gerçekten bambaşka. Onu okurken bazen gerçek dışı şeyleri gerçek gibi yaşatır. Betimlemeleri çok hoşuma gider. Türk yazarlardan Yaşar Kemal ve Hikmet Temel Akarsu’yu da severim. Eşimle beraber kitap okuruz. Özellikle deniz kenarında veya yeşillik bir alanda kitap okumayı severim. Bazen sabahları Belgrat ormanına gider ben koşumu yaptıktan sonra beraber kahvaltı ederiz. Orada haftanın yorgunluğunu atabiliyoruz.

MÜZİK: SOYUNMA ODASINDA BON JOVİ DİNLERİM

Müzik dinlemeyi de çok severim, genelde tercihim rock müzik ve heavy metal. Cranberries, Manowar, Bon Jovi, maçlara çıkmadan önce soyunma odasında mutlaka dinlediğim gruplardır bunlar. Tiyatrocu Tolga Çevik’e benzettiklerini de birkaç kişiden duymuştum. Başarılı bir oyuncu kendisi. Severek izlerim.

EŞİM EN BÜYÜK ŞANSIM: MAÇ BİTİNCE İLK ONU ARARIM

Biz 6 yıllık evliyiz ama uzun yıllar önce yazlıkta tanıştık. Ergenliğimizi beraber yaşadık, beraber büyüdük. Umarım birlikte yaşlanırız. 16-17 yaşlarındaydım. Gamze, Bandırmalı, üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldi. Ben de o zaman amatör hakemliğe başladım. Bazen iki maçımı yönettikten sonra buluşurduk, o sırada bir telefon gelir geri çağırırlardı. Benim en büyük şansım odur. Onun desteği olmasaydı, bu şekilde devam etmezdi. UEFA’nın koyduğu bir yasak var. Kesinlikle eşinizi, akrabalarınızı bir kenara bırakın, arkadaşlarınızla bile seyahat edemezsiniz. Sadece ekibinizle olmak zorundasınız. O yüzden eşim, Avrupa maçlarını da televizyondan takip eder. Maç biter bitmez ilk aradığım kişi odur. Maçlarımı sonra birlikte izleriz. Birlikte bir şey yapacaksak, o maçı izler ondan sonra gideriz. Planlamayı ona göre yaparız. Yürüyüş yapıyoruz, sinemaya gidiyoruz. Eşim de işletmeci. Şimdi İtalyanca dil eğitimi alıyor, kendi projeleri var. En zor anlarımda yanımdadır, onun varlığını bilmek beni rahatlatır, mutlu eder. Yaşadığım her andan keyif almaya çalışıyorum. Hayatın değerini bilirim.

İLK MAÇIM: BURADAKİ MAÇLAR AVRUPA’DAN DAHA ZOR

İlk çıktığım Kartal-Bulvar maçıydı. Daha önceden futbol oynadığım sahaya bu sefer hakem olarak çıkınca kendinizi daha değişik hissediyorsunuz. İlk başlarda uzun süre yardımcı hakem olarak görev yapmıştım. İlk düdükten sonra hiç unutmuyorum, Basri Divan’dı hakem, Kenan Kaptan da diğer yardımcıydı, onların yardımıyla maçı atlatmıştık. Ligdeki Malatya-Rize maçı, Süper Lig kadrosunda ilk maçımdı. Oralara çok büyük tecrübe yaşayarak geliyorsunuz. Bine yakın maç yönetmişsiniz, bir o kadar da maç seyretmişsiniz. Maç başlayana kadar heyecanı vardır içinizde. O maç başladıktan sonra dünyanın neresinde oynanırsa oynansın aynı şeyler meydana gelir. Penaltı, ofsayt, taç, aut, hep aynıdır. Yapılan transferler ve yatırımlarla, Avrupa’nın önde gelen liglerinden biri oldu bizim ligimiz. Burada oynanan maçlar, çoğu Avrupa ülkesinde oynanan maçlardan daha zor, daha dikkat çekici. Buradaki maçların zorluğunun faydasını Avrupa’da yönettiğimiz maçlarda da görebiliyoruz.

SPOR PROGRAMLARI: MARKUS MERK HAYIRLI OLSUN

Hakem yorumlarını hep saygıyla karşılıyoruz. Spor programlarında yapılan eleştirilerden ders çıkarabileceklerimizi alıyoruz. Lig Tv’de Erman Toroğlu’nun yerine Markus Merk ile anlaşma sağlandı deniyor. Markus Merk, dünyanın önde gelen hakemlerinden biri. Hayırlı olsun. Sadece ülkemizde değil. Dünyanın her yerinde hakemlik müessesesi eleştiri altında. Tek dileğimiz, hatalarımızın insani boyutta değerlendirilmesi. Medya hep hakemleri eleştirir derler ama aslında medya da hakemlerin taraftarıdır. Medya yeri gelir kızar, yeri gelir destek verir. Son yıllarda gözle görünür destekleri var. Bu devam ettiği müddetçe Türk hakemleri üst düzey organizasyonlarda görev alacaktır.

12 YILIM VAR: YAKIN HEDEFİM ŞAMPİYONLAR LİGİ

17 yaşında hakemliğe başladım. İstanbullu olmamın da verdiği şansla amatör kümede 700-800 maç yönettim. 16 yıldır hakemim. Şu anda istediğim yerdeyim ama gidecek daha çok yol var. 2007 yılında Avrupa’da mentör programına seçildim. Orada UEFA Hakem Kurulu üyeleri maçlarınızı izliyorlar. O şansı yakalamak çok önemli. Hakemliğin patronlarından not alıyorsunuz. 2009’de en üst kategori olan premier kategoriye yükseldim. Hakemlik 45 yaşına kadar devam ediyor. Önümde 12 yıl var. Geçen sene Avrupa ligi yarı final maçı yönettim. Şimdi hedefim Şampiyonlar Ligi’nde görev almak. Sonra Avrupa şampiyonası ve dünya şampiyonası. Hakemlik sonrasında da futbol ailesinin içerisinde kalmak istiyorum. Eğitmenlik olabilir, uluslararası arenada ülkemi temsil etmek isterim. Mesela Şenes Erzik yıllardır orada görev yapıyor.

DÜNYA KUPASI: İYİ BİR HAKEM NESLİ VAR

Dünya Kupasında hiçbir maçı kaçırmadım. Hatta günde iki maç olduğu zaman iki televizyonu yan yana koyduk. 2008’de dünyanın her köşesinden seçilen hakemler iki yıl süresince sınavlara tabi tutuldular. Biri başaramayınca ekip olarak geri gönderildiler. Hakemlerin antrenmanında bir ekip vuvuzela çaldı. Ona karşı da önlem alındı. Yine de hatalar oldu. İkinci tur maçlarındaki hatalardan sonra kale direklerine sensör yerleştirilmesi konuşulmaya başlandı. Teknolojiye kimse hayır diyemez. IFAB’ın ekim toplantısında bir numaralı gündem bu olacak. Sanırım beş hakemli sisteme doğru gidiyoruz. Her hakemin hedefi Dünya Kupasında yer almaktır. Programlı ve sabırlı olmak lâzım. Türk hakemleri olarak önce Şampiyonlar Ligi ve 2012 Avrupa Şampiyonasında başarılı olmalıyız. Türk hakemleri yakın zamanda üst düzey organizasyonlarda görev yapacak. Buna inanıyorum. Gerçekten iyi bir nesil var.

DERBİLER BAYRAM: HAKEM OLUNCA İÇİNİZDEKİ SEVGİ ÖLÜR

Ben derbileri bir futbol bayramı olarak görüyorum. Derbileri yönetmek her hakeme büyük bir mutluluk ve haz verir. Benim için yönettiğim her maç çok önemlidir. Her yönettiğim maç bana bir şeyler katar. Çok kötü bir maçım bile olsa hatalarımdan ders çıkarmış, sonraki maçlarda bunu düzeltmişimdir. Bizler oyun kurallarını uygulayan kişileriz. Kırmızı kart verdim üzüldüm veya penaltı verdim sevindim gibi duygular bize uzaktır. Hakemlikte duygularınızdan mutlaka arınmalısınız. Futbol camiasının içerisinde olan herkes küçükken bir takım tutar. Aslında bunun aksi rahatsız edici bir durum olmalı. Ama bu işe başladıktan sonra o sevgi artık içimizde ölür. Belli idealleri olan kişilersiniz.

SAHA BİR TİYATRODUR: KIRMIZI KART GÖSTERİNCE ÜZÜLMEM

Aslında saha içi bir tiyatro gibidir. Hakem sahada başrolde değildir. Hakem oyunun kurallarını uygulayan kişidir, gerektiğinde adalet dağıtır. Hakemlik de hâkimliğe benzer ama biz daha hızlı karar veririz. Yanlış bir karar verirsem herkesten çok üzülürüm. Bir futbolcunun alın terinin boşa gitmesini istemem.

HAKEM FORMALARI: SİYAH FORMALARIN DEĞİŞMESİ İYİ OLDU

Hakem formaları eskiden sadece siyahtı. Artık üç dört renk kullanılıyor. Bu dünya hakemliğinde de böyle. En büyük faydası şu: Mesela siyah beyazlı bir takımın maçında başka forma giyme şansınız yoktu, takımlarla karışabiliyordunuz. Artık hakemlerin formalarına da reklam alınabiliyor.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 1 AĞUSTOS 2010

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).