BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ

KIRLANGIÇ YUVASI / 14

BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ

Bakkal defterleri neden aşağılanır bu ülkede? Bu soruya takıldım son günlerde. Hâlâ kenarda kıyıda kalmış bir kaç mahalle bakkalını dolaşıp, göz ucuyla defterine göz attıktan sonra hatırladım.

İlkokula başladığımız yıllarda bize iki defter tuttururdu öğretmenimiz. Bir temiz defter, bir de karalama defteri. Her iki defter de kırmızı ya da mavi kâğıtlarla kaplanır; üzerine çizgili etiketler yapıştırılırdı.

Öğretmenimiz sadece temiz deftere bakar, orada gördüklerine dayanarak not verirdi. Karalama defteri ise bir kenarda durur, öğretmenimizin hiç ilgisini çekmezdi.

Birkaç gün içinde, iki defter arasında belirgin bir fark ortaya çıkardı. "Temiz defter" düzgün, özenli yazılarla bezenir; "karalama defteri" ise adının hakkını vermek istercesine karmakarışık yazılarla dolardı. Sayfalarının köşeleri kıvrılır, kabı yırtılır, kirlenirdi. Temiz defterin üzerine titrer neredeyse kutsarken, karalama defteri yerlerde sürünür, aşağılanırdı.

Sanırım bakkal defterleri, ilkokulda tuttuğumuz karalama defterlerini çağrıştırıyor bizlere. O saplantımız nedeniyle aşağılıyoruz bakkal defterlerini.

Gerçekten bakkal defterleri, özensiz, yırtık pırtık ve karmakarışık halleriyle karalama defterlerine benzer. Onlara da alabildiğine hoyrat davranılmıştır...

Siz bakmayın görüntüsüne, eciş bücüş rakamlarla dolu bakkal defterleri, işlevini yerine getirmekte kusursuzdur. Her ne kadar "Yaz deftere al haftaya" deyip geçseniz bile borcunuzu kuruşu kuruşuna gösterir, asla unutmaz.

Ödenmemiş hesaplar kapanmadan kesinlikle yeni sayfalar açılmaz bakkal defterinde...

BEYAZ SAYFANIN SAHTELİĞİ

Üzerine titrediğimiz temiz defterler ise bu denli gerçekçi değildir çoğu zaman. Hesapları ödemeden yeni bir sayfa açabilirsiniz. Oysa beyaz sayfalar yalancı dünyalar yaratmaya müsaittir.

Hele salt sayfaların beyazlığına, temizliğine vurgunsanız, bir önceki sayfayı kolayca unutabiliyorsanız yandınız demektir...

Temiz defterleri kutsayan bir millet olduğumuzu fark edip, bu özelliğimizi en iyi kullananlardan biri Tansu Çiller. DYP Genel Başkanı seçildikten kısa bir süre sonra "Beyaz Sayfa açması" da bunun kanıtı.

Peki sonra ne yaptı? O sayfa kirlendi, yeni bir sayfa açtı. O kirlenince de bir yenisini. İnsanların bir önceki kirletilmiş sayfayı unutmasını umdu hep...

Ne yazık ki, böyle davranmakta haksız da sayılmaz. Ne de olsa Çiller, hesap ödemeden ilerleyen ne ilk politikacı ülkemizde, ne de sonuncu olacak.

Geçmişe şöyle bir bakalım. 1950’de iktidara geldiğinde Başbakan Adnan Menderes ne demişti?

"Devri sabık yaratmayacağız..."

Bu cümlenin tek anlamı vardı; seçim meydanlarında yerden yere vurduğu tek partili dönemi yargılamayacak, o sayfayı hemen kapacaktı! Öyle yaptı, DP iktidarı kimseye hesap sormadı!

Menderes çizgisinin uzantısı olan Süleyman Demirel de aynı çizgiyi izledi. Demirel, aynı düşünceyi farklı sözcüklerle ifade etti:

- Dün dündür, bugün de bugün...

Bülent Ecevit. 1970’lerde Demirel’in rakibi olarak siyaset sahnesine girdiğinde artık "sünger" günlük yaşamımıza girmişti; oradan esinlendi:

- Geçmişe sünger çekeceğiz.

Turgut Özal, Erdal İnönü, Necmettin Erbakan ve Mesut Yılmaz da geçmişi aklayarak ilerlediler. Hatta 1991’de iktidara gelen DYP-SHP iktidarı, seçmenlerden "Hesap soracağız" diye oy almasına rağmen bunu yapmadı. Çiller ve Yılmaz daha ileri gidip, karşılıklı olarak birbirlerini aklayarak hesap sorulması ihtimalini ortadan kaldırdılar.

Durum bu olunca da Türkiye’de politikacılar, hesap vermeden ilerlediler hep. Bir tek askerler, darbe dönemlerinde hesap sordu onlara. Ama politikacılar bir kere bile askerlerden hesap isteyemediler. Ne 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, ne de 12 Eylül’de!

Kendileri hesap ödememeyi alışkanlık haline getirenler başkalarından nasıl hesap isteyebilir? Tabii ki isteyemez...

TUTARLILIK ÇOK MU ZOR?

Başkalarından hesap isteyebilmek için kendi geçmişinde tutarlı bir çizgi izlemek, zikzaklar çizmemiş olmak gerekir. Tutarlılık da tek başına yetmez. Gerçekten temiz ve cesur olmanız da zorunludur. Yoksa hesap soramazsınız ya da hesap sorulan duruma düşersiniz.

Maalesef Türkiye’de böylesi politikacılar bulmak her zaman zor oldu. İktidarlar, hesap soramayan türden politikacılar tarafından işgal edildi. Hesap sormak bir yana kendileri de hiçbir zaman hesap ödemeye yanaşmadılar. Zaten kimse de üstelemedi...

Halbuki dünyadaki uygulamalar tam tersi. Politikacıysanız hesap ödemeye hazır olmanız gerekir. Örnek mi? Clinton, dünyanın süper devletinin süper başkanı iken bir kadınla ilişkisi yüzünden olmadık durumlara muhatap oldu; bedelini ağır ödedi.

ABD Başkanı olmasının ona "hesap ödememe" ayrıcalığı tanımadığını başkanlıktan ayrılmadan iki ay kadar önce çıktığı İngiltere gezisi sırasında bir kez daha öğrendi; bir pubdan 36 dolarlık hesabı ödemeden ayrılması olay haline geldi; The Mirror gazetesi"Bill’in hesabını ödedik" diye manşet attı.

Bu olay Türkiye’de olsa, lokantanın sahibi, bir kere hesabı istemekte zorlanırdı herhalde. Sonra istese de alamazdı, devlet adamının hesap ödememesi doğal karşılanırdı.

İnanmazsanız, halen yaşadığımız ekonomik krizin seyrine bakın. Ortada bir sorumlu var mı? Olmaz. Başbakan Bülent Ecevit, bu ülke insanlarının bir anda yüzde 40 fakirleşmesinin hesabını ödeyecek mi?

Ödemeyecek tabii ki. Bu kriz de "Ödenmemiş Hesaplar" hanesine kaydedilip geçip gidecek. Ecevit de "Temiz Sayfa" sevgimize güvenip yeni bir "Beyaz sayfa" açacak. O olmazsa başka bir sayfa...

Emin olun, yerine gelecekler de eski sayfalara bakma gereği duymayacak, öyle yaşayıp gideceğiz.

Faruk Bildirici / Tempo / 8-14 Mart 2001

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).