ALAADDİN YÜKSEL

GÜÇLÜYÜ GÖSTEREN PUSULASI HEP ELİNDE

Meclis’teki Susurluk Komisyonu’nda ifade verenler arasında açık sözlü ender insanlardan biriydi Alaaddin Yüksel. Emniyet Genel Müdürü olmasına rağmen polis teşkilatından yakınmakta sakınca görmemişti:

“Annesi fuhuştan kayıtlı, babası 17 yıldır cezaevinde, oğlu sokakta kalmasın diye polis yapmışız.”

En büyük şikâyeti, polis teşkilatındaki çeteleşme, bazı polislerin mafya gruplarıyla ilişki içinde olmasıydı. Göreve geldiği günden itibaren Emniyet teşkilatı içindeki bu yapıları temizlemeye adadı kendini. “Söylemez Kardeşler çetesi operasyonu”nu başlattı, Susurluk olayı hakkında soruşturma açtı; polislerden malvarlığı beyanları toplayıp yasadışı servet edinenleri belirlemeye çalıştı.

Teşkilattan gelmediği için zaaflarını daha rahat görebiliyordu Emniyet’in. Bürokrasi kökenliydi. Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş, yıllarca Anadolu’da kaymakam olarak dolaştıktan sonra Trabzon Valisi iken atanmıştı bu göreve.

Genel Müdürlükte bir bürokrattan beklenmeyecek ölçüde ataktı. Kendisinden önceki Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın kadrosunu görevden alıp, Ağar döneminin izlerini silmeye çalıştı. Uzun sürmedi emniyetteki operasyonları. Mesut Yılmaz hükümeti yıkılıp, yerine Çiller destekli Erbakan hükümeti kurulunca siyasi destekten mahrum kaldı Yüksel. O da 28 Şubat’ın sert rüzgârına uyup askere dayadı sırtını. Güç askerdeydi o aralar…

Makama gece baskını

DYP’li İçişleri Bakanı Meral Akşener söz geçiremediği Yüksel’den rahatsızdı. Uzaklaştırmak için fırsat kolluyordu. Dokuz ay kadar tahammül ettikten sonra 1 Nisan 1997’de harekete geçti Bakan. Kararname çıkaramasa da Yüksel’i “bakanlık oluru”yla görevden aldı. Fakat Yüksel, “Kararnameyle geldim kararnameyle giderim” deyip rest çekti Akşener’e. Cumhurbaşkanı Demirel de bir mektupla sahip çıktı ona.

İki gün boyunca garip bir durum yaşandı Emniyette. Yüksel, yeni görev yeri Çankırı Valiliği’ne gitmek bir yana makam koltuğundan kalkmıyordu; Hakkari Valiliği’nden vekaleten Emniyet Genel Müdürlüğü’ne atandığı açıklanan Kemal Çelik de Ankara’ya gelmişti ama Emniyete gidemiyordu.

4 Nisan gecesi Emniyet, görülmemiş bir baskına sahne oldu. Akşener, öfkeliydi. Geceyarısı bakanlıkta topladı ekibini. 03.30 sıralarında yeni Genel Müdürü, İstihbarat Daire başkanı Bülent Orakoğlu ve polisleri yanına alıp emniyete gitti.

Yüksel odasının kapısını kilitleyip gitmişti. “Kapıyı kırın” talimatı verdi Akşener. Kapı kırılınca da önce kendisi oturdu Genel Müdür koltuğuna. Genel Müdür Yardımcılarını çağırttı, “Yeni Genel Müdürünüz Kemal Çelik’tir” dedi. Oradan ayrılmadan önce kapı kilitlerini değiştirtmeyi de ihmal etmedi.

Yüksel kolay pes etmedi, hemen yargıya başvurdu. Danıştay, iki kez göreve iade etse de sonunda Balıkesir Valiliği’nde buldu kendini.

Kayıp silahlar

Akşener, Yüksel’i görevden almak için kapı kırmayı, gece baskını yapmayı neden göze almıştı? Bu soruya Akşener ve Yüksel’in yanıtları farklıydı doğal olarak. Akşener’e göre, “Yüksel, askerlerle işbirliği yapıyor, sivil iradeyi dinlemiyor, hem de Kuran kurslarına baskınlar düzenliyordu. “ Akşener’in, kızgınlığı yıllarca dinmeyecek, Meclis’te kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu’na bilgi verirken de Yüksel’i “28 Şubat’ın askerci bürokratı” olarak tanımlayacaktı.

Yüksel, askerle yakın ilişkisini reddetmiyordu zaten. 1990 yılında Harp Akademileri– Milli Güvenlik Akademisi’ni bitirmiş olmasıyla övünen bir bürokrattı nihayetinde. Ama Akşener ile asıl sorunun Susurluk olayı ile bağlantılı “Kayıp silahlar” ın araştırılması için bakanlığa yazı göndermesi olduğunu savunuyordu. (Fatih Altaylı, 17 Eylül 1997, Hürriyet) Aslında Susurluk’u araştıran Kutlu Savaş da İçişleri müfettişlerinin “Kayıp silahları” örtbas ettiğini saptamış ama bundan ötürü Akşener’i değil, Yüksel’i suçlamıştı. Hatta bunu Yüksel’e gönderdiği mektupta açıkça da yazmıştı.

Genel Müdürlük sonrasında Yüksel hakkında bir de “polis müfettişlerinin Musevi asıllı para taciri Nesim Malki’nin öldürülmesiyle ilgili bilgi notunu hasır altı ettiği” iddiası ortaya atıldı. Yüksel, nottan haberi olmadığını söyleyip reddetti ama sonra raporun Özel Kaleme teslim edildiği yazıldı haberlerde.

Çağdaş güvenlik mühendisliği

Yüksel, üç yıl kaldı Balıkesir Valiliği’nde. Dikkate değer bir çıkışı olmadı o zaman. Herkesle arasını iyi tuttu hep. Devletin bürokratı olarak siyasi iktidarlarla hiç problem yaşamadı. İktidar, biat eden bürokratından ne ister ki başka?

Balıkesir’den İzmir’e, oradan Antalya’ya ve sonunda da iki yıl kadar önce Ankara Valiliği’ne atandı. Kadroların hızla yenilendiği Türkiye’de Yüksel’in yükselişi azımsanacak bir başarı değil doğrusu. 19 yıl valilik yaparak, ilki Süleyman Demirel, sonuncusu Tayyip Erdoğan olmak üzere yedi başbakan ile çalışabilmek epey hüner ister.

Fakat geriye bakınca Yüksel’in valiliklerinden geriye kalanlar öyle büyük projeler değil. İzmir Valiliği’nden hatırlanan Kordon’da “içki servisi” yasağı girişimi, Tabzon’da Muhteşem Kanuni Vakfı’nı kurdurması, Antalya’da ise Dünya Çevre Gününde “b.. götüren, kanalizasyonu yoldan geçen kasabalar, ayran festivali yapıyor’’ diye konuşması…

Ankara Valiliği, protokol işidir ağırlıklı olarak. Başbakanın, Cumhurbaşkanlarının uğurlanması, karşılanmasıyla geçer Ankara Valilerinin zamanının çoğu. O nedenle İstanbul valileri gibi şöhret olamaz Ankara Valileri.

Yasaklar ve barikatlar

Oysa Yüksel tanınmayı, yasaklarla başardı. Gençlerbirliği taraftarlarının açtığı “Çizgi Metin gözün arkada kalmasın. Sol çizgi boş kalmayacak” pankartını indirtmesi bu yasaklarından sadece biriydi. Yaşamını yitiren futbolcu Metin Kurt için açılan pankarttan rahatsız olmuştu Vali.

Yürüyüş ve mitinglerden de hoşlanmıyordu. Harp Okulu öğrencilerinin Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin yıldönümü nedeniyle her yıl düzenlediği “Garnizon Koşusu”na izin vermedi. Bu bir ilkti. Şehit ve Gazi ailelerinin Tandoğan’daki mitingine yasak koydu. İzinsiz eylemlerde de polisin sert müdahalelerine onay verdi. KESK ve Eğitim Sen’in 4+4+4 eğitim sistemini protesto eylemlerini gazla, copla dağıtan polis için yayınladığı kutlama mesajında veciz ifadeler kullandı:

“..çağdaş güvenlik mühendisliğinin emsalsiz örneğini ortaya koyan Ankara polisi mevzuatta öngörülen tüm görevlerini yerine getirmiştir.”

Polisin zaaflarını görebilen bir bürokrat olmaktan çıktığının da göstergesiydi aslında bu açıklama. Dışarıdan bakamayacak kadar bütünleşmişti polisle ve iktidarla. Yine de 28 Şubat’taki konumuyla ilgili hatırlatmalar artmıştı son zamanlarda. Valilikten alınacağı söylentileri çıkmıştı o yüzden.

Yerini korumak için Cumhuriyet bayramı kutlamalarında Birinci Meclis önüne barikat kurdurması kaçınılmazdı. Başbakan Erdoğan’ın talimatı dışına çıkamazdı. Ama belki barikatları sonradan kaldırması da Cumhurbaşkanı Gül’ün hassasiyetine yanıt verme çabasıydı! Güç dengelerine ayarlı pusulası öylesine hassas ki, olabilir de…

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 4 KASIM 2012

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).