ABDULLAH AVCI

KÜTÜĞÜNDE KASIMPAŞA YAZIYOR

İnsanların hayatlarına yön veren çoğu kez seçimleridir. Doğru seçimler yapamazsanız, yeteneğiniz olsa da başarıyı yakalamak zorlaşır. Abdullah Avcı’nın, doğru seçim yapmak konusunda sorunu oldu başlangıçta. Futbolda hak ettiği yere de gelemedi o yüzden.

Kasımpaşa’daki mahalle maçlarından çıkıp, Vefaspor’un genç takımından sonra, Fatih Karagümrük’te oynadığı sırada parlamıştı yıldızı. Galatasaray ve Beşiktaş, transfer için peşine düşmüştü. Beklenen, Galatasaray’ı seçmesiydi. Babasının etkisiyle küçük yaştan itibaren Galatasaray taraftarıydı.

Ama Avcı, Çaykur Rizespor’u seçti. "Birtakım dengelerden dolayı" seçmek durumunda kalmıştı Rizespor’u.(Ayşe Arman, Hürriyet Pazar, 27 Kasım 2011) Şüphesiz ailesinin Rizeli olmasının da etkisi vardı bu kararında.

İyi bir forvetti. Özellikle hava toplarında etkili vuruşlar yaptığı için arkadaşları ona "Uçan kafa Apo" diyorlardı. (Fanatik, 18 Kasım 2011) Rizespor’da forma giydiği ilk yıl, şampiyonluğa giden Galatasaray’a attığı gol uzun süre konuşuldu.

Fakat ikinci sezondan itibaren inişe geçti başarı grafiği. Rize’ye gittiği için pişmandı ama iş işten geçmişti. Artık büyük takımların kadrosuna almak istediği bir golcü değildi. 1988’de K. Maraşspor’un yolunu tutmak zorunda kaldı. 

Sonra da Bakırköyspor, Kasımpaşa, İstanbulspor derken Küçükçekmece, Nişantaşıspor’da top koşturdu. İkinci ve üçüncü lig takımlarında bile oynama azmi bulmasını sağlayan her şeye rağmen tükenmeyen futbol sevgisiydi. Jübilesini İstanbulspor’da yapsa da sonra arkadaş hatırına bir yıl daha amatör kümedeki Vefa’da oynadı.

Eğitimde yanlış seçim

1999’da futbolu bıraktığında 35 yaşındaydı. İyi ve marka giyinmek gibi pahalı alışkanlıklar edinmişti. Alışveriş delisiydi, saat koleksiyonu yapıyordu. Ama bu yaşam standardını sürdürecek bir mesleği yoktu.

Liseden sonra okumamıştı. 50 yıldır berberlik yapan babası, onu Gemi Meslek Lisesine yazdırmak istemişti. Oğlunun tersanede çalışıp hayatını kurtaracağını düşünüyordu. Abdullah Avcı ise Beyoğlu Ticaret Lisesi’ni tercih etti.

Zaten okumakta gözü yoktu, varı yoğu futboldu. Liseden sonra Spor Akademisi’ne gitmeyi aklından geçirdi bir ara. Antrenmanları aksatmamak için vazgeçti bu fikirden. Futbol ve eğitimin birlikte yürümeyeceğine inanıyordu.

Yıllar sonra anlayacaktı bu seçiminin de yanlış olduğunu. Futbolcu olmak isteyen gençlere eğitimlerini ihmal etmemelerini tavsiye edecekti:

"Futbolcu adayları eğitimlerini bırakmadan hayatlarını programlamalı. İkisi bir arada yürür mü? Yürür. Bu çok istemek ve çalışmakla alakalı bir şeydir."

Üniversiteye gitmemekten kaynaklanan açığını kapatmak için sürekli kitap okuyordu. Medyayı dikkatle takip ediyor, vizyona giren filmleri kaçırmıyordu. Çünkü gözünü teknik direktörlüğe dikmiş, kendisini geliştirmek istiyordu. Teknik direktörlük, biraz da liderlik demekti. O da sahipti bu özelliğe. Kasımpaşa’da arkadaşları hep "Apo önden giderdi, beş kişi de arkasından" demişlerdi onun için.

İkinci dönem doğru seçim

Teknik direktörlük dönemine İstanbulspor’da Ziya Doğan’ın yanında başladı. Sezon sonunda Doğan ayrılınca, kalan yedi maçta Aykut Kocaman ile birlikte çalıştırdı takımı. Üç yıl sonra geçti rüyalarının takımı Galatasaray’a. Teknik direktörlükte çıkışı da orada yakaladı. 2004-2005 sezonunda PAF Ligi şampiyonu oldu çalıştırdığı genç takım.

En önemlisi, o gençlerin arasından Arda Turan gibi geleceğin yıldızlarının çıkmasıydı. Arda Turan’ı beğeniyordu Avcı. Zeki, terbiyeli, esprili buluyordu onu. Çok sevdiğini anlatmak için "Kızım olsa Arda’ya verirdim" bile demişti.

Galatasaray’daki başarı, Avcı’yı 17 Yaş Altı Milli Futbol Takımına taşıdı. Bu takımı da tarihinde ikinci kez Avrupa şampiyonu yaptı. Gençler, Peru’daki 2005 Dünya Şampiyonasından da dördüncülükle dönünce Avcı’nın ünü perçinlendi.

Yine bir yol ayrımına gelmişti. Lig takımlarının peşine düştüğü teknik direktördü artık. Yanlış seçim yapmaktan onu alıkoyan İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un başkanı Göksel Gümüşdağ oldu. Avcı, onun takımına geçmekle ne kadar doğru yaptığını zamanla daha iyi anlayacaktı.

Teknik direktör olarak başarısı bir yana Avcı için Gümüşdağ ile dostluk, iktidara yakınlaşmak anlamına geldi. Gümüşdağ’ın, 2006’da Emine Erdoğan’ın abisinin kızı Müge Gülbaran ile evlendiği nikâhta Başbakan Tayyip Erdoğan ile tanıştı Avcı. Gerçi Kasımpaşa’da futbol oynarken seyretmişti birkaç kez ama hiç görüşmemişti. İkisi de hem Kasımpaşalı, hem de aslen Rizeliydi. Hatta Avcı’nın annesi, Başbakanın komşu köyündendi.

Yere yatsana Avcı

Avcı’nın, İstanbul Büyükşehir’deki açılış yılı muhteşemdi. Takımı Süper Lige çıkararak, kariyerinde büyük bir hamle yaptı. Ardından gelen beş sezon boyunca da istikrarlı bir yönetim sergiledi. 2007’de Galatasaray’dan gelen teklifi kabul etmedi. İstanbul BB, onun yönetiminde Süper Ligin güçlü ve korkulan takımlarından biriydi. Ligi hep üst sıralarda tamamladı İstanbul BB.

Hatta 2011 Türkiye Kupasında da final oynadı, penaltılar sonucunda kaptırdı Beşiktaş’a. Maç sonrasında havaalanında Beşiktaşlı taraftarlar, "Avcı yere yatsana" diye bağırdılar. Aslında Beşiktaşlılar, son üç sezondur tribünlerden söylüyorlardı bu sloganı. Önceki maçlarda İstanbul BB’li futbolcuların zaman geçirmesini protesto için doğmuştu "Abdullah Avcı yere yatsana" sloganı. Beşiktaşlı taraftarlar Avcı’ya da kızgındı. Bir maçta küfretmiş, sonra da "Hakeme küfür etmedim. Sözlerim bizi taraftarın önüne atan Beşiktaşlı Tello’yaydı" diye savunmuştu kendini.

Aslında maçlarda genelde sakin, efendi bir profil çiziyordu Avcı. Sinirlense bile tepkisini kolayca dışa vurmuyordu. O gün Kayseri havaalanında yine kendini tutamadı, "Yere yatsana" diye bağıran Beşiktaşlılara saldırdı yanındaki futbolcu ve taraftarlarla. Kavga sonunda 30 kişilik Beşiktaşlı grubu yerdeydi, fena dayak yemişlerdi.

İlginçtir, Avcı özür dilemedi, yapılanın yanlış olduğunu da söylemedi. "Hepimizi kuzu sanıyorlar ama kütüğümüzde Kasımpaşa yazdığını unutuyorlar. Hepimizin bir sabrı var" dedi sadece. Haklı görüyordu kendini.

Bu olay kariyerinde olumsuz iz bırakmamış olacak ki, birkaç ay sonra Hollandalı Hiddink’in ayrılmasından sonra Milli Takım için akla gelen ilk isimlerden oldu. Gerçi Ertuğrul Sağlam, Mustafa Denizli, Şenol Güneş gibi teknik direktörlerin de adı geçiyordu adaylar arasında.

Aralarından kolay sıyrıldı Avcı. Dikkate değer bir tesadüfle, teknik direktörlük döneminde onun hamisi durumunda olan Göksel Gümüşdağ, Futbol Federasyonu Başkanvekiliydi o günlerde. Milli Takım Teknik Direktörlüğü için yıllığı 1.5 milyon Euroya imza attığı törende gülümsüyordu Gümüşdağ.

Milli takım için yeterince deneyimi olmadığı eleştirileri geldi. Cemaat kontenjanından bu göreve getirildiği de yazılıp çizildi. Avcı, rahattı bu iddiaları yanıtlarken. "Elhamdülillah Müslümanım. Laik cumhuriyetin bir çocuğuyum. Nasıl bir yaşamım olduğunu isteyenler araştırabilirler."(Spor Toto Süper Lig)

"Türk futbolunu yeniden yapılandırmak" gibi büyük bir iddiayla başladı Milli Takımda. Hazırlık maçları sırasında takımla birlikte Cuma namazlarına gitmesi önemli bir farklılıktı eski dönemlerle. Milli Takıma getirdiği bir yenilik de, Trabzonspor’dan hiç oyuncu çağırmamaktı.

İlk sınavı, 2014 Dünya Kupası eleme maçlarıydı. Milli Takım başarılı bir futbol sergileyemediği gibi üst üste yenilgiler aldı. Romanya ve Macaristan’a da yenilip, Türkiye’nin Dünya Kupasına gitme hayali suya düşünce eleştiri okları, haklı olarak ona çevrildi.

İstifa bekleyenler yanılıyordu. Abdullah Mucip Avcı, iniş çıkışlı, zorlu bir süreçten geçerek gelmişti oraya. İnatçı, kolay vazgeçmeyen, darbelere alışık kişiliği izin vermez bırakmasına. O, bir Kasımpaşalı.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 21 EKİM 2012

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).