CEMİL ÇİÇEK

BANA EN BÜYÜK CEZA TEKRAR ADALET BAKANI YAPMAKTIR

ANAP’ta kurucu olduğunda 1983 yılıydı. Aradan tam 26 yıl geçti, o hâlâ "Stabilize yolda dolmuş sürmek" diye tanımladığı siyasetin ön saflarında. 28 Şubat döneminde ANAP’tan ihraç edildikten sonra yolu RP, FP ve ardından AKP’ye düştü. Yedi yıldır hükümette. Önce Adalet bakanıydı, şimdi de Başbakan Yardımcısı ve hükümetin değişmez sözcüsü.

ADIMI DEĞİŞTİRDİM: ASIL ADIM EFENDİ’YDİ

Bizde ilk doğan erkek çocuğa dedenin ismi konur. Dedemizin ismi Mustafa Efendi. Amcamın oğlu benden iki ay önce doğunca adını Mustafa koymuş. Babam da bana "efendi" adını koymuş. İlkokul ve ortaokul diplomam böyle. Önce İmam Hatip lisesinde, sonra Yozgat lisesinde okudum. Lise son sınıfta isim tashihi yaptırdım. Lise diplomamda Cemil ismi var. Bu isim benim tercihim.

HEDİYE: BABAM ASTARLI KARA LASTİK ALDI

Ortaokul için köyden 15-20 km. uzaktaki Yozgat’a geldim. 3-4 öğrenci bir evde kirada kaldık. Bizim için lambaya gazyağı almak bile zordu. Evin köşesinde bir elektrik direği vardı. O sokak lambasının ışığında ders çalışırdık. Kara lastik giyiyorduk. O lastikler sadece suyun girmesini engeller, ayağınızı sıcak tutmazdı. Babam "Sınıfı geçersen astarlı ayakkabı alacağım" dedi. Sınıfı geçince mükâfat olarak bana içi kırmızı astarlı yeni lastik aldı Astarlısı biraz daha iyiydi. Liseyi bitirdiğimde de iskarpin aldı. Altı kösele ayakkabıya ise üniversitede geçtim.

ÖFKELİYİM: BOMBA KONDU GEÇMİŞ OLSUN DEMEDİLER

Ben yargıya çok hizmet ettim. Ama bakanlığıma bomba konduğunda geçmiş olsuna gelen olmadı. Olay sabah oldu, öğleden sonra Yunanistan Adalet Bakanlığı’ndan telgraf geldi. Hayatımızı ortaya koyduğumuz, yargı organları başkanlarından bir geçmiş olsun gelmedi. Bakın, arası 50 metredir. Ne bir daire başkanı ne öteki ne beriki. Cumhurbaşkanından da gelmedi. Hayatımda en çok üzüldüğüm olaylardan biridir. Sonra Adalet Bakanı olmak istemedim. Bana verilebilecek en büyük ceza beni tekrar Adalet Bakanı yapmaktır. Bu kadar öfkeliyim. O gün büyük bir facianın eşiğinden dönmüştük.

RADYO: BÜTÜN KÖY O SESE KOŞTUK

Bir sabah derenin öbür yanından gelen bir kadın sesi duyduk. Yanık bir uzun hava söylüyordu. Köy yerinde bir kadının sazlar eşliğinde türkü söylemesi olacak iş değil. Bütün köy, 100-150 kişi herkes sesin geldiği tarafa koştuk. Gittik ki, bizim köyden okuyup öğretmen olan Ali Sapuk oturuyor. Yanında da çekmecevari iki şey var. O kadın sesi çekmecenin birinden geliyor. Önden baktık, arkadan baktık. Sonra öğretmen izahat verdi. Birisi aküymüş, diğeri radyo! Söyleyen de TRT sanatçısı Saniye Can’mış, Ankara’dan okuyormuş türküyü. Radyo ile öyle tanıştım.

SAVCI FERHAT SARIKAYA’NIN İHRACI: ARADA BAŞKA GELİŞMELER OLDU

Devam eden başka sıkıntılar var. Onu başka bir zaman konuşuruz. Basın toplantılarını Bakanlar Kurulu biter bitmez yaparım. O gün biter bitmez yapmamışımdır. Arada bir kısım gelişmeler olmuştur. Bunları bu safhada aydınlatma noktasında olamayız. Zamana ihtiyaç var. Bakanlık olarak kanaatimiz ihracı yönünde değildi. Bir kınamaydı. O gün neden toplantı akabinde basın toplantısı yapılmadığı ipucu veriyor. Ortalık aydınlanınca özgürlük türküsünü çığıranlar çok oluyor. Mühim olan karanlıkta mezarlığı geçebilmektir.

YOLCULUK: ARTIK YORULMAYA BAŞLADIK

Seviyoruz ama artık yorulmaya başladık. Siyaseten de yorulmaya başladık fiziki olarak da. Dışarıdan değil içeriden sesler geliyor yavaş yavaş belli bir yaşta.

DOSTLARIM: ARABAMDA FIKRA KİTABI TAŞIRIM

Abdülkadir bey (Aksu) ve Ali bey (Coşkun) ile iyi arkadaşız. Akşamları buluşuruz, her gün telefonlaşırız, bazı bayramları tatilleri birlikte geçiririz. Arkadaşlığımıza başkaları da imrenir. Zaman zaman musiki fasılları yaparız. Ben söylerim. Ali beyin kendisine ait güfteleri vardır. Necati bey (Çetinkaya) de şiirleriyle bu kervana dahil oldu. Ali bey fıkra konusunda iyidir. Ben de fıkraları severim. Arabamda fıkra kitabı vardır. Benimle havaalanına giderseniz derim ki "Sayfa numarası söyle" Mesela 45. Açar o sayfayı okurum bahtınıza ne çıkarsa. Bir de ilgimi bilenler fıkra gönderir. Ama çoğunu zaten bilirim.

ÖZAL-ERDOĞAN: FARKLI YOLLARDAN GELDİLER

Siyasete çıkış sebepleri, zamanları, şartları farklı. Rahmetli Özal siyasete girmeden evvel devleti tanıyordu; vatandaşı o kadar tanımıyordu; yukarıdan aşağıya doğru geldi. Sayın başbakan ise aşağıdan yukarıya geldi; önce halkı tanıdı, sonra devleti tanıyor. Kader çizgileri de farklı.

GERİYE DÖNEBİLSEYDİM: ÜNİVERSİTEDEKİ HEYECANI YAŞAMAK İSTERDİM

Ortaokul ve lise yıllarım çok sıkıntılı geçti. O sıkıntıya dönmek istemem. Ama vatanı kurtarmak adına üniversite kantinlerinde yaptığımız zevkli tartışmaların olduğu heyecanlı günlere dönmek isterim. Çok idealist olduğumuz bir dönemdi. 68 kuşağı diyorlar ya biz o kuşaktanız. Soğuk savaş günleriydi. Bize göre Rusya Türkiye’yi komünist yapmaya çalışıyordu. Öbür tarafa göre Türkiye, Amerikan emperyalizmine çanak tutuyordu. Kavga henüz başlamamıştı. Soldan Celal Doğan, Ertuğrul Günay’ı o günlerden tanıyorum.

SİYASİ KİMLİĞİM: BU ALGILAMA MESELESİ

ANAP’tayken Milliyetçi Muhafazakâr diye tasnif ederlerdi. ANAP’tan ihraç edildikten sonra bu sefer de liberal deniliyor. Bu algılama meselesi. Algılayanlar da ben de aynı yerde durmuyorum. İdealist olduğum yıllar talebelik ve siyasetin ilk dönemidir. Hizmet idealimiz var ama şimdi daha realistim. Özal’ın "Çuvalı patlatmadan arabadan indirmek lazım" sözü benim açımdan siyasette her zaman altın kıymetindedir. Hizmet edecekseniz realist olmakta fayda var.

YOL AYRIMIM: ÖZAL İLE ÇALIŞMAM

Hayatımın yol ayrımı Özal ile tanışıp, birlikte çalışmaya başlamamdır. Özal, Amerika’dan dönüp havaalanında parti kuracağını açıklayınca Halil Şıvgın ile birlikte İstanbul’a gittik. Sadıklar Apartmanında görüştük. Özal, “Seni kimden soralım?” deyince “Yozgat’ta avukatım. Şehrin telefon rehberini alın istediğinize sorun” dedim. Meğer tam Özal’ın mizacına uygun cevap vermişim. “O çocuğu gözüm tuttu” demiş. Kurucu yaptı ama veto ettikleri için milletvekili olamadım. Vetonun nedenini bilmemek kötüydü. Kenan Evren, Yozgat’a geldiğinde vetolardan bahsedince meydandaki herkes dönüp bana baktı. O vetonun sebebini hâlâ da bilmiyorum. Eski defterleri de karıştırmam.

SÖZCÜLÜK: SIĞ BİR GEÇMİŞİM YOK

Sözcü olmak kolay değil. Ben ne tatlı su özgürlükçüsüyüm ne de tatlı su muhallebicisi gibi lafının arkasına hayatını koyamayacak sığ bir geçmişim yok. Şu 6-7 sene içerisinde Türkiye demokrasi adına çok badirelerden geldi geçti. Yanlış ya da doğru, söylediğim her fikrin arkasında benim hayatım var. Siyasette kalıcı olmamın sebebi budur.

27 NİSAN: O GECE NEREDEYDİNİZ?

Spiker olmakla içinde bulunduğunuz bir kararı açıklamak birbirinden farklıdır. Spikerlikten ibaret olsa yazılı açıklama yapardım geçip giderdi. Biz spikerlik yapmadık. 27 Nisan’ın ayrıntılarını konuşmaya şartlar daha müsait değil. Kim benimle ilgili bir şey diyorsa "27 Nisan gecesi neredeydiniz?" derim. Sabah ola hayrola deyip yorganı kafasına çekenlerin hiçbirinin bana bu konuda bir şey demeye hakkı yoktur.

KAPATMA DAVASI: NEDEN YASAKLI LİSTESİNDE YOKTUM?

Bunu başsavcıya sormak lazım. Abdestinden şüphesi olan namazını tartışmaya açar. Davayı ben açmadım, ben açılmasını istemedim. Açılmasının doğru olmadığını da ben savundum. Bu yakıştırmayı yapanlar nerede? O dosyada yer almak bir kahramanlık mı? Ne bir eksikliktir ne bir fazlalıktır.

ALIŞKANLIKLARIM: HİÇ SİGARA İÇMEDİM

Aşağı yukarı her gün yüzme imkânım varsa yüzerim, yoksa yürürüm. Tekel zamları doğduğumdan beri beni hiç ilgilendirmez. Hiç sigara içmedim. Merak edenlerin hali merdiven çıkarken belli oluyor.

EŞİM: BAŞKA HAYAT TARZI BİLEMEDİ

Avukat olmaya lisede karar vermiştim. İstanbul Hukuk’u birincilikle bitirdim. Eşimle Yozgat’ta avukatlığım sırasında tanıştım. Altı sene öğretmenlik yaptı. Üçüncü çocuğumuza bakmak problem olunca kendi isteğiyle mesleğini bıraktı. Başlarda siyaset yapmamı istemedi. Sonra alıştı. Zaten başka hayat tarzını da bilmedi. Evlendiğimin ertesi günü ilçe kongresine gittim. Eşimin başı örtülü, kızımın ise başı açık. Evimde devletin istediği de var milletin istediği de.

FENERLİYİM: HEDİYE ANAHTARLIKLA BAŞLADIM

Bizim köyde spor il müdürlüğü yapmış biri vardı. Onun sporcu bir akrabası bir yaz köye geldi. Elinde de renkli bir anahtarlık vardı. "Bu Fenerbahçe’nin amblemi" dedi. "Nedir Fenerbahçe?" diye sordum. "Top takımı" dedi. Bir tane de bana verdi, hoşuma gitti. Ondan sonra olduk Fenerli.

HAYATIMIN EN’LERİ

- En büyük korkunuz?
- Yanlış anlaşılmak.

- En çok neye dokunmaktan hoşlanırsınız?
- Torunlarıma.

- En sevdiğiniz tatil kenti?
- Edremit

- En sevdiğiniz yemek?
- Kuru fasulye. Kendim yaparım da onun için...

- En sevdiğiniz tarihi kişilik?
- Son 25 yıl açısından düşündüğümde Özal başta gelir.

- En sevdiğiniz film?
- Kovboy filmlerini çok severim. Bugünlerde Prison Break (Hapisaneden kaçış) dizisini kaçırmam.

- En sevdiğiniz (müzik) sanatçı?
- Bekir Sıtkı Sezgin, Bahadır Özüşen

- En iyi dostunuz?
- Abdülkadir Aksu, Ali Coşkun, Necati

- En sevdiğiniz koku?
- Ihlamur

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 2 AĞUSTOS 2009

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).